1. sayfa - 2 sayfa var 12 SonuncuSonuncu
13 sonuçtan 1 ile 10 arası
  1. #1
    www.siirtliler-board.net Array
    Üyelik tarihi
    07.04.2009
    Mesajlar
    3.381
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Çanakkale Geçilmez!!! 18 Mart

    [YOUTUBE]ptoh1XsoiZE[/YOUTUBE]

    Kod:
    http://www.youtube.com/watch?v=ptoh1XsoiZE&feature=player_embedded



    'Bu bölümde hem Çanakkaleli olup hem de Çanakkale Cephesi'nde savaşmış gazilerimizin anılarını bulacaksınız. 1981 yılında yayınlanan ve "Yaşayan Çanakkaleli Muharipler" adını taşıyan bu kitapta yer alan Cahit Önder tarafından mülakat yapılan ve fotoğrafları çekilen gazilerimizden hiçbiri bugün hayatta değillerdir.'


    1
    .Ahmet Başaran
    2.Ahmet Fethi Türkan
    3.Ali Arslan
    4.Ali Demirel
    5.Apti Topal
    6.Hakkı Tuna
    7.Halil Koç
    8.Mustafa Aksoy
    9.Mehmet Oral
    10.Mehmet Öztürk
    11.Mehmet Yavaş
    12.Osman Kaçmaz





    AHMET BASARAN

    Yenice-Çınarcık Köyü’nden.

    Tahir Oglu Ahmet benim adım. 1303 (1887) dogumluyum. 94 yasındayım. 6 yıl askerlik

    yaptım. Çanakkale cephesinde agır topçuydum.

    Çanakkale’ye ilk vardıgımda Çimenlik Kalesi’nde 60-70 gün talim yaptırdılar. Sonra bizi

    bölüklere dagıttılar. Ben 6. Bölüge düstüm... nara Kalesi’ne verdiler. Nara Kalesi’nde 6 ay

    filan durmustuk ki, seferberlik ilan edildi. Bizi dardanos Bataryalarına gönderdiler.

    Dardanos’ta 5. Bölüge verdiler. Biz 150 kisi kadar vardık. Basımızda yüzbası Ahmet Bey

    vardı. 7.5’luktu toplarımız. Biz seri atesli toplardaydık. 4 topumuz vardı. Mermileri aynı

    tüfek fisengine benzerdi...kucaklayıp kakardık topun içine. 18 Mart günü Kepez’in altında

    bulunuyorduk. Düsman gemileri, hep zırhlı tabii. Selanik açıklarından ates ede ede

    geliyorlar. Kumkapı ve Seddülbahir taraflarını atese tuttular. O taraflardaki tabyalar ates

    içinde kaldılar. Toplar paralandı...cephanelikler tutustular. Bir zaman sonra Kumkale ve

    Seddülbahir’deki bataryalar sustular. Düsman Zırhlıları ates ederek bogaza yaklastıkça

    bizim de mesafemize giriyorlardı. Intepe ve Çakaltepe Bataryaların atese baslamalarından

    sonra, biz de bizim mesafemize girince basladık zırhlılara atese.

    Ben mermi sürüyordum. 2. erdim topta. Çanakkale Bogazı karabulut gibi gemi doluydu.

    Hangisine atarsan at.Aksamüzeri gün inmeye yakın düsman zırhlılarından birisi bizim

    önümüzde battı. Bize yakındı. Ya Kilitbahir’den, ya Hamidiye Tabyası’ndan attılar. Kepez

    çayı’nın denize döküldügü yeri bile geçmisti. Çanakkale’ye yakınlasmıstı. Mermi geldi

    zırhlıya. Denizin dibine kaynadı gitti.

    O gün, batanı battı, batmayanı geri çekilip kaçtı...Gittiler...

    18 Mart’ın ilk günü bizim tabyada 11 kisi sehit vermistik.

    Sogandere, Kerevizdere taraflarında dagıldılar...Geriye gittiler düsman

    zırhlıları...Toplarımızın önlerine çam agaçları dikerdik. Gavurlar görmesin diye.

    Çam agaçlarını geceleri sökerdik. Geceleri projektörümüz vardı. Yakardık...Düsman

    zırhlılarına onunla ates açardık. Projektörümüzü parçalamak için çok mermi attı kafir.

    Yapamadı bir sey...

    O gün gece yarısı da geldiler. Batan zırhlılarının yerini arastırdılar. Biz de verdik atesi.

    Gerisin geriye gittiler...Sabaha karsı oldu bu...

    Ertesi gün düsman gemileri tekrar hücum ettiler...Gene olmadı. Sonra aksam sabah hücum

    ettiler gemileriyle bogaza...Gene olmadı...Vazgeçtiler...Hücumu kesti gemiler. Sonra geri

    çekilip verdi topu Seddülbahir’e...Verdi topu...Topuyla bizim askeri kırıp kendi askerini

    çıkardı...

    Denizden balon kaldırıyordu. Ben gördüm. Keleter gibi bir sey. Kalkıyor havaya. O zaman

    asker arasında "Balon Çıkarıyor" derlerdi. Balon çıkardıgını görünce, biz saklanırdık. Çünkü

    bizi görürmüs balondan...Toplar patlamaya baslardı ardından...

    Bizim kogusun yanlarına da çok mermi düstü. Ancak kimseyi öldürmedi.

    .....

    Bir gün nöbete gidiyordum. Aceleyle potinlerin birinin iplerini baglamamısım. Bir arap subay

    vardı. Görmüs beni çagırdı...Iki tokat çekti.

    -Simdi büyük bir amir gelse, ben ne diyecegim, dedi.

    Bana öfkesinden gidip kogusların arkasındaki igde agaçlarının dibine oturdu. O sırada bir

    bomba düstü...Topragı altüst etti...Yakın düsmüs kafirin mermisi...Subaylar, çavuslar kosup

    gittik.

    -Korkmayın...Korkmayın...bende yara yok, dedi.

    .....

    Bizim bölügün yanında baska bir bölük daha vardı. O bölügün toplarından birine bir düsman

    mermisi düsmüstü. Subayları vardı Hasan Efendi diye...O sehit düsmüstü

    orada...kumandanlarıydı...Simdi Hasan Mevsuf dedikleri yerde...18 kisi de

    yaralanmıstı...Ben görmüstüm onları orada...

    .....

    Bizim tabur kumandanımız Binbası Mustafa Bey, bölük kumandanımız Yüzbası Ahmet

    Efendi’ydi. Birligimi de söyle söyleyeyim: 3. Agır Topçu Alayı, 1. Tabur, 5. Topçu Bölügü.

    Çanakkale’ye yakın Kepez yolunun altında bir gemimiz vardı bizim. Çanakkale’yi bekliyordu.

    Düsman gemileri, deniz altından bomba yollayıp torpille batırdılardı. Hatta batmadı gemi

    de, yan yattıydı da, askerleri bir istimbot gelip almıstı Çanakkale’den...Bir gün de bizim

    dısarıya çıkıp gavur gemilerini bombalayan bir gemimiz yaralanmıs geri dönüyordu. Adını

    bilemeyecegim. Yavuz mu, Turgut mu, bilmem. Bogaz’dan içeri girip nara’ya gitmisti. Biz o

    zaman selama durmustuk.

    .....

    Sonra harp bitti. Silahlar terk edildi. Sabaha kadar kimse kalmasın burada, dediler. Ben de

    o zaman köye döndüm.

    .....

    Bir zaman sonra Anzavur çıktı orta yere. Kuvayi Milliye’ye karsı. Köyden de Anzavur’a asker

    topladılar. Sonra gidenler de kaçıp geri geldiler. Çetecilikti ortalık...Karma karısıktı...

    Milliler de vardı Yenice’de. Anzavur’un elinde bir de top varmıs...Havaya uçuyor...Milliler

    bozuldular o zaman Yenice’de...Ben köydeydim. Bunları duydum...Anzavurcular sonra

    Agunya taraflarına kadar gitmisler. Onlar da oralarda bozulup dagılmıslar.

    Yunanlılar köyümüze geldiler. Çok dövdüler milleti. 100 kisi kadar vardılar. Yunan askerleri.

    "Silah çıkarın" diye çok dövdüler köylüleri.

    Harman vaktiydi...Korkudan kimse çıkamazdı orta yere...Öküzler insansız harman sürüp

    harman dönerlerdi...

    Askerden geldikten sonra ev,bark olduk. 18 seneyi geçti nine öleli...Hatice’ydi adı...Üç tane

    çocuk oldu. 2 oglan bir kız. Oglumun biri askerde öldü. Adana taraflarında.

    Dörtyol’da...Simdi burada kalan oglumun yanında

    yasıyorum...Elverir...bakıyor...Memnunum...Oglanda n da...Komsulardan da...

    Maas da veriyorlar simdilerde...madalyam filan yok...Aramadık arkasını...Biz çok çektik,

    açlık bir yandan...Bit akardı yakamızdan...bu kararda durursa çok iyi memleketin durumu...




    ALI DEMIREL

    Biga-Gündogdu Bucagı’ndan.

    1301 ( 1885 ) dogumluyum. 96 yasındayım. Köyden bir çıktım 8 senede geldim.

    Arıburnu Cephesinde 27. Alaydaydım. Sonra Arabistan cephesine gittim. Ingiliz’ e 2 yıl

    da esir kaldım. Arıburnu Cephesinde 27. Alay’ın o meshur aynalı tüfeklerini ben

    yapardım. Marangozdum.

    Makinalı tüfekçi yazmıslar beni. Benimle beraber 5 kisi var daha bizim köyden.

    Çanakkale’ye varınca, piyadeye çevirdiler. Beni verdiler 27. Alaya.. Mevzilerimiz

    Arıburnu’nun üzerlerindeydi.

    Ben 27. Alay , 2 Tabur, 1. Bölükte bulundum. Alay Kumandanımız Sefik Bey, Tabur Kumandanımız Kör Hali, Bölük

    Kumandanımız Hasan Efendi, Takım Kumandanımız Kara Mahmut ( Mülazım’ı evvel)’di.Mevzilerde 9 ay durdum. 9 ay

    çakmak çaldım.

    Bizim bölük Karatepe’deydi. Düsmanın çıktıgı sabah, 1 ve 3. Taburlar Maydos (Eceabat)’taydılar. Biz yalnız ikinci

    tabur vardık Arıburnun’da. Arkadan 1. Ve 3. Taburlar da yetistiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün Alayca hücum

    ettik düsmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölügün basında.... Basçavus’tu..

    Düsman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Sogan filan da attılar. Sonra bizim

    mevzilerin üzerine teller gerdiler de düsmanın attıgı bombalar bir daha mevzilerimize düsmedi. Tellere çarpıp geri

    düstü.

    Düsman kaçarken, tünel kazıp içine dinamit doldurmus. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı.

    Toprak minare gibi havaya çıktı.

    27. Alay’ın aynalı tüfeklerini ben yaptım. Marangozum demistim ya...Sivillikte marangozluk bildigimden tüfeklere

    ayna takma isini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

    Bir gün düsmandan, düsman mevzilerine yaptıgımız bir hücumdan, bir aynalı tüfek ele geçirmistik. Bizim mevzilerin

    yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düsmandan ele geçirdigimiz tüfege baka baka bizim tüfeklerede ayna

    takmıstım. Her mangaya bir tana aynalı tüfek dagıtılmıstı benim yaptıklarımdan. Tüfegin namlusuna önlü arkalı iki

    tane ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düsmanı görürdün.

    18 Mart’ta düsman zırhlılarının bogazı zorladıkları zaman ben Arıburnu’ndaydım. Bogazdan geçemeyince kafir, Mortu

    Limanı’a, Seddülbahir’e zorladı. Oralardan da söktüremeyince, Arıburnu’na çıkardı. Daha sonra Tuzla’ya da çıkardı.

    Macaristan’dan getirdikleri kısa, agır otobüsler çok ise yaradı. Dik atıyor... Oldugu gibi gemilerin üzerine düsürüyordu

    o toplar.. Biz istihkamlardan görüyorduk.. Gemiye mermi düsünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar

    kendilerini denize atıyorlardı.

    Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmistik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan

    atesine tuttu bizi kafir. Elimdeki tüfegin kundagı filan paralandı da, bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan

    yaralandım. Bak simdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Sarapnel parçaları denk geldi bana.

    Yaralanınca, Demetoka Hastanesi’ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım. Sonra, çıkınca tekrar eski birligime,

    mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce ben hep aynalı tüfek isine baktım. Alay kumandanı beni mevziye sokmadı

    da, aynalı tüfek isine ayırdı.

    Arıburnu’nda Atatürk’ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmislerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüs

    yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm.Harbiye Nazırı Enver Pasa

    da gelmisti. Onu da gördüm.

    Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava degisimine gönderdiler köye. Üç ay sonra tekrar Çanakkale’ye gittim.

    Beni bu sefer 24. Fırkaya verdiler. Istanbul’a gittik. Giydirdiler, kusattılar, Haydarpasa’dan bindirdiler trene.

    Kapattılar kapaklarını trenin...hadi bakalım Arabistan’a...Gavur daglarından sonra tren yok.. 70 gün yol

    gittik...Yürüye yürüye...Tell el Sehir’e geldik. Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıstım Çanakkale’de.

    44. Seyyar Hastane’ye yatırdılar.

    Hastanede 1 ay kalmadık bile. Ingilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ates. 500 kisi bıraktık hastanede

    çadırlarda. Basladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların basına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu.

    Bizim alay gitmis Kudüs tarafına...Biz de Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid’in bir sarayı varmıs.

    O sarayı hastane yaptık. Ingilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk, geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine

    prü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Sam’a dogru geri geliyoruz. Sam’a kadar geldik. Sam’da 50

    bin kisi esir düstük. Ingiliz Sam’ı kusatmıs. Bizi öyle esir aldı. Sam’da bir açlık bir açlık... Ekmek yok,as yok. Ben

    açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı

    altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kafir geçirdi

    bizim askeri manga koluna öyle dagıttı...Birine konserve, birine ekmek verdi.

    Biner kisilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük, vardık Mısır topragına...Kanala, Ismailiye’ye. 12 tel örgü vardı.

    Üçerbin kisi vardı her tel örgüde. Ben 4. Tel örgüdeydim.Iki sene esir kaldım Ingiliz’in elinde.

    Tel örgülere geldigimiz ilk günlerden biriydi...Bir Ingiliz yüzbasısı...Biz ayakta dizili bekliyoruz. O Ingiliz yüzbasısı

    bastonla geziyor, topallıyor. Yanında tercümanı var, tecüman basladı bagırmaya:

    -27. Alay2dan kim var burada?

    "Öldürecek degiller ya,"dedim. Çıktım ileriye.

    -Ben varım, dedim.

    Bastonlu gavur, topal topal geldi yanıma. Ellerimden, gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin basında

    kumandan filandı heralde.

    Çok rahat ettim o gavurdan...Allah razı olsun.

    Bana ayrı bir çadır kuruverdi. "Yanına iki de arkadas al," dediler. Bir rahat ettim ama.... Sorma....

    Arıburnu’nda yaralanmıs gavur da. Çok korkmus gavurlar Arıburnu’ndan... "Türkler bir kisi kalmayasıya öldüreceklerdi

    Ingilizleri" dedir... Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 Ingiliz Lirası maas verirdi. Her hafta 80 paket Filli

    cigaralarından verirdi. "Sat bunları da para yap," derdi.Kendi de benim çadırımdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.

    Ben de o topal gavura, Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani, bizim buralarda vardır ya çeyiz

    sandıgı gibi öyle bir sey. Bir de Ingiliz potinlerini söküp, 2 çift yarım potin yaptım. Elle yaptım...Çivilerini filan hep

    ellerimle yapmıstım. Iki Osmanlı altını hediye etmisti bana. Sandıgın üzerine de "Esirler yapmıstır," diye yazdırıp

    Ingiltere’ye götürmüstü. Çok az konusurdu Ingiliz yüzbasısı.

    Tel örgülerde 1000 kisi kalıncaya kadar beni bırakmadı.

    Sonra gemilerle Istanbul’a geldik. Istanbul’dan köye geldim.

    Çok beygir atı yedik. Ingilizler bir kere bize koyun eti verdiler. Geri kalan zamanda hep at eti yedik tel

    örgülerdeyken.

    Askere gitmeden evlenmistim. Gelince baktım, ben askerdeyken, Nuriye ölmüs. Zatiye’yi aldım. Zatiye öleli 13 sene

    oluyor. 3 çocugum oldu. Hepsi yasıyorlar. Oglum bakıyor bana burada. Madalyam da yok, maas da.

    Kırık çıkıkta üzerime yoktur. Hala yaparım. Gözlerimin ikisi de görmüyordu, birini açtırdım. Simdilerde açtırdıgım da

    duman yapıyor. Bir torunum Izmir’de subay




    MEHMET YAVAS

    Çan-Göle Köyü’nden

    16 yılda geldim köyüme. Yetim Mehmet derler bana. 1891

    (1308)’liyim. 89 yasına vardım. Balkan’a, Rus’a gittim.

    Çanakkale’de çarpıstım.

    Tekirdagdan Bulgar’a karsı gidiyoruz. Çıktık yola...Kıs günü.

    Sürgün olmusum, hastayım, 19 yasındayım... Bacaklarım da

    kısa... Mecalim yok...Çantamı onbası aldı. Silahımı çavus

    aldı...

    Gidiyoruz...Hayrabolu’dan, Lüleburgaz’a vardık. Gece orada yattık. Kasabadaki insablardan

    kimse yok ortalarda...Kaçmıslar Bulgar’dan.Askerin biri dikilmis bir dükkana öteberi satıyor,

    dükkancı gibi. Bir okka leblebi aldım. Sürgünüm ya...Iyi gelir diye...Bizim bir yüzbası vardı...Çok gözü açık bir adamdı...Kimseyi aç bırakmadı. Bizi yola çıkarır,

    kendisi atıyla hızlı gidip öndeki köylerde ekmek yaptırır, yolların kenarlarına koydururdu.

    Dagıtırlardı bize ekmekleri sonra....Biga, Bayramiç taburlarına bile çok ekmek verdik biz.

    Aksamdan Bulgar’ın evinin önüne siper yaptık. Sabah aydınlanıver,ince harbe kapıstık. Ha

    bakalım...Ha bakalım...Harp,harp,harp!..

    Bizim köyden bir Molla Mustafa vardı. O da bizim yanımızda imamlık yapardı. Bir kara

    çalının arkasına siper yapmıs. Ben ondan körpeyim ama aklım ondan fazlaymıs. "Molla"

    dedim.

    -Çalı tutmaz kursunu, alnı kabagına yersin. Çalının kökünün dibine yat. Molla yatıp öyle

    ates ettiydi.

    Aksama kadar ates devam etti o gün. Imdat gelmedi. Bozulduk geri çekildik., Istanbul

    yakınına vardık. Çatalca’da Bulgarla anlasma yapıldı.

    Biz de teskere alıp geri geldik.

    Seferberlik geldi. Kapalı kagıtlar açıldı. Çanakkale Taburuna gittik biz de.Seddülbahir’de 6

    ay siper kazdık. Sogandere’de de kazdık siper.

    Sabaha karsı bir vapur geldi Seddülbahir önüne. Demir attı. Ortalık aydınlanırken geminin

    etrafı fırdolayı kayık. Manga kolunda kayıklar bizim siperlere dogru geliyorlar. 1500’e

    gelince, tüfeklerin mesafesine girince , bir atese basladık. Ögleye kadar kayık kırdık orada.

    Ne kayıgı bitti, ne askeri bitti kafirin...

    Denizin üzeri hep gemiydi. Gavurun zırhlısı çoktu. Ingiliz zırhlılarından atılan mermiler

    üzerimizden geçip gerilerimize düsüyor. Bize imdat gelmesin diye. Sonra esek adalarına

    dogru gittiler. Bir ates açtılar üzerimize , 26. Alay’ı topraga gömüverdiler. Biz 25 kisi bir

    sıçanyolu bulup çıktık...Bir de baktık Seddülbahir önlerindeyiz. Gökyüzünde bir mermi

    patlıyor... Lapır lapır dolu gibi kursun yagıyor üzerimize.

    Bir binbası bizi orda bir derenin içine götürdü.

    "Arkadaslar vatan elden gidiyor, namus gidiyor, ırz gidiyor,"diye konustu. Binbasıyla 26 kisi

    olmustuk.

    Sogandere’de hücuma kalktık. Denizden gavurun makinalı tüfek atesi geliyordu. Biz ates

    ediyoruz. Gavur da askerini kılıçla döve döve üzerimize yürütüyor. Ama askeri yürüümüyor

    gavurun. Kılıç agarı agarıveriyor.

    Yatsı namazı vaktine kadar ates yaptık. Sonra 25. Alay imdadımıza yetisti.

    Sogandere’de belimden ve bacagımdan yaralandım. Kursunla yaralandım. Belimde kursun

    hala duruyor.

    "Çanakkale içinde bir dolu sandık

    Alayların içinde dört asker kaldık

    Çanakkale içinde bir top kestane

    Kalan gazilere çalı dibi hastane."

    Çalı dibinde doktor yaralarımı sardı, sipere geldim gene.Bu aksam Sogandere’ye asker

    gelir...Sabaha kadar erirdi. Ingiliz söktüremedi...Baktı baktı, gavur bir kolayını bulamadı,

    çekti gitti.Ben hiç "babam" diyen duymadım. Herkes "anacım" diye inliyordu.

    Gavur kaçtıktan sonra, Ingiliz’in bıraktıgı çuvallardan. Dereobalı Ali Çavus, Hasan Onbası 3

    okka üzüm almıslar. Yagmur yagıyor. Çantaları koyduk kıçımızın altına, avuç avuç üzüm

    yedik.

    Gavur kaçtıktan sonra bir kısmımız Mekke tarafına gitti. Bizim alayı gündoguya çevirdiler.

    Rus’a gittik.Ruslarla ve Ermenilerle harp ettik.

    Cephelerden geldim. Bir de baktım, çeteler be Çanakkaledeyken karımı kaçırmıslar.

    Düsmanın topundan, tüfeginden korkup kaçanlar, buralarda çete olup benim karıyı

    kaçırmıslar.Ilk karının adı Medine idi. Sonradan Ayse’yi aldım. Ayse’den 6 çocuk oldu. Ne maas

    alıyorum, ne de madalyam var. Yok bir sey. Cenk için dolastık dünyayı söyle bir çevirdik.

    Hamdolsun.


    AHMET FEHMİ TÜRKAN

    Çanakkale - Sarıcaeli Köyü'nden



    1313 (1897) de doğdum. 84 yaşındayım. Beni şubeden Sarıcaeli Köyü'nün yanındaki tepenin üzerindeki Çanakkale Müstahkem Muharebe Okulu'na gönderdiler. Asker olarak. Okulda iki bölük kurdular. Ben 2. Bölükle Kilitbahir'e gittim. Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane'de 15-16 ay kadar bulundum. Seferberlik yeni açıldığında Mecidiye Kalesinde talim terbiye görmüştüm. Sabah kaleye giderdik akşama kadar talim yapar sonra köye dönerdik.


    AHMET FEHMİ TÜRKAN

    Kilitbahir'deki Askeri Telgrafhane limanda denizin kenarındaydı. Arıburnu'nda harp yeni bitmişti. Fakat denizde düşman gemileri vardı.
    Telgrafhanedeyken şöyle bir şey olmuştu. Aklımdayken anlatayım.
    Yavuz'la Midilli çıktı bir akşam boğazlardan o şifreyi ben aldım. O geçişle ilgili şifreyi Miralay Talat Beye götürdüğümde gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Emir verdi:
    -Bu gece Lapseki'den Kumkale'ye Gelibolu'dan Seddülbahir'e kadar her taraf karanlık kalacak. Gemiler dış denize çıkacaklar. Hiçbir ışık yanmayacak dedi. Ekledi:
    -Bu emri iki tarafa da telgrafla yaz.
    Seddülbahir'de Yüzbaşı Kadir Bey vardı. İyi konuşurduk. Ona dedim ki: "Gemiler geçerken ben sana bildiririm. Sen de dönerlerken bildirirsin."
    O gece akşam karanlığından bir saat sonra gemiler boğazdan dışarıya çıktılar. Üzerlerinde hiçbir ışık yoktu. Öylece sessiz ve karanlıkta geçip gittiler.
    Kadir Beye bildirdim gemilerin çıktığını. O gece sabaha karşı iki gemimiz Yavuz ve Midilli İmroz Adası'ndaki İngiliz karargahını bombalamışlar. Midilli bir torpile çarpıp batıyor. Yavuz da geri dönerken bir serseri torpile çarpıp yaralanıyor.
    Seddülbahir'den Yavuz dönerken Kadir Bey telefonda hem ağlıyor hem konuşuyor:
    -Gemide bir hal var sallanarak geliyor.
    Yavuz'un birkaç bölmesi su almış. Gelirken hepimiz sahile çıktık. Ağır ağır gelişini takip ediyoruz. Soğandere'nin önlerinde bir düşman tayyaresi Yavuz'a ateş etti. Yavuz'da uçaksavar toplarıyla tayyareye ateş açtılar. Bu arada Kilitbahir'in üzerindeki top da ateş etti. Tayyareler dağıldılar.
    Yavuz sol tarafından yaralıydı. Yavaş yavaş geldi. Kilitbahir'in önünden Nara Burnu'na yöneldi. Gitti. Kıyıya baştan kara yaptı.
    Birkaç gün orada kaldı Yavuz. Düşman tayyareleri gelip Yavuz'a ateş ederlerdi. 20 kadar tayyaresini gördüm düşmanın ateş ederlerken Yavuz'a.
    Sonra Yavuz İstanbul'a gitti.
    Kilitbahir'den İstanbul Pendik'teki Harp Okulu'na gönderdiler. Orada karargahta 7 ay kaldım. O sırada Arabistan'da ordularımız bozulmuş. Mütareke yapıldı. Ben hava değişimine köye geldim. Çanakkale'de İngilizler vardı.
    Ben İdadinin 2. sınıfından ayrıldım. Bursa Ziraat Mektebine gitmek için. Gidemedik. Kilitbahir'de subay adayıydım. Pendik'te de subay adayı olarak talim terbiye gördüm. Kendim de ders verdim. Din hocaları gelmişti talim yerine. Ben onlara öğretmen olarak ders verdim.
    Neyse bir sene geçince köyde hava değişimim bitti.
    Başvurdum Çanakkale Müstahkem Mevkii Jandarma Kumandanlığında tekrar göreve başladım. Bir tabur Jandarma vardı. Kumandan olarak başımızda Tabur Kumandanı Binbaşı Ali Rıza Bey vardı.
    Akköy Bezirganlar Kumarlar gibi karakollarda çete takibine çıkan kuvvetlerin başında da bulundum. Anadolu Harbi yeni başlamıştı. Karakollarda bulunduğum sırada Yunanlıların zalimliğini yakından gördüm.
    Bir görevle Sarıçalı köyüne gitmiştim. Orada Yüzbaşı Niyazi Bey Üsteğmen Hüsamettin Teğmen Suphi Beyler çete takibi için kuvvetleriyle bulunuyorlardı.
    O akşam ezandan sonra köyü Yunanlılar sarmışlar. Arkadaşlar da kahveye gitmişlerdi. Gitmeyin filan dedimse de dinletemedim. Gittiler. Yanımda Yusuf isminde bir arkadaş kalmıştı. Yusuf ev sahibinin ufak bir çocuğu var. 7-8 yaşlarında onu gönderdi aşağı kahveye. Çocuk geldi. "Jandarmaların silahlarını topluyor gavurlar" dedi. Yusuf'a dedim: "Sür atları". Köyün dışında yol kenarında bir evdi. Alçak avlulu bir ev. Atlara bindik sürdük atları. Ben önde Yusuf arkadan geliyor. Yunan askerleri köyün etrafını sarmışlar. Biz gürültüyle iki atla çıkınca bir takur takur oraya buraya koşturmalar oldu. Yunanlılar bizi üzerlerine hücuma geçmişiz diye kaçışırlarken.
    Köyün etrafını saran Yunan askerlerinin paniğe kapılmalarından yararlanıp köyün dışına çıktık.
    Çınarlı Köyü'ne gelip karakoldaki Cafer Çavuş'a haber verdim.
    -Belki buraya da gelirler. Boş bulunma. Ben gidip Tabur Kumandanına haber vereceğim.
    Olayı Tabur Kumandanına söyledim. Tabur Kumandanımız Ali Rıza Bey:
    -"Ne kadar askerimiz varsa etraftaki köylere dağıtın." diye emir verdi.
    Dağıttık askerleri yakın köylere.
    Tabur Kumandanımız daha sonra Çanakkale'deki İngiliz Kumandanı ile konuşup Yunanlıların aldıkları silahları geriye almıştı.

    Benim rütbem filan yoktu. Fakat başçavuş gibi bana vazife verirlerdi. Askerin başında giderdim.

    Çanakkale Jandarma Taburunda iken Yunanlılar Çan'ı yaktıklarında bir İngiliz Heyetiyle beraber Çan'a da gitmiştim. Heyette bir general bir binbaşı ve de bir yüzbaşı vardı. Çan'a girdiğimiz de dumanlar tütüyordu. Biz heyetin yanında 20 süvariydik. Heyettekiler Çan'a Yunanlıların yaptıkları hareketleri sordular rastladıkları insanlara. Tercümanları da vardı Biga'dan Karabiga'ya gittik. İngiliz heyeti İstanbul'a gideceklerdi. Vapura bindiler. Biz Lapseki üzerinden Çanakkale'ye döndük.

    Bizim taburda iki tane Cemal Bey vardı. Biri yüzbaşı Cemal Bey diğeri Tabur Doktorumuz Cemal Bey o da yüzbaşıydı.

    Yüzbaşı Cemal Bey beni çağırtmış dedi ki:
    -Oğlum biz Kuvayi Milliye'ye geçiyoruz gelecek misin?
    Onlarla beraber Kuvayi Milliye'ye katıldım. Taburdan 5 kişiydik. Sivillerle filan 30 kişi olduk. Taburun cephanesini iki katıra yükledik. Bayramiç tarafından gidiyoruz. Yiğitler köyüne geçtik. Evciler köyüne geldik. Kazdağı'nın eteklerinden saracağız dağı. İngilizlerden haber getirdiler bize:
    -Dönsünler yoksa sivil halkı cezalandıracağız.
    Bayramiç'te Yunanlılar vardı. Türk Jandarmalarını silahsız olarak yanlarında çalıştırıyorlardı. Bize haberi getiren de Hafız Abdullah ile İzzet adında iki Jandarmaydı.
    "Gidin şu kağıdı Kuvayi Milliye'ye giden arkadaşlarınıza verin" deyip ellerine bir kağıt vermişler. Evcilerde bu iki kişi bize kağıdı yetiştirdiler.
    Doktor Cemal Bey bize yeni gelmişti. Ankara'dan göndermişler. Kuvayi Milliye'ye asker toplasın diye. Kuvvet toplamak için çok uğraştık ama başaramadık.
    Cemal Bey kağıdı aldı okudu yırttı attı.
    Bana dedi ki:
    -Bunları bırakma.
    Kazdağı'na sardık. Gidiyoruz yukarı. Abdullah'la İzzet başladılar yalvarmaya:
    -Bizi götürmeyin. Bizim çocuklarımıza Yunanlılar eziyet edecekler. Bizi bırakın.
    Kumandana söyledim.
    -"Dağın içine girince bırakırsın" dedi.
    Dağın içine girdiğimizde bıraktık onları geri döndüler.
    O gece dağın üzerinde sabahladık. Sabah şafakla beraber tekrar yola koyulduk. Havran'ın üst taraflarında Ormanlar Köyü var. Orada Yunanlıların karakolu olduğunu duyduk. Otmanlara geldiğimizde karakol Yunan askerleri kaçmışlar. Yoktular. Bu sırada Anadolu'da harp devam ediyordu tabii.
    Otmanlar'dan bir kılavuz bulduk. Balıkesir'in solundan geçtik. Oralarda Boşnak Hamza Arslan Çetesi gibi çetelere rastladık. Her ikisi de 10'ar kişi ile geziyorlardı. Cemal Bey'in gözü tutmadı bunları. Sonra Mustafa Efendi çetesine rastladık. Mustafa Efendi bize "Yunanlıları İzmir'de deniz döktüler" dedi. Bunun üzerine Balıkesir'den Yunanlılar kaçmışlar. Balıkesir'de karakol kurduk. Bir ay falan düzeni sağlamaya çalıştık. Hükümet binasında çalışıyorduk. Cemal Bey Binbaşı oldu. Edirne'ye gitti. Doktor Cemal Bey kaldı. Bir çok subaylarla beraber Halil Fikri Bey isminde yeni bir kumandan gelmişti.
    Beni o sırada Çanakkale'ye gitmek üzere hazırlanan Jandarma Taburuna verdiler. İnegöl taraflarında taburu buldum. Kumandanını gördüm. Tabura takıldım. Çanakkale Taburunun başında Şevki Bey adında bir önyüzbaşı vardı. Çanakkale2ye gelmekte olan ziraat maliye savcı gibi memurlarda vardı. Teşkilat olarak geliyorlar taburla beraber. Gönen üzerinden Biga'ya geldik.
    Biga'da ben atımı savcı Ramiz Bey'e verdim. Mutasarrıf Vahap Bey'de var. Biga'dan çok yağmurlu bir havada yola çıktık. Çanakkale'ye geliyoruz. Geceyi Karacaören'de geçirdik. Sabahleyin Çanakkale'nin işgal kumandanı geldi. Saçaklı sırmalı rütbeleri var. Yanında da tercümanı. Vahap Bey'in bulunduğu eve götürdük İngiliz Kumandanını. Sonradan öğrendiğimize göre Vahap Bey'le İngiliz işgal kuvvetleri arasında şöyle konuşmalar olmuş;
    İngiliz Kumandanı:
    -Çanakkale'ye girecek misiniz?
    -Evet gireceğim.
    -Ama bana bu konuda bir emir yok.
    Vahap Bey:
    -Bana kesin emir var.
    İngiliz Kumandan Vahap Bey'den bir saat izin istemiş. Vahap Bey'de peki demiş. Bizim tabur 200 kişi. "Kuvayi Milliye gelmiş" diyerek köylerden inen genç yaşlı insanlarla biz olduk 10.000 kişi. O kadar kalabalık olduk.
    İngiliz Kumandanı ayrıldıktan hemen sonra Vahap Bey hareket emri verdi.
    Geldik Çanakkale'nin kenarına. Tel örgüler var. Uzaktan görüyoruz. İngilizlerde bir kargaşa vardı. Neyse İngiliz Kumandanı geldi. Saatine baktı. Ne söylediğini biz sonradan öğrendik. Saatine bakınca:
    -Acele ettiniz. Daha bir çeyrek saat var.
    Vahap Bey de:
    -Benim saatim geldi diye söylemiş.
    Orada bir anlaşma yapıldı. Askerin bir kısmı ile toplanan sivil halkı içeri girmeyecek dışarıda bekleyeceklerdi. Biz içeri memurlar kumandanlar ve 60 jandarma girdik. Hastane bayırına geldik. Çanakkale'den ileri gelenler hocalar Bey kısımları geliyorlar. Yanlarında koçlar filan var. Kurbanlık. Kurbanlar kesildi. Dualar edildi Vahap Bey:

    "Vali Konağına gideceğiz" dedi.

    Çanakkale'de Alayın önüne geldik. Müstahkem Mevkii Kumandanlığının binalarına girip yerleştik. 1923 senesinin Eylül ayında askerliğim sona erdi. 85 sene sürdü. Askerlik bitince köyüme yerleştim.
    Yaşlılık aylığı alıyorum. Hanımın adı Hacer. Sağ. Yaşıyor. İkisi erkek biri kız iç çocuğum oldu. Çocuklardan da sekiz tane torunum var.


    ŞERİF ALİ ARSLAN

    Çan - Mallı Köyü'nden

    1309'luyum (1893) . 85 yaşındayım. 8 sene askerlik yaptım. Önce Balkana gittim. Balkandan geldim seferberlik açıldı. Seferlikte kapalı kağıtlar açıldı. Çanakkale'ye gönderdiler. Çanakkale'de 9 ay çakmak çaldım. Çanakkale cephesinde yaralandım ama hafif yaralandım. Çanakkale cephesinden Romanya'ya gittim. Romanya'da yaralandım. Edirne'de 3 ay hastanede yattım. Kuvayi Milliye zamanında da Yunan'a karşı çarpıştık.

    ŞERİF ALİ ARSLAN

    İstanbul'da askerliğimi Harp Okulu'nda yapıyordum. Bulgar bizi Çatalca'ya kadar sürdü. 9 ay durduk Çatalca'da 7. Fırka 21. Alay 1. Tabur 1. Bölük 1. Mangada piyade eriydim. Anahtarlı battal Mavzer vardı elimde. Çatalca'dan Bulgar'ın ardından Kırklareli'ne kadar gittik. Avcı kolunda gidiyorduk. Ateş açtı Bulgarlar bizim mangadan 4 arkadaş şehit oldu. Bulgar hududunda 3 ay bulundum. Teskere aldım köye geldim.

    Köyde seferberliğin ilan edildiğini duydum. Ramazan ayında çok sıcak bir Cuma günüydü. Yaz günüydü harman vakti yaklaşmıştı. Demet çekiyorduk arabalarla tarlalarımızdan
    Muhtar:
    -Kepez'e gideceksiniz. 9. Fırka 25. Alayda bulunacaksınız. Çabuk yola çıkın bana laf gelir dedi.
    Vardık Kepez'e. Alay bizi Taburlara taksim etti. 25. Alayın 1. Taburunun 1. Bölüğüne düştüm.
    Bir sene Çanakkale'nin içinde Cevat Paşa'nın maiyetinde durdum. Cevat Paşa Arnavuttu. Grup kumandanıydı.
    Düşman önce bahriye askeri çıkardı Kumkale'ye. Kumkale'de 64. Depo Alayı vardı. Düşman bu alayın üzerine asker çıkardı. Biz de Geyikli'de bulunuyorduk. Telefon geldi yetişin diye. Biz varıncaya kadar çıkan düşmanı denize dökmüşler. Biz de sabaha kadar köyün içinde kalanı temizledik. Döndük Geyikli'ye. Bizi Üvecik tarafına gönderdiler. Deniz kenarlarında bekledik.
    Bozcaada açıklarından yürüdü kafir 32 parça zırhlı torpido filan mızıka çalarak. Önde Fransız'ın zırhlıları vardı arkada İngilizlerinki. Bizim deniz kenarındaki toplarımız atıyorlar ama ateş çıkartıyorlar sadece. Erdiremiyorlar gemilere. Zırhlılar Karatina'nın altına doğru geldiklerinde karşıdan Yıldız Tabya'dan ateş eden toplarımızdan biri kafirin zırhlısının birisinin bacasından koydurdu içeri mermisini. İki tanesi de kaçarken taşa kısılandı. Birisinin de direğini kırdı bizim topçular.
    Bizi Üvecik'te tutamadılar. Çanakkale'den Ecebat'a geçirdiler. Gece de Sebdülbahir Burnu'na geldik. 15 gün müfrezede bekledik. Seddülbahir'de deniz kıyısında. Ben de onbaşı vekilliği yapıyorum. 26. Alay geldi bizi değiştirdiler. Bizim alay geriye çekildi. Çamaşır filan yıkıyoruz geride. İngiliz'in bir bombası düştü çamaşır yıkadığımız yere. Beyazlar kurumuş alacalar kurumamıştı.
    -Çadırların kenarlarına ası asıverin alacakları dedim çamaşırcılara.
    Saat 6'yı bekledim. Nöbetçileri de çıkardım çadıra geldim. Yatacaktım artık. Setreyi filan çıkardımdı. Başladı Seddülbahir burnu yanmaya. Patır patır patlıyor ortalık. Alay Kumandanı toplan borusunu çaldırdı. Kilerde 3 günlük peksimet varmış. Bölük Emini çabucak dağıttı peksimetleri askerlere. Hadi bakalım Seddülbahir'e. Şeytan dere var bir oraya geldik. Bizim 3. Tb. Zığındere'ye. 2. Tb. eski kale yerine. 1. Tb. Kirte'nin başına yürüdü. Bizim tabur 1. Tabur bulunduğumuz yer de açıklık. Gavur bir nefer görse yağdırıyor mermiyi kavuruyor ortalığı kafir.
    Aşağıya indik su terazilerinin yanına. Bir tane de Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi. Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabyasından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık. Ermeni vardı aramızda. O da asker bizim gibi. Postalık yapıyordu. İkindi sıralarıydı. El Turan Tabyasından yürüdü asker. Biz ateşe davrandık. Ermeni Posta bağırıyor:
    "Atmayınatmayınbizim askerler" diye. Atmadık ateşi kestik biz de.
    1 Tk asker kalmış koca 26. Alaydan. Bize doğru gelenler bu takımın askerleri. 26. Alayı karıştırıvermiş daneyle (bomba) kafir. 26. Alayın yerini aldık 25. Alay olarak. Düşmanın karşısında 3 gün dayanabildik. Bir de Seyyar Jandarma Alayı vardı. Onlar da bizlerle beraber eridiler gittiler mahvoldular. Orada bir burunda kaldık bir akşam üzeri. Bizim üzerimize çeviriverdi makinalı tüfeği düşman. 3 kişi kaldık bir koca takımdan biz. Düşman makinalıyla doğradı bizi. Doğradı. Bir Jandarma neferi vardı yaralılar arasında şarapnel bacağını kırmış.


    APTİ TOPAL

    Çanakkale - Kayadere Köyü'nden

    1315 (1899) yılında doğdum. Askere aldıklarında İngiliz kaçmıştı Çanakkale'den. Galiçya Cephesine yolladılar bizi. 5 senede geldim askerden.
    Önce Eceabat'ın Yalova köyüne götürdüler bizi. Cephane vapuru gelmişti. Bir tayyare geldi iki bomba attı. Biri deniz kenarına kuma düştü öteki de denize. Bizi 200 kişi ayırdılar. O gece cephaneleri boşalttık gemiden sabaha kadar. Harp gemisiydi bizimdi. Yalova Köyü ağzında indirdik cephaneleri gemiden.

    APTİ TOPAL

    Ya Barbaros'tu ya Turgut'tu. Bilmiyorum. Çamların içinde askerler hasta yatıyorlardı. Biz 40 gün durduk orada. İstirahat ettik. Soğandere'ye götürdüler bizi sonra. Soğandere'de talim terbiye gördük. İngiliz kaçmıştı o zaman. Seddülbahir Soğanderesi'nde 3 ay kadar kaldık. Yürüyüşe çıkardıklarında hep cesetlerle doluydu ortalık. Bir gün Enver Paşa ile başka paşalar geldi. Bizi teftiş ettiler. 400 kişi kadar ayırdıla bizi. Siz Galiçya'ya gideceksiniz dediler.
    Yaya başladık yürümeye. Araplı Yeğen Köy Uzunköprü'ye geldik. Bindirdiler trene Uzunköprü'de. Bulgar içinden Sofya'dan geçtik Romanya'ya Galiçya'ya geldik.
    .
    Aramızda bir dere var düşmanla. Yağmur da nasıl yağıyor karavana da gelmiyor. Tam 18 gün aç durduk. 18 gün yiyecek bir şey bulamadık. Zabitlerden emir geldi ki: "Taş sarın belinize" diye. Göbeğime taş koyup kayışla bağladım. Epey durduk öylecene iki tane çiğ patates bulup yedim.
    Almanlar bozulunca cephede bizi de geri çektirler. Çıplak dedikleri yere. Çıplak Tepe'de mevzilerde bir ay Ruslarla savaş yaptık. Avusturyalılar kaçtılar. Sonra orduların yerlerini değiştirdiler. Sağa bizi sola Almanı ortaya Avusturyalıları aldılar. Tekrar cephe tuttuk. Bir buçuk ay kaldım orda. Bir karavana yedik hücuma kalktık. İkinci hücumda ben yaralandım. Şarapnel tuttu beni. Bizim asker bozuldu. Çok şarapnel attılar. Ben yaralı kaldım yerde yatıyorum. Gavur askerleri geldiler. Tüfeğimi attılar. Çantamda cephane vardı. Onu da attılar uzakça bir yere. Ateş ederim diye mi korkuyorlar acaba. Gavur askerinin biri de bir dilim ekmek koydu göğsüme. "Su" dedim. "Yok" dedi omuzlarıyla. Geçtiler yukarı doğru gittiler. Çok kıştı. Bir gavur askeri geliyor elinde süngüsüyle koşarak. Beni süngüleyecek herhalde. Bir başkası koştu geldi. Çatra patra çatra patra konuştular. Götürdü onu uzaklaştırdı benim yanımdan. Ne merhametli gavurlar da var yarabbim.

    İki saat geçmedi arası bizim asker imdat gelmiş. Bir hücum etti bizimkiler. Gavurlar lap lap düşüyorlar. Bir de kaldırdım kafamı şöyle bir baktım. Arpa demeti gibi döşemişler gavurlar.
    Sabah oldu. Beni alıp sargı mahalline götürdüler. Bir subay var yazıyor. Dedim ki:
    -Müslümansan yanıma gel beyim. Geldi.
    -Bir kaput atın üstüme bir de su verin dedim.
    -Şimdi asker yolladım suya gelince çok vericem dedi.
    Sonra doktorlar geldiler.
    "Bunun yarası ağır burada sarılmaz. Büyük sargı mahalline götürün" dediler.
    Sabahleyin bir gavur arabası geldi. Atlı araba. Atıverdiler bizi içine. 4-5 kişi yaralı varız arabada.
    Arabacı gavur askeri bir kamçı vurdu atlara. Dört nala kalktı hayvanlar. Yaram çok acıdı sarsıntıdan. Kafama karanlık çöküverdi. Gavurun saçından tuttum. Bir darttım. Badırdandı gavur. "Arkandaki adam ölecek" dermiş. Bir daha vurdu kamçıyı atlara. Gavur haklı. Dolaşıverdik sargı mahalline vardık. Bir subay geldi başıma. Baktı bana:
    -Haaa dedi. Bir düdük çaldı. Sıhhiye askerleri koştular geldiler.
    Subay:
    -İndirin şunu yarasını temizleyin çabuk sargılayın atın trene dedi.
    4 gün 4 gecede Gedik Kasabasına geldim. Avusturya'da bir kasaba. Hastanede çok iyi baktılar bize. Francala verdiler. Kıtlıktı o seneler. Haftada iki gün ziyaret günüydü. Çokcası kadınlar gelirdi ziyaretçi olarak; sigara bisküvi bazan da para dağıtırlardı yaralılara.
    Pani doktor derdik erkek doktorlara. Hemşirelerde öyle derdi.
    Pavla diye bir hemşire vardı. 20-25 yaşlarında. Yaşıyorsa selam söylerim. Çok güzeldi. Bana çok baktı. Ah! O Pavla yok mu? Viyana'da: "Bir kadın vereceğiz bir de dükkan vereceğiz kalırsanız" diye ilan ettiler. Kalmadık. Cahillik ettik. Kalsana be adam kalsana. Banger olacaktık. Bak şimdi millet oralara gitmek için birbirini yiyor.
    Avusturya'da bir hastanede iki sene yattıktan sonra Edirne'ye geldim. Biraz Bakırköy Hastanesinde kaldım. Sonra Büyükdere'ye götürdüler. 2 sene de böyle geçti. Köye gelince 5 sene oldu.
    Edirne'ye geldiğimde bir heyet beni muayene etti. Avusturya hastanesinden bana verdikleri kağıtları hep yırttılar. Türkiye ödeyemez bu maaşı dediler. Avusturya hastanesinde "Sana tam maaş yazdık" demişlerdi. Edirne'de 75 kuruş maaş yazdılar.
    Madalyam yok. Üç ayda bir 30 bin lira falan maaş alıyorum. 60 senedir alıyorum bu maaşı.
    Sağ kalçamda kırık var. Sağ yanıma yatamıyorum.
    Bizim köyden Kuvayi Milliye'ye katılanlar oldu. Ben nasıl gideyim. Yaralıyı. Sakatım.
    .
    Ninenin adı "Yete" di. 4 çocuğum oldu. Bir yaşıyor. Ben de onun yanında yaşıyorum.

    HAKKI TUNA

    Eceabat - Büyük Anafartalar Köyü'nden

    1312 (1896) doğumluyum. 85 yaşındayım.
    Ben küçük Zabit Mektebinde okuyordum. İki yıl olmuştu ki seferberlik patladı. Bizi de askeri birliklere dağıttılar. 9 ay 10 gün Çanakkale Savaşlarının içinde kaldım. Ankara'nın Boyabat ilçesinde doğdum. Buralara çok küçük yaşta geldim. Harpten sonra burada evlenip kaldım.
    İstanbul Haydarpaşa'da İttihad-ı Osmaniye Mektebi'nde 15 yıl Kadıköy Rüştiyesi'nde de 2 yıl okudum. Sonra Küçük Zabit Mektebi'ne gittim.

    HAKKI TUNA
    Henüz ikinci yılın sonuna gelmiştik ki seferberlik ilan edildi. Beni Hadımköy Sancaktepe Topçu Alayına verdiler. 6 bölüklü bir alaydı.
    Bir gün Bahriye Nazırı Cemal Paşa bizi teftişe geldi. Bu teftişten sonra bizi İstanbul'da Sultan Ahmet Camiine kaldırdılar. Bir süre Sultan Ahmet Camii'nde yatıp kalktık. Daha sonra bir emir geldi. Bütün bölüklerimizi ayrı ayrı yerlere gönderdiler. Kimimiz Arabistan'a kimimiz İstanbul Boğazı'na bizim bölüğü de Çanakkale Cephesine ayırdılar. 10 gün kadar geçmedi. Galat rıhtımına yanaşan bir vapura topumuz tüfeğimiz cephanemizle yüklendik. Marmara Denizi'nde o zaman denizaltı olduğundan şüphe edilirdi. Onun için bindiğimiz vapura muhafız olarak bir de torpido verdiler. Galata'dan hareket ettik Çanakkale'ye. Akbaş İskelesi'ne vapur yanaştı. Vapur boşaldı. Toplarımızı koştuk. O sırada bir düşman mermisi yakınlarımıza düştü. Eceabat'ın içinden geçiyoruz. Eceabat harabeye dönmüş. Binalar yıkılmış. Orda burda evler yanıyor. Çamburnu yolundan Behramlı köyünden geçtik. Kirte'ye yakınlaştığımızda gece olmuştu. O gece orada 9. Fırka'da misafir kaldık. Ertesi sabah Kirte Köyü'nün üst taraflarında hazırlanmış mevzilerimizi bulduk. Toplarımızı mevziye yerleştirdik. Bir telaş bir telaş hepimizde. Hazırlık yapıyoruz. Telefon hattımızı düzenledik. Batarya dürbünümüz kurduk. Her şeyi yerine yerleştirip hazırlığımızı tamamladık. O sırada düşman da Kirte Köyü'nün altındaki Eski Bağlar'a kadar gelmişti. Biz düşmana başladık toplarımızla ateş etmeye. Bir hafta o mevzilerde kaldık. Sonra bir emir geldi. Toplarımızı Eceabat Top Zeytinlik'e götürdük. Geri çekildik. Çadırlarımızı filan kurduk. Ben o zaman kıdemli başçavuş muaviniydim. 17. Alay 2. Bölükteydim. Ağır Topçu Bölüğünde. 12'lik ağır obüs toplarımız vardı.

    Şimdi burada yaşayan Ömer Güner de benim yanımda aynı bölükte askerdi. Top Zeytinlik'te çadırları kurduktan sonra 2 top alıp Kara Yorgi'nin Dere'ye gittik. Kara Yorgi'nin Derede'de 2.5 ay kaldık. Savaş devam ediyor. Hücumlar oluyor. Derenin içinde toplarımızın askerlerinden iki şehit verdik. Tekrar Top Zeytinliğe geldik. Refik adında bir takım subayımız vardı. Onunla birlikte bu defa Domuz Dere'ye 2 top kurduk. 35 ay da Domuz Dere'den ateş ettik düşman üzerine. Batarya Kumandanımız nadir Efendiydi. Üsteğmendi.
    Bizim gözetleme yerimiz Alçı Tepe'deydi. Üst tarafımızda da Grup Kumandanı'nın gözetleme yeri vardı. Bir gün bana batarya Kumandanımız Nadir Efendi dedi ki:
    -Seni grup Kumandanı istiyor.
    Gittim. Kapısını vurdum. Girdim yanına. Selam verdim.
    Grup Kumandanı:
    -Sen avcı hattına gideceksin. Orada 16. Alay Kumandanını bulacaksın. Sana görev verecek.
    -Emredersiniz dedim çıktım odasından. Bataryaya gelip silahlı bir asker aldım. Beraberce başladık avcı hattına gitmek üzere gitmek üzere Kirte köyü yönünde yürümeye. Kirte köyüne geldiğimizde savaş bütün şiddetiyle sürüyordu. Kirte Köyü zaten harabe olmuş. Yıkıntıların arasında bizim yaralıları getirmişler gördüm. Kiminin kolu kiminin bacağı kopmuş. Yaralıları sargı yerine götürmeye çalışıyorlardı.
    Orada durmadık. Geriye bataryaya döndük. Sabahleyin tekrar yola koyuldum. Avcı hattı bizim topların ateş ettikleri yöndeymiş. Boğazdan Çan ovasına kadar düşmanla doluydu. Yalnız Palamut ve Kaba Tepe arasında düşman yoktu.
    Yanıma asker almamıştım. Yalnızdım. Doğru yönümde gidiyordum. Bir de baktım. Önümde bir asker yürüyordu. Seslendim askere asker durdu. Sordum:
    -Kaçıncı alaydansın ?
    Asker :
    - Biz 16. Alayın 3. Taburuyuz. Şurada istirahate çekildik. Ordayız diyerek eliyle gösterdi.
    - Düş önüme beraber gidelim dedim.
    O zaman asker toprak altında meydanda değil sığınaklarda. Gittik oraya.
    İndim aşağıya. Bir piyade subayı gördüm. Grup Kumandanının beni istediğini anlattım.
    Hemen çavuşa döndü :
    -Çavuş. Açıkgöz birisi silahlarını alsın gelsin. Bu arkadaşla gidecek.
    Bir de baktım cin gibi bir asker geldi. Silahlı göğsünde çapraz fişekler. Düştü önüme. Gidiyoruz. Bazı açıktan gidiyoruz. Düşman bizi görünce veriyor şarapneli bize. Bazı gizli yollardan gidiyoruz. Koşarak giderken avcı hattının arkasında karargah çıktı karşımıza.
    Karargaha vardım. 5-10 kişi getirmişler. İleri hattan getirmişler şehitleri. Gömememişler daha. Uzatmışlar öyle yatıyorlar.
    Alay Kumandanına bir selam verdim. Alay Kumandanı uzun boylu bir adam.
    Bana dedi ki:
    - Şurada telefon odasında biraz otur da bir erle gidersin ileri.
    - Ben er istemem dedim.
    Karargahtan ilerideki avcı hatlarına giden bir sıçan yolu var. Girdim sıçan yoluna vardım avcı hattına. Bir ateş cehennemi üzerindeyiz.
    Kum çuvallarını sıralamışlar. Asker de çuvalların gerisinde silahları ellerinde ateş ediyorlardı.
    Piyade bölük kumandanı anlatmaya başladı :
    " Bu hattı teslim aldığımızda burada bulunan alaydan 12 kişi kalmıştı."
    Bizim hattın 100 metre ilerisinde de Fransız hatları vardı. Düşman denizden zırhlılar dan da toplarıyla durmadan ateş ediyor. Bizim bulunduğumuz yerle Fransız hatları arasına bir mermi düştü. Kum çuvallarını yıktı. Çuvallardan biri belime çarptı. Ben de yerimi değiştirdim.
    Arkasından bir mermi daha.Avcı hatlarının tam orta yerine.Bir bağırtı koptu.Bir kaç şehit. dört beş yaralı.Hemen sıhhiyeler koşup geldiler.Götürdüler yaralı ve şehitleri.
    Şehitlerden bir tanesini gördüm.İnsan olduğu belli değil.Kıpkırmızı et. Dağılmış.Batarya Kumandanımız Sami Bey benim ölüp ölmediğimi öğrenmek için bir er göndermiş.benim avcı hatlarında olduğumu öğrenen er de geri dönüp gitmiş.
    Avcı hatlarını iyice görmüş düşmanın ateşini ve durumunu yakından incelemiştim. Akşam bataryama dönmek üzere yola çıktım.
    Gece çakır yıldızlıktı.Kurşunlar vızıl vızıl etrafımdan geçiyordu. Bataryama sağ salim dönebilmiştim.
    Arkadaşlar "Ölmeden gelmiş" diyorlardı.
    .
    Bir gün gözetleme yerindeydim. Sami Bey var.Batarya kumandanımız.O gerideydi.Topları Refik Teğmen idare ederdi.Sonradan bir Üsteğmen daha gelmişti.O "More More" diye konuşurdu.Arnavut'tu. Gözetleme yerinden makaslı dürbünle bakıyordum. İlerilere avcı hatlarınaürbün yakın gösteriyor. Bir de baktım. Fransız hatlarında bir kıpırtı var. Teğmene seslendim.
    -Fransızlarda bir telaş var.Hücuma mı kalkacaklar ne?
    -İyi bak Hakkı dedi teğmen.
    Teğmen diyorum. Üsteğmen.Batarya Kumandanımıza söylüyorum bunları.
    Kafamı çevirdim baktım Fransızlar süngü takmışlar hücuma kalkıyorlar fırlamışlar siperlerden biraz ilerlediler bizimkiler de fırladı siperlerden başladı süngü harbi. Bizim toplar düşman topları hepimiz oraya ateş ediyoruz. Gökyüzüne dikildi asker. Epey devam etti süngü harbi. Fransızlar bizim askerleri önlerine katmışlar sürüyorlar geriye karagahın yakınlarına. Az geldi herhalde kuvvetimiz. O sırada bir şakırtı koptu Soğandere'den; "kuvvet geliyor" dedim kendi kendime.
    Asker koşa koşa gidip karşıladı gavuru. Hiç unutmam.Bizim askerlerden birisi bir Fransız askerini kat ön etmiş.Fransız kaçıyor bizimki arkada yetişemiyor Fransız'a. Yetişse süngüleyecek. Aştılar gittiler önlü arkalı düşman içlerine kadar.ne oldular bilmem. Gözden kayboldular. Bizim askerlerimiz Fransızların siperlerini ele geçirmişlerdi o günkü hücumda.
    .
    Bizim alt tarafımızda çamlığın içinde 105'luk seri ateşli toplar vardı.Onlar da başldılar ateşe şimdi abide yapılan sırtlara ateş ediyorlardı.
    Orada Fransızlar'ın bir cephaneliği isabet almış yanıyor. Bilmiyorum artık cephanelik miydi.Erzak deposu muydu.Başlarında bir subay bir manga Fransız askeri söndürmek için koşuyorlardı. Bizim toplar şarapnele çevirdiler bu sefer atışı. Tutunamadı Fransızlar. Bıraktılar söndürme işini kaçıp gittiler.Bu olay Domuz Dere'de olmuştu.
    Aradan bir zaman geçtiüşman birlikleri bütün cephe boyunca hücuma laktılar. Söktüremediler.Son hücumları idi bu onların.Bıraktılar hücumu.
    Biz toplarımızı Kaba Tepe'ye getirdik. Ben yine gözetleme yerindeydim. Dürbünle bakıyordum. Düşman sabah erkenden Anafarta Ovasına da asker çıkardı. Askerin çıkarılışını ben de dürbünümle izliyordum. Düşmanın karaya ayak basmasıyla Anafartalarda da savaş başladı. Cayırtı koptuevam etti. Fakat.söktüremedi. 3 ay daha kaldı kafir. Üç aydan sonra aldı başını gitti.
    .
    Bir sabah Kaba Tape'de arkadaşlar Fransızlar Seddülbahir'den kaçmış dediler. Atladım beygire bastım gittim. Çift Ekin'den aşağı indim. Bizim asker ovaya yayılmış hep.Yiyecek giyecek herşeyleri bırakıp gitmişler. Bir tane de Kadana beygiri kaçırmışlar.Bizim askerler de tutup getirmişler.
    Bir İngiliz Gemisi İmroz taraflarından bıraktıkları şeylere veriyorlar mermiyi.Yakıyorlar.
    Düşman gittikten sonra bir süre daha o yakınlarda bir köyde durduk. Sonra bizim topları Enez'e götürdüler. Buralarda bir alay meydana getirdiler.Sahillere adi ateşli toplar koydular. Buralarda az bir asker kaldı. Beni de Küçük Anafartalar Köyündeki 24'lük toplara verdiler. Arabistan teslim olduktan sonra da zaten asker terhis olmuştu. Bizim batarya kumandanımız daha sonra tekrar tabur kumandan vekili olarak burada kurulan alaya gelmişti.
    Mütareke imzalandıktan sonra fransızlaringilizler buralardaki topları hep patlatıp parçaladılar.
    .
    Anadolu'ya geçirmediler bizi buralardan. Köyümüzde Yunan jandarması da vardı. Ben bu köyde. Büyük Anafarta köyü'nde evlenip kaldım. Düğünümü o zaman askerler yaptılar. Köyümde bir sene evveline kadar bakkallık yapıyordum. Şimdi bıraktım. İki çocuğum var. İlk karımı 35 sene önce kaybettim. Sonra ikinciyi aldım. İkinciyle hala yaşıyoruz. Madalyam filan yok. Yaşlılık maaşı alıyorum. Oğlumun biri öğretmen.İlkokul öğretmeni.Kız torunum da öğretmen çıktı.
    Sol kaşımın üzerinde kurşun yarasının izini taşıyorum.


    HALİL KOÇ

    Çanakkale - Haliloğlu Köyü'nden

    1309 (1893)'da doğdum. 88 yaşındayım. Balkan'ı gördüm. Arıburnu'nu Muş cephesinde Rus'u Halep taraflarını da gördüm. Önce Eceabattaydık. Kabatepe'ye keşif koluna gittik. Kabatepe'de İngiliz gemileri geldiler. Şamadıra bıraktılar. Bizimkiler kayalıklarda şamandıraları topladılar. Bir hafta sonra İngilizler geldiler. Ben nöbet yerindeydim. Sabaha karşıydı. İmroz'un her yanı ateşler içinde kaldı. Haber verdim. Nöbet onbaşısına. Çavuşlar subaylar hepsi geldiler.
    İngilizler asker çıkarmaya başladılar. Şamandıraları bıraktıkları yerlere. Mavnalara dolduruyorlar askerleri. Karaya çıkarıyorlar. Harp gemileri de denizde. Arıburnu taraflarına çıkıyorlar. Bizim 4. Bölük Arıburnu'ndaydı. Çiğnemiş gavur onları. Biz Kabatepe'deyiz bakıyoruz. Bizim toplarımız vardı yanımızda 4 tane top. Toplar ateş ediyordu. Gavurun mavnalarını karaya çıkarken ortadan bölübölüverirken gördüm. Dik yarlar var. Böyle bir yarın kenarından görüyorum. 2-3 gün durduk orada. Aldılar bizi de. Saat dokuzda hücum yaptırdılar Kanlı Sırt'ta. Kanlı Sırt'a bir de varmıştık ki ortalık hazır gibi insan ölüsü. Onların aralarından sürünerek aştık öteki yüze. Gavurun süngüleri görünüyor istihkamlarında. Orada ateş ederken yanımdaki bütün arkadaşlarım şehit oldular. Bir ben kaldım. "Ben de vurulurum burada" diye düşündüm hep. Kafamı kaldırmışım biraz herhalde. Kafama "Küttek" bir taş vurdu. Yüzbaşım geldi. "Gidebileceksen git" dedi. Bıraktım tüfeğimi. Elden ele beni geçirdiler. Gittim. Benim başıma taş değil de şarapnel parçası gelmiş. Barmış kalmış. Biga'ya Demetoka Hastanesine gönderdiler. Orada çıkardılar şarapnel parçasını. 60 sene oluyor çıkarılalı. Demetoka'da bir ay kaldım.
    Tekrar geldik Arıburnu'na. Giriverdik cepheye. 8 ay kaldık. 8 ay istihkamlarda durduk. İngilizler tünel kazdılar. Lağım ateşlediler. Dünyanın toprağını üstümüze kaldırdılar. Hiçbir şey olmadı gene de.
    Çok hücum yaptık. İstihkamdan çıkarıyorlar dışarı. Hadi bakalım hücum. Hücum. Süngü hücumu. Süngüleri takıyorum. İstihkamdan çıkıyoruz. Gavurun istihkamı 20 adım. Onların istihkamlarına varmadan gavur öldürüyor seni. Nereye gideceksin? Enver Paşa hücum yaptırıyor zorla. Enver Paşa'yı gördüm oralara gelmişti. Harbiye Nazırı idi.
    Arıburnu'nda Şefik Bey Alay Kumandanımızdı bizim. Gavur asker çıkarırken 9. Fırka Kumandanı emir veremedi. Şefik Bey kendi emriyle koydu bizi muharebeye. Şefik Bey başımızda 9 ay durdu. Bir de mülazim Kemal Bey vardı şehit olmuştu. Ben piyade idim. 27. Alay 2. Tabur 2. Bölük 2. Takım'ın 9. Mangasındayım. Elimde Alaman mavzeri vardı.
    Gavur sonra Anafarta'ya asker çıkardı. Biz gitmedik Anafarta'ya. Düşman ordan da hücum etti. Geçemediler. 9 ay durduk. Geçirmedik kafiri Çanakkale'den.
    .
    Bir gece keşif koluna gönderdiler bizi iki kişiyiz. Gebeçınar Köyü'nden Mehmet Dayı vardı yanımda. Zifir gibi karanlık bir gece. Vardık gavurun siperine. Dinledik. Gavurlar "mınır mınır" konuşuyorlar. Geri döndük. Geri dönerken bir gavur ölüsünün üzerine bastık. Matrası falan tangur tungur etti. Gürültü oldu. Gavurlar siperlerinden başladılar üzerimize ateş etmeye. kaçamadık. Birer top mermisi çukuru bulup sindik içlerine. Dört saat sonra ateş yatıştı da çıkabildik dışarıya. 27. Alayın mevziilerini bulamadık. 72. Alayın mevziilerine düşmüşüz. O gece 27. Alayda parola "Kasatura" idi. Gavur o gece sabaha karşı kaçmış gitmiş. Dört gün daha durduk orada biz. Aldılar bizi Kırklareli'ne getirdiler. Kırklareli'nde biz 2 günlük peksimetle 250'şer mermi verdiler. Arkamızda 30 okka yük. Çıktık hıdrellezde yola Mart'ın 1'inde Diyarbakır'a vardık. Hep yayan. Diyarbakır'da yeni birlikler teşkil ettiler. Ben 24. Alay'ın 3. Bölüğüne düştüm. Alay kumandanımız Süleyman Bey adında biriydi. Muş cephesine vardık. Mevziilere girdik. Karşımızda Ruslar var. Bize hücum ettiler bozdular. Sonra biz onlara hücum ettik. Rus'dan 2 tane top ele geçirdik. Onlar hayvanlarını süngüleye süngüleye Muş'a çekildiler. Ruslar geri çekilmeye devam ediyorlar. Fakat geriye bir takım asker bırakmışlar. Bu takım bize hücumlar yapıyor oyalıyor bizi. Biz de arkadan kovalıyoruz Rus kuvvetlerini. derken Ruslar bize asıl kuvvetleriyle tekrar hücuma geçtiler. Biz bozulduk üç gün geriye kaçtık. Batıya. Billuriye'ye geldik. 15 gün sonra biz hücum ettik Ruslara. Ruslar geriye çekildiler. O sırada Ruslar içlerinden bozulmuşlar. Muş'a kadar Rusların ardından gittik. Muş'ta durduk.
    Ben Muş'ta piyadeden gönüllü olarak makinalı tüfeğe geçtim. Orada bir kış geçirdik. Geçirdik ama nasıl?.
    Bir açlık. Bir açlık. O kadar işte. Ayaklarımızdaki çarıkların derilerini yiyoruz. At mat eti de çok yedik. Ölü mü canlı mı sorma gari. Ben makinalıya geçtim demiştim ya. Hayvanların yeminden alıp kavurup yiyoruz. Yok ki başka bir şey. Ne yiyeceksin?
    Bizim bir küçük Zabit vardı. Zeki Efendi. Aç kalmış. Herkes aç. Bana dedi ki: "Bana da kavuruver de ben de yiyeyim." Kavuruverdim. hayvanların yeminden. O da yedi. Sani Milazim'di.
    Benim makinalı tüfek kızaklı makinalıydı. Alaman malı. Makinalı da iken savaş olmadı. 17. Alaya teslim ettik Şam'a giderken makinalıyı.
    İngiliz hücum etmiş Şam taraflarında. Yüzbaşımız Cemil Bey telgraf çekti. "Gelliyoruz" diye Halep'e kadar yürüdük.
    Halep'te Yüzbaşımız Cemil Bey'in yanında 8 ay durdum. Biz bozulunca Arabistan'da İngilizler her yeri teslim aldılar. Terk-i Silah oldu. Biz de Adana'ya geldik. Sonra Konya'ya geldik. Ben Alaşehir'den teskeremi alıp köye geldim.
    Halep'te İaşe Zabiti Remzi Efendi'nin verdiği atlara baktım. Ötede beride otlatırdım atları. 3 ay da hastanede yattım. Sürgün olmuşum. Bir türlü sürgünüm kesilmedi.
    .
    Yunan çıktığında İzmir'e biz köydeydik. Burada biz İngilizlerin elindeydik. Anadolu'ya Kuvayı Milliye'ye gidemedik. İngilizler köyümüze avlanmaya gelirlerdi. Çanakkale'deki İngilizler. Bazı da İngiliz Süvarileri köyden geçip giderlerdi. Çan'ın Bahadırlı Köyü'nde İngilizlerin bir zararını görmedik biz. Çanakkale'ye tel örgüden girip çıkardık.
    .
    Atatürk'ü görmedim.
    Yalnız Şerbetli Köyünden Adem vardı. O Atatürk'ün yanında durmuş. Borazanmış. Anlatırdı. "Grup Kumandanımızdı" diye.
    Arıburnu'na babam da geldi benim yanıma. Beni dolaşmaya gelmişti. O da aynalı tüfekle ateş etmişti düşmana.
    Aynalı tüfek dediğim aynı elimizdeki tüfeklerden de önlü arkalı iki tane aynası var. Aynalarından bakıyoruz düşmana doğru.
    Babam helva yoğurt yumurta getirmişti. Daha başka arkadaşların da babaları gelirlerdi. tabii yakın yerlerdekiler. Buradakiler.
    Babam: "Bunlarda bu evlatlarda umut yok. Bunlar buralarda kalırlar." derdi. Ateşin içinde nasıl umut olsun?
    8 ay boyunca 24 saat ateş hattında 24 saat geride istihkamda durdurduk. İstihkamın içine kaç defa bomba düşmüştü. Böyle çok arkadaşımız şehit oldu gitti.
    Sigara paketleri atarlardı gavurlar bizim istihkamlarımıza.
    Birinde İngilizler kavurma kutusuna barut ve fişek doldurup fitilini ateşleyip bizim istihkama attılar. Fısır fısır yanıyor kutu istihkamın içinde. Biz kaçayım derken dirsek siperini yıktık. 7 kişi bu yıkıntının altında kaldık. Kutunun lehimleri eriyince açılıverdi. Deste deste fişekler yayılakaldı orta yerde. Kimseye bir şey olmamıştı. Masal gibi hep bunlar.
    İstanbul'dan Muş'a Muş'tan Halep'e yayan gittik. Potinlerimizin altı tahta idi. Takunya gibi. Tahtalar dağılıverdi de potinlerle çıplak ayak yürüdük. Sonra sığır çarığı dağıttılar. Çarıklar da çıkıçıkıverirdi ayaklarımızdan. Çok çile çektik.
    .
    Balkan Harbi'nde İstanbul'da Eski Saray'da talimhaneydi. İçinde yangın kulesi filan var. Mahmut Şevket Paşa Harbiye Nazırıydı. Mahmut Şevket Paşa'yı bizim talimhaneye geldiğinde görmüştüm.
    Mahmut Şevket Paşa'yı Beyazıt önünde öldürdüler. Topal Tevfik diye biri öldürmüştü. Beyazıt Meydanı'na 24 tane darağacı dikildi bir gece sabaha karşı. Ben de darağaçları diken askerler arasındaydım. O ara marangozhanede çalışıyordum. Topal Tevfik dedikleri adamın asılışını Eski Sarayın bahçesindeki parmaklıkların arasından gördüm. Topal Tevfik 12. olarak asıldı. Darağacına çıkarılırken "Domuzun başını öldürdüm. Yaşasın millet bin sene" diye bağırdı. Birincide urgan koptuydu. İkincide astılardı. Ölüsü dört saat sallandı durdu meydanda.
    .
    Sultan Reşat'ı da gördüm. Ak sakallı bir ihtiyardı.
    Edirne muhasaradaydı. Babam 100 Osmanlı lirası bedel verdi de ben köye döndüm. Babmın ödediği bedelle teskere alıp köye döndükten 7 ay sonra seferberlik açıldı. Bizi tekrar askere aldılar. Arıburnu'na gittim. İngiliz bir sene sonra yaza karşı asker çıkardı. 18 Mart'ta Arıburnu'ndaydım top seslerini oradan duydum.
    .
    Askere gitmeden evlendim. Nine sağ. Esma adı. İki kızım bir oğlum olmuştu. Kızlardan bir öldü. Altı torunum var şimdi. Sağlığım iyi. Bir şikayetim yok.

    Maaş filan almıyorum. Madalyam yok.


    MUSTAFA AKSOY


    Çan - Halilağa Köyü'nden


    Ben Mustafa Aksoy. 309'luyum (1893). 88 yaşındayım. Seddülbahir'de bulundum. 9. Fırka 26. Alay 3. Tabur'daydım. Fırka kumandanımız Yüzbaşı Ali İhsan Bey'di. Takım zabitlerimizden de Yusuf Efendi Ayin Efendi vardı. Piyadeydim. Mevziilerdeydik Seddülbahir'de. Beşli mavzer tüfeğim vardı. Osmanlı mavzeri 4-5 ay durduk mevzilerde. Düşman asker çıkardı bize doğru geliyor. Düşmanın askeri talim terbiye görmemiş. Sıçrama filan bilmiyorlar. Öyle geliyorlar bize doğru. Bizde makinalı tüfek var. Basıyoruz kurşunu döşek gibi döşeniyorlar. Bizim arkadaşlar tutuveriyorlar makinalıyı arayıp duruyor makinalı. Düşen kalıyor dediler ki "Arap askeriymiş bunlar. İngiliz bilmeden getirmiş bunları" diye konuşuluyor mevziide. Bilmiyoruz ki onlarla muharebe yaptık çarpıştık adam gibi.
    Önce düşmanın zırhlıları denizden üzerimize ateş yağdırdılar. Attılar attılar. Baktılar bizim taraftan karşılık yok zırhlıları biraz daha solkuldular karaya. Tekrar ateş yağdırdılar. Bizden bir kıpırtı yok. Daha da yaklaştı tekrar ateşe başladı. Bu defa bizim topçular da ateşe başladılar. Zırhlıların ateşi bizim topları susturdu. Geldi doğru bizim önümüze Seddülbahir'e asker çıkardı. Zırhlısı vapuru geldi oraya oturdu. Ben "Bu gavur geçemez emme hadi hayırlısı" dedim kendi kendime. Mayınlar denizin altında gömülü. Dışarıdan görünmüyor ama dışarda deniz kıyısında adamları var ellerinde fitilleri. Gavurun zırhlıları geçerken fitili ateşleyecek. Kaç yerde var böyle adamlar. Bekleyip duruyorlar.
    Gavurun zırhlıları yürüdüler boğaza doğru. Biraz daha ilerleyince bizim topların mesafesine girdiler. Çimenliktekiler Kirtedeki toplar ateş etmeye başladılar gavura. Çanakkale'deki koca toplar filan. Gavurun zırhlısının üzerine yukarıdan indiriverdiler. Biri de yaralandı. Hoop devriliverdi gavurun zırhlısı. Biz de istihkamlardan görüyoruz bunları. Depinemedi gavurlar geçemediler boğazı geri döndüler çekildiler geriye.
    Orada yaralandım Seddülbahir'de. Hücuma kalkmıştık. Yüzbaşı Şerafettin Bey emir verdi. Bir konuşma yaptı önce mevziilerde. Besmele çekti baştan. Sonra "Ananız sizi bu günler için doğurdu. Hadi bakalım! Ben sizin önünüzden siz benim arkamdan. Sakın geriye çekileyim demeyin düşmandan korkup da. Öldüreceğiz düşmanı denize dökeceğiz." dedi.
    Yüzbaşımız İstanbullu idi. "Süngü tak. Muharebe fişengiyle doldur kapat" emrini söyledi. Birer de bomba var her birimizde. "Hadi bakalım oğlum ateş!" diye bağırdı.
    Gavur da askerlerini çıkarıyor deniz kıyısından. İki yere iskele etmiş. Boyuna askerini boşaltıyor. "Şiddetli ateş!" diye bağırdı yüzbaşımız. Mevziilerdeyiz. At bakalım at bakalım. Gavur bizi görmüyor. Biz gavuru görüyoruz mevziilerimizden. Biz hep ateş ediyoruz. Gavur zığındere tarafından çevirmiş. Yüzbaşı : "Düşman bize ateş yapacak geri çekilelim. Esir olacağız yoksa" dedi.
    Ben o sırada mevzide vuruldum bacaklarım tutmuyor. Kurşun delmiş iki ayağımı da dizlerimin bir karış altından. Sol kulağımın dibinden de bir kurşun geçti. Kafama bir de parça denk geldi. Şarapnel gibi bir şey. Ufak ama yardı attı. Bir çok arkadaşlar şehit oldular gözlerimin önünde. Yaralananlar oldular. İsimlerini pek hatırlayamıyorum. Aklımda kalmadı ki. Vurulanlardan Kayserili Ahmet Çavuş vardı. Bir de Balıkesirli Nebi Çavuş.
    Yaralandık geri çekiliyoruz. Anaca- babaca günü. Kanlı Dere'nin içine indik. Katırları atları da derenin içine indirmişler. Onlar da titreşip duruyorlar. Sıhhiye filan yok. Bacaklarım da soğudu kaldı. Yavaş yavaş hayvanların bacaklarının aralarından yukarı doğru Kirte'ye çıktık. Kirte'de kaldım gidemedim. Takviyeye gelen birliklerden birinin zabiti geldi yanıma eliyle işaret etti.
    - Otur otur dedi.
    Sıhhiye yok. Bir şey yok. Götürecek insan da yok beni bayırın başı.

    Baktı bana zabit.
    - Ne oldu? dedi
    - Yaralıyım efendim dedim.
    Atından indi yanıma geldi çöktü.
    Bana düşmanın nerelerde olduğunu sordu. Ben de gördüklerimi düşmanınnerlerde olduğunu olduğu gibi söyledim.
    O zabit geriden kendisine yetişen askerlerine silah çattırdı. İki askere emir verdi :
    - Bunu Maydos'a (Eceabat) götüreceksiniz. Hastaneye teslim edeceksiniz. Bir de teslim kağıdı alığ getireceksiniz bana dedi.
    " Oh. Hele Yarabbi şükür" dedim.
    Aldı o iki asker beni Maydos'ta hastaneye yatırdılar. Maydos'a hastanede de pek tutmadılar. Karabiga'ya gönderdiler. Karabiga'da da at arabasına bindirdiler. Biga'ya hastaneye yatırdılar. 29 gün Biga'da hastanede yattım. Hastaneden çıktım. Tekrar cepheye gönderdiler beni. Bizim tabur yerinden oynamış. Bulamadık taburu. Taburumuz Arıburnu civarında Semertepe'ye geçmiş. Oralardaymış. Maydos'ta bize silah cephane verdiler. Haydi bakalım tekrar cepheye birliğimize Semertepe'ye. 26. Alaya. Ben 26. Alayın 4. Bölüğündeyim. 3. Takım 3. Mangadayım.
    .
    Beni ve benim gibi olan hastaneden gelen arkadaşları muayene ettiler. Askerlik yapamaz dediler. Karadeniz Boğazı'nda İstanbul'da 6 saat ileride Ağaçlı denen yerdeki maden ocaklarına gönderdiler. 3 ocak vardı. Orada asker olarak madende çalıştırdılar. Madende kömür çıkarıyorduk. İstanbul'a gidiyordu kömürler. 25 sene kaldım madende. 75 sene geldim köyüme.
    Madalyam yok 2 senedir maaş alıyorum. Askerden gelince evlendim. Bayramiç'in Dongurlu köyünden. Adı Tayyire idi. 6 sene önce öldü. 1 kız 2 erkek çocuğum var. Oğlumun yanında kalıyorum burada köyde.
    Gece talim yapardık. Gündüz düşmana ateş ederdik. Gündüz pek talim yapamazdık. Düşmanın tayyaresi tepemizde gezerdi. Gördüğü zaman ateş yağdırırdı gavur üstümüze.
    .
    Büyük kumandanlardan göremedik. Bizim gibiler nerde görecek onlar?




    MEHMET ORAL

    Yenice - Akçakoyun Köyü'nden

    Ben Hatipoğullarından Hüseyin Oğlu Mehmet Mehmet Oral. 1309 (1893) doğumluyum. 88 yaşına girdim.
    Arabistan'da Basra'da Aşer Kışlasındaydım. 9. Fırkadaydım. Piyadeydim. Talim yapardık. 8 ay kaldım Basra'da. Harp görmedim Arabistan'da. Babam bedel verdi. Köyüme geldim. Geldiğimin 12. günü Çanakkale'de Savaş başladı. Ben de Çanakkale'ye katıldım. 18 Mart günü Çimenlik kalesindeydim.

    MEHMET ORAL
    Düşman donanması boğazı zorladı. Toplar atılıyordu. Düşman gemileri Çimenlik Kalesini bombardıman ettiler. Bizim toplar da düşman zırhlılarına ateş ediyorlardı. Düşmanın iki zırhlısı batınca boğazdan geri çekildiler. Bu sefer harp karaya çevrildi. Düşman karadan hücum etti. Ben Çanakkale'de 9. Fırka'da Sıhhıye Bölüğü'ne düştüm.
    Anafartalar'da Sargı mahallinde idim. Biz ilk tedavi yapıp Büyük Sargı mahalli'ne gönderirdik bize gelen yaralıları.
    3-5 yerinden yara alanları kolu bacağı kopan yarısı yok olmuş insanları gördüm. Çok yaralılar gördüm. Bizim başımızda Başkatip Galip Bey vardı. Rütbesi Kaymakamdı.
    Ağabeyim 26. Alayda piyade idi. Ayağında dum dum kurşunu patlamış. Ayağını bozmuş. Onu gece Kavaklıdere'den Silah deposundan getirdim. Başkatip Galip Bey'in arabasıyla getirdim. Ayağı çok kötüydü. Fena yaralanmış. Sargı mahalline getirdim. Hıristiyan doktor vardı.
    -Vapur kalkıyor. Şu kağıdı imza ediverin dedim.
    -Atıver şuraya dedi.
    -Köpek ileşi mi atıyoruz Bey dedim. Bu yaralı vapura yetiştireceğiz.
    Kardeşimi vapurla karşıya Demetoka Hastanesine gönderdik. Oradan hava değişimi alıp köye gitmiş. Bir daha da gelemedi cepheye.
    Çanakkale Cephesi'nde 35 sene kaldım. Çok süngü hücumları oldu. Hatta bir kere öyle gördüm ki unutamıyorum. Bir İngiliz askeriyle bizim askerlerden biri süngülerini birbirlerine saplamışlar yan yana yere düşmüşler. Birbirlerini de şah damarlarını ısırmışlar. Yerde öylecene can vermişler. Yatıyorlardı.
    Çanakkale'de bizim 9. Fırkanın Kumandanı Alaman Sabri Bey'di. Alay Kumandamız Kadri Bey'di. Başkatibimiz Kaymakam Galip Bey'di. Yüzbaşımız Halil Efendiydi. Atatürk bizim fırkaya geldi. 12'şerden 24 topa iki bataryaya kumandan oldu. Düşman o sıralarda deniz kenarında idi. Atatürk'ü cephede çok gördüm. Bizim Fırkadaydı zaten. Çadırı bizim sargı mahalline yakındı. Bizim Fırka Kumandanı ile konuşurlarken duydum.
    Atatürk'le Fırka Kumandanı arasında şöyle bir konuşmayı duymuştum.
    Atatürk:
    -Biz mi onlardan toprak istiyoruz ? Yoksa onlar mı bizden ?
    Fırka Kumandanı:
    -Onlar bizden toprak istiyorlar.
    Atatürk:
    -Öyleyse neden biz hücum edip de kırdırıyoruz askeri. Onlar bize hücum etsinler. Biz onları kıralım. Biz kırılmayalım.
    Fırka Kumandanı:
    -Enver paşa gelecek. Ona söyleyelim.
    Sonra Enver Paşa geldiğinde Atatürk bunu ona da söylemiş. Hücumu kestirdilerdi. Bir daha da Enver Paşa gelmedi cepheye.
    .
    Bizle beraber Alman subayları da vardı. Hatta Hintler diye bir Alman vardı. Mesela bir makineli tüfek bozuldu mu tamir için giderken açıktan giderdi. Yapamazsa yerinde alır makineli tüfeği Anafartalar'daki yapımhaneye götürürdü. "Böyle açıktan gitme öleceksin" derlermiş. O da "Ölüm bizim için" dermiş. Sonra duyduk. Hintler dediğimiz Alman kendisini denize atmış. Neden? Bilmem.
    .
    Atatürk İngiliz topları ateşi kesmeden bizim toplara ateşi kestirmezdi.
    .
    Çanakkale bitince 9. Fırka olarak Rus cephesine gittik. Bayburt'ta bulunduk. Alaman Sabri Bey Fırka Kumandanımız Bayburt'ta şehit düştü. Bizi Rus bozdu. Geri çekildik. Kanlı Taş denilen yerde. Ben orada sıhhıye onbaşısı idim. Baybur'ta geri çekilirken Alaman Sabri Bey makinalı tüfeklerle arkamızdan gelen Rusları 3-4 saat oyaladı. Orada kendisi de şehit düştü.
    Bizi 9. Alay yaptılar. Yay olarak Ardahan kars Sarıkamış'a kadar götürdüler. Sonra geriye Kars'a döndük. Ben orada Kars Menzil Hastanesinde bilemem kaç ay bulundum. Mütareke olup da silahlar bırakılınca da köye geldim.
    .
    Kuvayi Milliye'de Karaağaç Cephesinde Edremit Kaymakamı Hamdi Bey'in yanında bulundum. Bizi buralardan çete olarak Hamdi Bey toparladı. Hamdi Bey'in yanından Yüzbaşı Ali Bey bizi birkaç kişi Yabancılar Cephesine aldı. Manisa Karaağacı'nın beri tarafında üzerimizde de 5-10 mermi kalmıştı. Yunanlılar biz orada bozdu. Yabancılarda piyade onbaşısı idim. Yanımda Hamdi Bey'den Mustafa Çavuş Arap Mustafa Süleyman Aras Mustafa Halil Çavuş vardı. Karabey'den Latif Çavuş Kazım'ın Hasan vardı. Hamdi Bey'den Mülazimin Hasan vardı. Biz mevzide filan değildik. Bir zeytinlik içindeyiz. Gavur geliyor. Cephanemiz bitti. Bozulduk.
    Dereköy'de Rezil Değirmeni denilen yerde yeniden bir cephe tutmak istedik. Tutamadık. Cephanemiz yoktu. Dağıldık.Biz orada 3 ay filan kalabildik.
    Sonra Hamdi Bey Akbaş Cephaneliğini basıp silah ve cephaneyi bu taraf Anadolu'ya geçirdi. Fakat İnova'da Anzavurcular tarafından şehit edildi.
    Bizim köyü Yunanlılar işgal ettiler. Kalkım'da Yunan karakolu vardı. Bizi topladılar. Önce Edremit'e götürdüler. Edremit'ten 12 kişi İzmir'e götürdüler. Ben de varım. İzmir'de hapse attılar. Bu sırada Yunanlılar Afyon Cephesinde bozulunca vapurla İzmir'den Pire'ye Korfu Adası'na götürdüler.
    İzmir'den bindiğimiz vapurda Tevfik Kaptan diye biri vardı.
    Tevfik Kaptan "Bu vapuru kaçıralım. Kurtulalım." diye konuşurdu. Ali Kumpas adında birisi vardı Aydın'lı. Gitmiş söylemiş Yunanlılara. Çok dövdüler bizi. Çay istemiştim. Getirip sıcak çayı suratıma serpiverdi gavur. İzmir'de bir de Yunan mahkemesine çıkardılar beni. "Sen çetesin kaç tane hristiyan öldürdün?" diye sordular.
    Korfu Adası'nda pek kötülük hakaret etmediler. Bir parça ekmek verirlerdi. Başka bir şey vermezlerdi. Ben Korfu'da hapis yattım. Yerim sıcaktı. Üstümdeki odada mahkeme yapıyorlardı.
    Sonra bizi korfu'dan çıkarıp Atina'nın sağ tarafında tel örgülerin içine koydular. Bu tel örgülerde 8-9 ay kaldık.
    Atina'da esir bulunduğumuz tel örgülere Ankara'dan bir elçi geldi. Ak elbiseli hasır şapkalı birisi. Tel kumandanıyla konuştular. Aramızda bir de kaymakam vardı. Çıktı o gelen elçiyle el sıkıştı. Bizi o gece Pire Limanına sevkettiler. Yalnız o kaymakamı o gece bir kör kuyuya atmış Yunanlılar. Sabahleyin ölüsünü buldular.
    Vapura bindik. İzmir'e geldik. Ben hasta oldum. İzmir Hastanesinde 12 gün yattım. Hastaneden çıktıktan sonra Edremit üzerinden köyümüze geldim.
    .
    Hafif bir misket yarası aldım Anafartalarda.
    .
    Düğün yaptığımda gavurlar buralardaydı. Şimdi 5 çocuğum var. Çocuğum bakıyor. Hiçbir yerden maaş almıyorum. Nefes darlığı var. Gözümün biri görmüyor. Kulaklarım ağır duyuyor. Hali vakti yerinde olanlara bile verdiler maaş da bizim gibilere vermiyorlar. Bir maaş çıkarsalar ban da elim genişleyecek. Burada oğlumun yanında kalıyorum. O veriyor arada birkaç kuruş.Harcanıyorum.


    MEHMET ÖZTÜRK

    Biga - Gürçeşme Köyü'nden

    10 senede geldim askerden. İlkin Çanakkale'de girdim savaşa. Topçuydum. Sonra Çanakkale'yi geçemeyince kafir Arabistan'a kıvrıldı. Bağdat yanlarına gittim. İngilizle boğuştuk o tarafta da. Sonra Fransızlarla Adana yanında çarpıştık. En sonra da Haymana taraflarına gelip Yunan'ın peşine düştük
    1310 (1894) doğumluyum. 87 yaşına bastım.
    Çanakkale'de topçu ayırdılar beni. 5.bölüğe düştüm.Üç gün sonra geçirdiler bizi karşı yakaya. Arıburnu tarafına Zığındere'de üç ay topların başındaydım. Üç ay ateş ettik düşmana. Ne boğazdan geçebildi ne karadan. Geri gitti.
    MEHMET ÖZTÜRK
    Biz topları Akbaş İskelesine indirdik. Bir vapura yüklendik. İstanbul'a geldik. Toplar tamir oldular. Tekrar bir vapurla İzmir'e gittik. İzmir'den trene topları mandaları yükledik. Konya Ulukışla'da indirdik trenden. Koştuk mandaları toplara. Tarsus'a geldik. Tekrar trene yüklediler bizi. 4 topumuz var.15'lik ağır obüs. Neyse uzatmayalım. Bağdat yakınlarına sokulduk. Daha da ileri gittik. İran topraklarına filan girdik galiba.Kut'ül Amara denilen yerlere vardık.
    İngiliz'e karşı veriyoruz ateşi. O da bize atıyor mermiyi. Bir mermi geldi.İngilizlerden toplardan ikisi işe yaramaz hale geldi.8 arkadaş da şehit oldu yanımızda. Ben ve Ali Çavuş kaldık topların başında.
    Bozulduk. Geri çekiliyoruz. İngiliz de arkamızdan geliyor. Başka topların tekerleklerinden buluyoruz takıyoruz bizim toplara öyle çekiyoruz geriye. Bağdat'a geldik. Bağdat2ın yanında bir yer var Samara dedikleri.
    Samara'da toplandık. O gece Bağdat yandı. Cephanelikleri ateşe vermiş İngilizler. Sonra Musul'a geldik. Musul'da toplar tamir edildiler. Hadi bakalım Kürt harbine. 7 ay durduk Kürtlerin karşısında. Kürtler Musul'a doğru kaçtılar. Musul'a geldik. Musul'da terk-i silah oldu. Silahları bıraktık. Toplayıverdi İngiliz bizi önüne.- Nusaybin'e kadar getirdi.
    Nusaybin'de Ali İhsan Paşa'yı İngilizler esir aldılar. 5. Ordu Kumandanıydı. Nusaybin'de trenin üzerine çıktı. Bir nutuk verdi Ali İhsan Paşa. Alay Kumandanımız vardı. Kenan Bey albaydı. Ali İhsan Paşa dedi ki:
    -"Kenan Bey bu asker sana teslim. Diyarbakır Urfa Mardin Elazığ bu arada bu askeri salmayacaksın. Beni İngilizler sınır çizmek için götürüyorlar. Ben gene geleceğim. Biz koştuk mandaları toplara Diyarbakır'a gittik. 15 sene durduk Diyarbakır'da. Yunan da o sıralarda çıktı İzmir'e. Fransızlar Adana'ya çıkmışlar. Biz adana tren yolunu Fransızlarla sınır yaptık. 15 sene ateş yaptık Fransız'a oralarda.
    Fransız cephesinden hep gece gitmek üzere bir ayda Ankara'ya geldik.
    Topları getiriyoruz Ankara'ya. Gündüzleri gidemiyoruz. Yunan'ın tayyaresi görmesin diye gece gidiyoruz. O zaman yol filan yok. Ali İhsan Paşa'nın fırkasından 350 kişiyiz. Ankara'ya 1 saat kalmış artık. Yakınlaşmışız. Deliktaş dedikleri bir köye varmışız.
    Yüzbaşımız Hasan Tahsin Bey Bursalı Rıfat Efendi vardı. Rıfat Efendi Mülazım-ı Evvel'di.O köyden bir süvari yolladık Ankara'ya. Köyde kadınlar bize börekler çörekler getirip karınlarımızı doyurdular. Kadının biri geldi bizim yüzbaşıya;ben de yüzbaşının yanındaydım.
    -Efendi bu bizim halimiz ne olacak ? diye sordu.
    Yüzbaşı da
    -Ne olacak kadın? dedi.
    Kadın başladı konuşmaya:
    -Bizim adamlarımızı aldılar gittiler. Düşman da hep bu tarafa geliyor. Öte gitmiyor.

    Haymana'nın üstünden de düşmanın top sesleri geliyor. "Güüürrr Güüürrr" diye"
    Yüzbaşı kadına bizi gösterip dedi ki :
    -Bugün dinleyin yarın ötemez Yunan'ın topları
    Kadın sordu Yüzbaşı'ya:
    -Neden?
    Yüzbaşı bizi gösterdi eliyle kadına:
    -Bu askeri görüyor musun? Çanakkale harbindendir bunlar.8 senelik hepsi. Arabistanı kıvrandı bu asker.katiyen gelemez Yunan.
    Ankara'ya gönderdiğimiz süvari geldi. Çıktık yola. Mandalarla gidiyoruz. Sabahleyingirdik Ankara'ya. Marşlar söyleyerek istasyona varıyoruz.
    "Ankara'nın taşına bak
    Gözlerimin yaşına bak
    Ankara'nın dardır yolu
    Yunan almış sağı-solu
    Gelsin Kemal Paşa Kolu"
    Korku nedir? İçimizde bilinmez
    Kanlı yazı alnımızda silinmez
    Biz var iken Ankara'ya girilmez."
    Böyle marşlar söylüyoruz. İstasyonda bulunanlarda bizi alkışlıyorlar.
    Atatürk orada başımızdaki Kenan Bey'e dedi ki:
    -Asker saat 10'a kadar serbest. Saat 10'da tren gelecek.Sıçancık İstasyonunda inecekler. Haymana'nın Çulluk Köyüne toplar kurulacak. Sabahleyin ateşe başlayacaklar.
    O sırada birçok kadın geldiler. Kimileri yaralı kimisinin memeleri kesildi. Savaştepeli arkadaş var yanımda benim.
    Kara Fatma dedikleri bir kadınmış o gene.
    Çıktı biri trenin üstüne konuşuyor.
    Biz onu yüzbaşı filan sanmıştık. Yaralı kadınları eliyle göstererek:
    "Şu kadınların haline bakın. Çanakkale'nin Biga denilen yerinden beri bu Yunan böyle yapıyor. Bu kadınların kimisi anneniz. Kimisi bacınız yerine. Bunları gördünüz ona göre cepheden geri dönecek olanı paşa da olsa vuracaksınız" dedi.
    O gece biz Çulluk Köyüne gidip topları kurduk. Sabahleyin başlayıverdik ateşe. Anam!anam!anam! Üçüncü gün saat 8 sıralarında Yunan kaçmaya başladı. Sakarya nehrinden sığamıyor geçmek için. Bütün koşulu beygirlerini köprü yapıyor geçmek için nehirden. Biz de Polatlı İstasyonunun oradan geçtik. Yunan geçtikten sonra birinci köyü yaktı. "Yanık Köy" koyduk adını o köyün biz de. Yakıp kaçıyor Yunan. Biz hem gidiyoruz arkasından hem ateş ediyoruz toplarımızla. Ağır obüs bizim toplar. Adi ateş yapıyoruz 45 okka mermileri var.
    Afyon'a gelince dayandı gavur. Kuvvetimiz yetmedi. Bir sene durduk Afyon köylerinde. Karadilli Arızkaya Göçenli Kılıçkaya Akşehir taraflarında bir sene durduk.
    Sene geçti. Bir sabah hücuma başlayacağız. Topları doldurdukAfyon Kalesi'nde Yunan'ın topu var.
    Biz Ali İhsan paşa cephesindeyiz. Dumlupınar Cephesinde. Biz Topçuyduk dedim ya! Atatürk hiç sakınmazdı bizden. Yanımıza gelirdi. O sabah gene bizim yanımızdaydı. Öteki büyük paşalar da vardı. Çakmak Karabekir İnönü.
    Fevzi Çakmak Atatürk'e dedi ki:
    -Mustafa ben sabah namazını kılsam
    Atatürk de:
    -Hay hay Paşam kılın. Birazdan başlayacağız ateşe bir daha kılamazsın.
    Fevzi Çakmak ayrıldı namaz kılmaya gitti. Bizim 2 ağır obüs topumuz var . Yanımızda başka bölükte de 2 tane 75'luk top vardı. Sonra o 75'luklar İnönü tarafına gittiler.
    Toplar hazır mı? Hazır dedik. Gün ışıyordu. Başlayıverdik ateşe. Bir atış ardından bir daha. Yunan'ın Afyon Kalesindeki topu sustu. Öyle haber geldi. Başımızda Yüzbaşı Kemal Bey vardı. Sonra o Menemen bağlarında şehit oldu.
    Dürbün elinde söylerdi mesafeyi.Sektirmezdi.
    Yunan'ın Afyon Kalesi'ndeki topunu benim topun ikinci mermisi susturdu.
    Kumandanlarda yanımızdaydı. Atatürk Yüzbaşı Kemal Bey'e dönüp dedi ki:
    -Bravo be. Madalya yaz çavuşa!
    İlk madalyayı ben aldım. Atatürk verdirdi benim madalyamı.
    14 günde İzmir'e indik. İzmir'de vapurların üzerleri tütün dizileri gibi Yunanlı doluydu. Denizin üzeride şapka.Vapur mu yeter onca Yunan'aDefoldular.Gittiler. Sonra biz ManisaBursaBandırma'dan geçtik. İzmit'e dayandık. Ben İzmit'ten teskeremi aldım.
    5. Fırka 8. Alay2.Tabur 5. Bölükteydim. Atatürk Grup Kumandanıydı Arıburnu'nda. Bizim topların da yanına gelirdi. Orada Tahsin Bey vardı. Yüzbaşımızdı. Atatürk ona derdi ki:
    -Maşallah maşallah Tahsin Bey bunlar öğrenmişler.
    Afyon Kalesine attığımız zaman Yüzbaşı Kemal Bey şöyle emir vermişti. Ben de nişancıydım topun başında.
    "Mesafe 4600 5. Barut hakkı dane doğru."
    Emir buydu. İkinci mermide kaledeki topu sustu Yunan'ın.
    Sonra bize döner:
    -Mermiyi şöyle yapın kolunuzu dayayın da öyle koyun. Korkmayın bir kere korku getirirseniz yüreğinize hep korkarsınız. Korkmayın diye konuşurdu.
    Çanakkale Harbinde Zığındere'de Üç ay ateş yaptıküşman zırhlıları vardı dış denizdeenizin üstü kasaba gibiydi.Gemi doluydu.
    Arabistan'dan mandalarla çekip gelirdik toplarımızı. Haymana'ya geldik. Maraş'ta da kaldık biz Fransızlar'a karşı. O yüzden Maraş fırkası da derlerdi bizim fırkaya.
    Seferberlikte 80 kişi kadar gitti bizim köyden. Ben Arabistan'a gittiğim için geç geldim köye. Çanakkale'de kırıldı bizim bu köyden gidenlerin çoğu birkaç kişi gelmişler.Onlar da ya kolu yok.Ya bacağı.
    Üç aylık evliydim askere giderken 10 sene sonra geldim köye. Beş kız bir erkek çocuğum oldu. Sonra oğlumu öldürdüler. Madalya maaşı. Yaralanmadım. Nine öleli çok oldu. Gözlerimin birisi hiç görmüyor. Birisini ameliyat ettirip açtırdım. O biraz görüyor. Öteki hiç görmüyor. Çanakkale'ye 18 Mart'a çağırıyorlar.Gidemiyorum ki.Gözler görmüyor.Nasıl gideyim.

    "Arza hacet yok halim sana ayandır. Dile gerek yok sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok suskunluğum Sana kelamdır"

  2. #2
    www.siirtliler-board.net Array
    Üyelik tarihi
    07.04.2009
    Mesajlar
    3.381
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart Çanakkale'de İki Askerin Mevzideki Konuşmaları !!



    — Tertip!


    — Efendim Toprak!

    — El bombası geliyor, dikkat!

    — Yakaladım ve geri attım Toprağım.

    — İyi.

    — Toprak! Mevzide sadece ikimizin kaldığı anlaşılırsa, karşı mevzideki düşman, hep birlikte saldırıya geçebilir. Mevzinin değişik yerlerine geçip, ateş edip, tekrar buraya gelsek olur mu?

    — İyi düşündün Tertip. Hadi bismillah!

    — ….

    — El bombası da atabildin mi?

    — Atmam mı?

    — Ateş yoğunlaştı, sakın ola mevziden başını kaldırmayasın.

    — Hiç başımı çıkarır mıyım Toprağım.

    — Tertip!

    — Efendim Toprak!

    — Yanında yatan Adıyamanlı Abuzer’in gözleri açık kalmış, eğil de kapatıver. Alnından vurulmuş yiğidim.

    — İki de çocuğu vardı garibimin.

    — Sahi, senin çoluk çocuk var mı Tertip!

    — ….

    — Niye iç geçirip sustun öyle Tertip.

    — Vardı.

    — Nasıl yani?

    — Bilirsin, bizim oralarda ilkbaharda sular pek coşkun akar. Irmağın üzerindeki tahta köprüden azgın suya düştü karım. Kucağında da oğlum vardı. Yetişemedim. Suyun hızına yetişemedim…

    — Hakkını helal et. Bilmeden gözyaşı döktürdüm sana.

    — Helal olsun tertip. Bilirim, Ondan geldik tekrar Ona döneceğiz ama aklıma gelince içim kabarıyor işte. Ya sen?

    — Ben evlenemedim. Anam çok üstüme oldu, ancak evlenmedim.

    — Niye ki?

    — Bir sevdiğim vardı, onu da diyemedim.

    — Neden?

    — Anamın aklından başka bir kız vardı ondan? Üstelik sevdiğim kızın da haberi yok. Uzaktan uzağa benimkisi. Aha ilk sana diyorum.

    — İnşallah cepheden dönünce muradına erersin Toprak.

    — İnşallah Tertip. Düğünüme de gelirsin artık.

    — Oo, gelmem mi hiç.

    — Tertip!

    — Efendim Toprak!

    — Şu etrafta uçuşan kuşlar dikkatini çekiyor mu?

    — Çekmez olur mu, daha önce hiç böyle yeşil kuş görmemiştim. Tuhaf!

    — O yeşil kuşlar etraftayken, bana bir güven bir cesaret geliyor biliyor musun?

    — Aynısı bende de oluyor. Sahi bu kuşların adı, cinsi ne ola ki?

    — ?!...

    — Düşman ateşi biraz hafifledi. Şimdi sıra bizde. Haydi bismillah.

    — Tertip bu bomba sana geliyor, yakala!

    — Yakaladım ve attım toprak!

    — Yine azıttılar. Adamların mermisi bol tabi.

    — Ateşi hızlandıralım!

    — Tertip!

    — Efendim Toprak!

    — Bu ne iştir yahu, basıyorum basıyorum patlamıyor tüfek! Bak hele tüfeğim bozuldu herhal.

    — Öyleyse yanında şehit yatan Abuzer’in silahını al.

    — Allah Allah, silahına sarılmış bırakmıyor garibim.

    — Ne bozulmuşu akıllım. Görmüyor musun senin işaret parmağın gitmiş. Ben mevziyi bir dolaşıp geliyorum. Sen sarıver parmağını.*

    — Geldin mi tertibim!

    — Geldim ya, yaran ne almende, sarmışsın, iyi.

    — Şu mevzinin içine baksana. Onlarca yiğit can vermiş. Biz parmak vermişiz çok mu. Bak tetiği çekecek daha birçok parmağım var.

    — Düşmanın ateşi kesildi. Biraz oturup dinlenelim hele.

    — Hava kararmaya durdu. Daha ateş etmezler herhal.

    — Toprağım, hele bir ezan oku da namazımızı kılalım.

    — Abdestim yoktur. Suyumuz da neredeyse iki damla kalmış.

    — Teyemmüm edelim toprakta öyleyse.

    — Öyle ya.

    — Rabbim her işin kolayını göstermiş.

    — Allahu ekber, Allahu Ekber! Eşhedü enne Muhammed erresulullah! ……

    — Toprağım senin sesin ne de güzelmiş böyle!

    — Namaz insana ne de huzur veriyor?

    — Öyle ya Toprağım. İnsan Rabbiyle baş başa olunca korkuyu, kederi unutuyor. Çünkü O, her şeyin sahibi, korkunun da kederin de hakimi. Hatta düşmanın dahi sahibi. Kim Allah’ın rızasına nail olursa savaşı bil ki o kazanacak. Rabbimiz elbette bizimledir.

    — Ne güzel konuştun tertip. Allah razı olsun. Gönlüm ferahladı.

    — Senin sesin güzelmiş toprağım hele bir türkü söyle de dinleyelim.

    — Adıyamanlı Abuzer’in sesini tutmaz ama söyleyeyim.

    Kışlalar doldu bugün
    Doldu boşaldı bugün
    Gel gardaş görüşelim
    Ayrılık oldu bugün.
    …………….
    — Allah razı olsun. Ne de hüzünlü söyledin öyle.

    — Bu şehitlerin başında başka nasıl söylenir ki Tertibim.

    — Haklısın ya.

    — Aha, yine düşman mevzisinden taşa sarılmış bir kağıt geldi.

    — Sen daha iyi okursun Toprağım. Oku hele ne diyorlar.

    — Abuzer’i soruyorlar. Daha önce konser veren de söylesin diyorlar.

    — Abuzer’in sesine müptela olmuşlar demek. Cevabını gönder madem.

    — Yazıp kağıdı taşa sardım. Sen at bari, daha isabetli atarsın.

    — Ne yazdın ki Toprağım.

    — Onu bugün şehit ettiniz, dedim. *

    — Vakit geç oldu. Ben yatsı namazını kılıp biraz kestireceğim. Sen nöbete kal. İki saat sonra da uyandırırsın.

    — Peki Tertip.

    — Toprak, Toprak! Kalk sabah namazına.

    — Bismillah!

    — Bugün içimde tuhaf bir his var.

    — Nasıl Tertip?

    — Bilmem, sanki düşman bir şeyler planlıyor gibi?

    — Düşmanın her zaman planı vardır zaten?

    — Bu sefer, bilemiyorum…

    — İşte silah sesleri gelmeye başladı.

    — Bak o yeşil kuşlar yine tepemizde dönüp duruyorlar.

    — Tertip! Hiç dikkatini çekiyor mu, onca mermi sıkılıyor ama bu kuşlara hiç isabet etmiyor.

    — Sahi be! Biz başımızı mevziden bir an çıkarsak yüzlerce mermi yağıyor karşıdan. Ancak bu kuşlara bir şey olmuyor. Efendimiz Aleyhisselamın cennet kuşları diye bahsettiği kuşlar bunlar olsa gerek.

    — Dikkat et el bombası.

    — Bir de senin arkana düştü sen de dikkat et.

    — Aman Allah’ım! El bombaları yağmur gibi yağıyor.

    — Bumm. Bumm.

    — ….

    — Tertip

    — Efendim Toprak!

    — Benim gördüklerimi sen de görüyor musun?

    — Şu muhteşem bahçelerden mi söz ediyorsun.

    — Evet. Daha önce hiç görmemiştim. Altlarından ırmaklar akıyor bak.

    — Bu bahçeler ne de güzel bahçelermiş!

    — Aman Allah’ım! Şu dedem değil mi? Oysa o öleli yıllar oldu. Rus Harbinde şehit olmuştu.

    — Olamaz! Karımla oğlum da oradalar. Toprağım, ne tuhaf değil mi?

    — Evet çok tuhaf. Bak yine o yeşil kuşlar. Silahlar da birden bire sustu.

    — Toprak!

    — Yoksa biz! Yoksa biz

    — …

    Arif Akpınar
    (Cephede Bayram -Çanakkale hikayeleri- kitabından. Muştu Yayınları)
    "Arza hacet yok halim sana ayandır. Dile gerek yok sessizliğim sana beyandır. Söze lüzum yok suskunluğum Sana kelamdır"

  3. #3
    Şahin Özbilici Array
    Üyelik tarihi
    25.12.2010
    Yer
    Siirt-(Veleye)
    Mesajlar
    819
    Tecrübe Puanı
    24

    Standart

    Vatan toprakları uğrunda can veren şehitlerimizi minnetle anıyoruz...

  4. #4
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    07.02.2008
    Mesajlar
    2.126
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    Ruhlarınız şad olsun...

    HAYATTA İKİ ŞEYE İNANIRIM... BİR AYNADA GÖRDÜĞÜME BİR DE YUKARI BAKIPTA GÖREMEDİĞİME...

  5. #5
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    01.08.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    38
    Mesajlar
    13.518
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Çanakkale'ye gitmeyi ve şehitlerimizin mezarlarını ziyaret etmeyi çok istedim ama bir türlü kısmet olmadı.

    Oraya gidenler hep anlatıyor; oraya gittiklerinde oralar canlanıyor ve savaşın içindeymişsiniz de, o anı yaşıyor gibi oluyorsunuz.

    Şehitlerimize Allah'tan rahmet diliyorum. Çanakkale Destanı, unutulmaması gerekn bir destandır. Atalarımız bu vatan topraklarını kolay kazanmadı. İspatı da Çanakkale'de mevcut.

  6. #6
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    33
    Mesajlar
    10.944
    Tecrübe Puanı
    231

    Standart

    Turhan OLCAYTU * E.Tümgeneral

    3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.
    Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale'nin sularında, Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış, bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.
    Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış; 19 Mayıs 1919'da O, Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı, "bu benim kahraman komutanımdı" diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı'na katılmıştır.
    Türk Ulusu ve dünya O'nu böylece tanırken, O da Conkbayırı'nın, Kocaçimen'in, kan deryası can pazarında ulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından tanıyarak daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı kanaatini daha o zamandan edinmiştir. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha 1915'in Mart ayında İstanbul'a girerek Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertebilecekti.
    Çanakkale Boğazı'nı denizden aşıp İstanbul'a giremeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915'ten başlayarak 8-9 Ocak 1916'ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı, Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusyası en kısa yoldan müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak, muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda Almanya'nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de 1915'te sona erecekti. Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine, üç imparatorluğun (Osmanlı, Çarlık ve Avusturya/Macaristan İmparatorlukları) tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Gelibolu Yarımadası'nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal'in Anafartalar tepesinde yaktığı zafer meşalesi, Kurtuluş savaşımızın da yolunu aydınlatmıştır.
    Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki kara savaşlarında, Mustafa Kemal'in etkin liderliği sayesinde kazanılan zaferlerin, ulusal tarihimize ve dünya tarihine yön veren etkin rolünü yukarda belirtilen noktalarda toplamak mümkündür.

    18 MART 1915 ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞI VE ÖNCESİ
    Boğaz savunması, girişten itibaren "Dış-Orta-İç Tabyalar" olmak üzere üç savunma grubu halinde tertiplenmişti. Boğaz kıyıları boyunca 20 tabyamızda, çoğunluğu kısa menzilli ve eski model, 170 adet top mevzilendirilmişti. İtilaf Devletlerinin savaş gemilerinde çoğunluğu büyük çaplı uzun menzilli 247 adet en modern toplar bulunmaktaydı.

    İtilaf Devletlerinin Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden, Boğazı geçerek İstanbul'a girmek için üç aşamalı saldırı planı yapmıştı. İstanbul'a bir ay içinde ulaşacağını hesaplamıştı. Plan gereğince, 3 Kasım 1914 günü 7 zırhlı ile Boğaza bir keşif taarruzu yaptı. Girişteki tabyalarımız zarar gördü. İkinci saldırıyı 19-25 Şubat 1915 tarihleri arasında 7 gün süreyle devam ettirdi. Türk topçusunun atış menzili dışından yapılan bombardımanlar etkili oldu. 19 topumuz ve Boğaz girişindeki tabyalarımız kullanılamaz hale geldi. 26 Şubat günü düşman donanması Boğaza girdi orta kesimdeki tabyalar 8 saat süreyle kesintisiz bombardımana tabi tutulup sarsıldı. Bu başarılar üzerine Amiral Carden, Londra'ya çektiği bir telgrafta, 14 gün içerisinde İstanbul'a ulaşabileceğini müjdeliyordu. Amiral, hazırlıklarını tamamlamaktaydı. Son darbe 18 Martta indirilecekti. Ne var ki, kağıt üzerinde yapılan bu savaş planında, Türk'ün kahramanlığı ve savaş azmi hesaba katılmadığı için evdeki hesap çarşıya uymayacaktı.

    18 MART 1915 GÜNÜ SAVAŞI
    18 Mart günü, bundan 85 yıl önce, Çanakkale'de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir gün daha doğdu. İtilaf Donanması 18 savaş gemisiyle saat 10.00'da boğazı yarıp geçmek üzere girmeye başladılar. İlk ateşi TRIUMPH zırhlısı, Çanakkale'ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15'te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacaktı. Nitekim böyle yapıldı. Düşman; yaklaştıkça, topçularımızın giderek yoğunlaşan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00'ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefini şaşmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale'ye 7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türk topçuları Boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzilerimizi hallaç pamuğu gibi atıyor, kıran kırana bir savaş oluyordu.
    Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, BOUVET zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce Dz. Yzb. Hakkı'nın NUSRET mayın gemisiyle boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. BOUVET'in imdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğramıştır. Saat 15.00'te IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00'da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı'nın tuzağına takılarak batarken, INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz'a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30'da boynu bükük çekilme emrini veriyordu.




    ÇANAKKALE ZAFERİ
    Çanakkale Savaşı yalnız bizim tarihimizin değil yakın dünya tarihinin en önemli savaşlarından biridir. Çanakkale Boğazı'nı savaş gemileriyle zorlayarak aşma, böylece İstanbul'a kavuşma isteği Avrupa büyük devletlerinin öteden beri özlemidir.
    1914 yılında I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla İtilaf devletleri bu isteklerini gerçekleştirme fırsatının doğduğuna inandılar. Bu inançla İngiltere ve Fransa işbirliği yaparak 3 Kasım 1914 günü alacakaranlıkta Bozcaada'dan Boğaz'ın ağzına doğru yaklaştılar. Buradan istihkamlarımıza doğru ateş açtılar, İngilizler Seddülbahir ve Ertuğrul tabyalarını, Fransızlar da Anadolu yakasında Kumkale ve Orhaniye tabyalarını havan topu ile dövdüler. Cephaneliğimize isabet eden top mermisiyle on bir ton barut havaya uçtu, subay ve erlerimiz şehit düştü, İngiliz Donanma Komutanı Amiral Carden Çanakkale önlerinde gösteriler yaptı, düşman denizaltıları boğazı geçmeye kalktılar.
    24 Kasım 1914 günü bir Fransız denizaltısı Boğaz sularında görüldü. bu denizaltıyı gören topçularımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladı. 2 Aralık günü İngiliz denizaltısı da bir deneme yaptı. Derinden engelleri aşarak Boğaz'a girdi. Yediyüzelli metre ilerde bulunan Mesudiye zırhlısına torpil atarak bu gemimizi batırdı. Zırhlımızda bulunan subaylardan on'u ve erlerimizden yirmi dördü şehit düştü.
    19 Şubat 1915 günü düşman savaş gemileri öğleye kadar uzun menzilli bir bombardımana girişti. Boğaz'a iyice sokuldular. Tabyalarımız akşama doğru düşman savaş gemilerine karşılık verdi. Ertuğrul ve Orhaniye tabyalarından atılan ateş karşısında düşman oldukça bocaladı.
    İtilaf devletleri gemileri diledikleri gibi ilerleyemiyor, amaçlarına ulaşamıyordu. Lodos fırtınasını başarısızlıklarının nedeni olarak görüyorlardı. Havalar düzelince yeni saldırılar düzenlendi. Yine sonuç alınamayınca düşman gemilerine komuta eden Amiral Carden görevden alındı. Yerine 17 Mart 1915 günü Robeck atandı. Yeni komutan 18 Mart 1915 günü donan¬mayla Boğaz'a saldıracağını, yakında İstanbul'da olacağını Londra'ya bildirdi.
    Bu arada Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat Çobanlı 17/18 Mart gecesi boğaz'a mayın hattı döşenmesi emrini verdi. Aldığı emir gereği Binbaşı Nazmi Bey Nusret Mayın gemisi ile o gece yirmi altı mayın, Boğaz'a on birinci hat olarak döşendi. Boğaz'daki mayın sayısı on bir hat olarak 400'ü aşmıştı.
    18 Mart 1915: İngiliz ve Fransız savaş gemilerinden oluşan, o dönemin en büyük deniz gücü, üç filo olarak sabahleyin Çanakkale Boğazı'na girdi. Bu donanmanın ilk grubunu oluşturan filoda, İngilizlerin Queen Elizabeth zırhlısı ile İnflexible, Lord Nelson ve Agamemnon savaş gemileri bulunuyordu.
    İkinci grupta İngiliz Kalyon Kaptanı komutasında Ocean, İrresistible, Wengeance Majestic gibi savaş gemileri yer almıştı. Üçüncü filo ise Prince, Bouvet, Suffren gibi Fransız savaş gemilerinden oluşuyordu.
    İngilizler ve Fransızlar zayıf Türk savunmasını kolayca susturarak Boğaz'ı kolayca geçebileceklerim umuyorlardı. Bu umut ve güvenle 18 Mart 1915 günü düşman savaş gemileri şiddetli bir ateşe başladılar. Rumeli Mecidiyesiyle merkez bataryaları şiddetli bir ateşe tutuldu. Boğazdaki düşman gemileri Hamidiye istihkamlarına yüklendi. Bunu gören Dardanos bataryaları ateşi üzerlerine çekmeye çalıştı. Az sonra, tüm gemiler, Dardanos'a saldırdı. Dardanos tabyamız saldırılara şiddetle karşı koydu. Bu arada Mesudiye tabyası da ateşe başlamıştı. Mesudiye üzerine ateş açılınca Hamidiye onun yardımına koştu. Bu arada kıyı bataryalarımız düşman üstüne ateş yağdırmaya başladılar. Bunalan düşman kaçmak isterken topçu atışlarıyla karşılaşıyordu. Düşman gemilerine göz açtırılmıyordu. Karşılıklı bu korkunç bombardıman bir saat kadar sürdü. Bu karşılıklı bombardımanı bir yabancı yazar şöyle anlatıyor:
    «İnsan manzarayı gözlerinin önünde canlandırabilir. Kaleler, toz duman bulutları içinde kaybolmuşlarda Yıkıntıların arasından arada bir alevler yükseliyordu. Gemiler, çevrelerinde fışkıran sayısız su sütun¬ları arasında yavaş yavaş hareket ediyorlar, bazen duman ve serpintiler arasında iyice görünmez oluyorlardı. Tepelerden ateş eden havan toplarının alevleri görülüyor, ağır toplar yer sarsıntıları gibi gümbürdüyordu.»
    Bombardıman sırasında Türk tabya ve bataryaları büyük zarar görmüştü. Amiral Robeck Fransız gemilerini geri çekerek İngiliz savaş gemilerini ileri sürdü. Tam bu sırada müthiş patlamalar oldu. Bouvet ve Suffren savaş gemileri mayına çarparak sarsıldılar, manevra kabiliyetini kaybettiler. Bir gece önce Nusret mayın gemisinin döşediği mayınlar görevlerini yapmışlardı. Boğazın berrak sulan üzerinde bir dev gibi yatan Bouvet ve Suffren'e tarihi Hamidiye bataryamızın keskin nişancıları ateş açtılar. Çanakkale Geçilmez kitabının yazarı Alan Moorehead olayı şöyle anlatıyor.
    «Saat 13.45'de Suffren'in az gerisindeki Bouvet müthiş bir patla¬mayla sarsıldı. Güverteden göğe kesif bir duman yükseldi. Gittikçe hızlanarak yana yattı, devrilip gözden kayboldu. Olayı görenlerden birinin ifadesine göre «Bir tabak, suda nasıl kayıp giderse o da öylece kayıp gitti.»
    Türk tabyaları, Boğaz'ı geçmeye çalışan düşman gemilerine durmadan ateş ettiler. Bu arada düşman Boğazdaki mayınları temizlemek için mayın tarayıcılarını boğaza soktu. Tabyalarımız mayın tarayıcılarına ateş açtılar. Açılan ateş yağmur gibi yağmaya başlayınca düşmanlar panik içinde kaçtılar. Bu arada düşman savaş gemilerinden İnflexible, İrressitible büyük hasar gördü. Batanlar oldu. Daha sonra Queen Elisabeth ve Agamemnon yaralandı. İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nı denizden aşamadılar. Büyük kayıplar vererek: Çanakkale Boğazı'nın geçilemeyeceğini öğrendiler.
    İtilaf devletleri Çanakkale Boğazı'nın savaş gemileri ile aşamayınca bu kez çıkarma yapmayı planladılar. Artık Çanakkale kara savaşları başlı¬yordu. Kara savaşında düşmanın nereden çıkarma yapabileceği tartışıldı. Mustafa Kemal Kabatepe ve Seddülbahir'den, Alman komutan Von Sanders ise Bolayır ve Anadolu yakasından çıkarma yapılabileceği görüşündeydi. Alman komutanı Von Sanders'in görüşü ağır bastı, ve askerler o yöreye yerleştirildi.
    Düşman güçleri 25 Nisan 1918 sabahı Mustafa Kemal'in düşündüğü noktadan saldırdı. 19. Tümen Komutanı Mustafa Kemal Kocaçimen'de Conkbayır'da, savaştı. Cephanesi biten askerlere:
    — Süngü tak emrini verdi. Daha sonra ;
    — «Ben size taarruz emretmiyorum. Ölmeyi emrediyorum. Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde yerimize başka kuvvetler ve başka komutanlar geçebilir» dedi. Tarihin bu en büyük siper savaşı başlamıştı. Siperler arası uzaklık sekiz on metre kadardı. Türk siperlerinden hiçbir asker ayrılmıyordu. Şehit düşenlerin yeri hemen dolduruluyordu. Her adım başına bir mermi düşüyor; toprak adeta tüterek kaynıyordu. Düşman dalgalar halinde Conkbayır'a doğru ilerliyordu. Bu arada Mustafa Kemal, Anafartalar Grup Komutanlığına atandı. Anafartalar Savaşı'nda düşmanın attığı şarapnel misketi Mustafa Kemal'in göğsüne isabet etti. Ancak cebindeki saate çarptığından bir şey olmadı.
    Kısa sürede Türk ordusu her yerde büyük başarılar kazandı. Düşman şaşkına döndü, bozguna uğradı. Çanakkale kara savaşlarının en önemli cepheleri; Kumkale, Beşike, Bolayır, Seddülbahir, Anbumu, Kabatepe, Conkbayırı ve Anafartalar'dır. 19 - 20 Aralıkta Anafartalar ve Arıburnu cephesi, 8 - 9 Ocak'ta Seddülbahir düşmanlar tarafından boşaltıldı. Böylece 1915 baharında parlak umutlarla karaya ayak basan birleşik düşman ordusu 1916 kışında bozguna uğrayarak çekip gitti.
    Çanakkale savaşlarında 250 binin üzerinde askerimiz şehit düştü. Düşman kayıpları ise bu rakamın üstündedir.
    Çanakkale savaşlarının unutulmaz kahramanı, Anafartalar Grup Komutanı Mustafa Kemal'in başarısı ilerde başlayacak Ulusal Kurtuluş Savaşı'mızın kaynağı oldu.
    Bağımsızlığımızı savunmak, yurt topraklarımızı korumak için yapılan savaşlar kutsaldır. Çanakkale, Ulusal Kurtuluş Savaşımız kutsal destan savaşlara birer örnektir.


    SEVGİLİ ARKADAŞLAR!

    Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’u almak istiyorlardı.
    Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır.
    300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde Çanakkale Savaşlarını anmaktayız.
    Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914’de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915’de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı ordusunun karşı ateşi ile tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915’de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.
    Çanakkale Boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalara yapılan çıkarma harekatını Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında , yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.
    Sevgili arkadaşlar!
    Çanakkale Savaşları, Türk Tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir.
    Allah bizlere, bir daha böyle bir savaş göstermesin!

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster

  7. #7
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    07.02.2008
    Mesajlar
    2.126
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    Aynen abi,orda anı yaşıyorsun. Kitaplarda okumuş, tiyatrolarda izlemişsen daha çok canlanıyor, bir de ortam çok duygulu zaten. Geçen yaz bana gitmek nasip oldu,sana da nasip olur inşaallah.

    HAYATTA İKİ ŞEYE İNANIRIM... BİR AYNADA GÖRDÜĞÜME BİR DE YUKARI BAKIPTA GÖREMEDİĞİME...

  8. #8
    Şahin Özbilici Array
    Üyelik tarihi
    25.12.2010
    Yer
    Siirt-(Veleye)
    Mesajlar
    819
    Tecrübe Puanı
    24

    Standart

    Ben lise 2 de iken okulca "Çanakkale Geçilmez" isimli bir tiyatro oyunu sergilemiştik.O tiyatroda ben de rol almıştım.Tiyatro sonrası o zaman ki valimiz H.Avni Mutlu bizi Çanakkale gezisine gönderdi.Gittim gezdim.Bambaşka bir havası var.Ne kadar anlatsam boş.Gidip yerinde yaşamak gerek...

  9. #9
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    07.02.2008
    Mesajlar
    2.126
    Tecrübe Puanı
    53

    Standart

    Şahin konu ile ilgisiz olacak ama Atatürk Anadolu Lisesi Mezunu musun? Çanakkale Geçilmez Tiyatrolarının Siirt ekibidirler çünkü Halk Eğitim merkeziyle birlikte Yazarı da Saygıyla andığım,Muammer Erdönmez Hocamdır. Allah yol açıklığı versin. Bu akşam da aynı tiyatro oyunu oynandı ve yine çok başarılıylıdılar. Ve Valimizden Çanakkale Gezisi sözü aldılar

    HAYATTA İKİ ŞEYE İNANIRIM... BİR AYNADA GÖRDÜĞÜME BİR DE YUKARI BAKIPTA GÖREMEDİĞİME...

  10. #10
    Şahin Özbilici Array
    Üyelik tarihi
    25.12.2010
    Yer
    Siirt-(Veleye)
    Mesajlar
    819
    Tecrübe Puanı
    24

    Standart

    Evet abla Atatürk Anadolu Lisesi mezunuyum.Oyunu değerli Muammer Erdönmez Hocam yazıp yönetti.Halk Eğitim Merkezi ile birlikte hazırladık.Sn.Valimiz söz verdi ve sözünü tuttu.Sadece o tiyatroda değil.2008 yılında Veysel Karani ve Anne Sevgisi isimli tiyatroda öğretmen rolünü oynadım.Bu akşamki tiyatro için niyetlenmiştim ama derbi maçına yenik düştüm...


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •