4 sonuçtan 1 ile 4 arası
  1. #1
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart Bir Veda Mektubu...( 17 Ağustos Depremine Saatler Kala yazılan Bir Mektup...)

    Öğretmenim! Size 16 Ağustos'un yakıcı sıcağına yenik düşmüş Yalova'daki evimden yazıyorum. Saat gece yarısını henüz geçti. İçimde tuhaf bir his var. Sanki, size şimdi yazmasam, bir daha hiç yazamayacakmışım gibi geliyor. Hayatla hesaplaşmak için bu son fırsatımmış gibi hissediyorum.
    Hatırlar mısınız, yurttan kaçtığımız akşam, bizi bilardo salonunda yakalamış ve yurda döndüğümüzde bana, "Fatih, bilir misin ki, dünyanın en mutlu cimrisi, edindiği gerçek dostlarını muhafaza edebilendir? Biz gerçekten dostsak, arkadaşlığımızı bilardoya değişemezsin." demiştiniz.

    Sonra, uyuyor numarası yaptığım o gece, "Allah'ım, öğrencilerimi çok seviyorum! Bana, onların yüreklerine tesir edecek sözleri söyleyebilme gücü ver! Bilmiyorlar, bilseler böyle davranırlar mıydı?" diye dua edişinizi, battaniyemin altında akıttığım gözyaşlarımla dinlemiştim.
    Ah öğretmenim! "Bu adamın bizimle ilgilenmesinden çıkarı ne?" diye, için için bir öfke duydum, ilk zamanlar. O zamana kadar ya bir karşılık beklenen "eğer" türü sevgiyle veya bir şeylere sahip olmanın sonucu olan "çünkü" türü sevgiyle karşılaşmıştım: "Eğer iyi bir çocuk olursan, ailen seni sever.", "Seni seviyorum, çünkü o kadar zengin ve ünlüsün ki..." Hep düşündüm; karşılıksız veya mevcut bir duruma bağlı olmayan gerçek sevgi yok mu, diye. Tâ ki, sizin bizimle paylaştığınız, "her şeye rağmen sevmek" duygusuyla karşılaşıncaya kadar...

    Düşünsenize öğretmenim; sigara içmeme, size defalarca yalan söylememe ve birçok kötü alışkanlığıma rağmen sevdiniz beni. Ne güzel bir insanı; kusurlarına, cahilliğine, kötü huylarına rağmen sevebilmek! En çok ihtiyacımız olan sevgi de bu değil midir? Kalbinizin derinliklerinde dünyada kimsenin size aldırmadığını ve sizi gerçekten sevmediği düşünseydiniz, edindiğiniz mal veya şöhretin, başarı veya unvanların sizin için bir anlamı kalır mıydı? Dünya, başınızın üstüne çöküvermez miydi? Günün birinde gerçek ve doyurucu bir sevgiye ulaşabileceğiniz umudu olmasa, hayatınızın geri kalanını nasıl yaşayabilirdiniz?

    Ne olur öğretmenim, hep böyle kalın! İnanın, üniversiteyi kazanamasam veya son dakikalarımı yaşıyor olsam da; bunu bize tattırmanızın verdiği mutluluk, her şeye bedeldi. Bundan sonra öğrenciniz olma mutluluğunu yaşayabilecek öğrencilerinize de, şu dileklerimi aktarabilir misiniz?

    "Arkadaşlarım, kardeşlerim, ağabeylerim!.. Sizce bu yılınızı iyi geçirdiniz mi? Sağlıklı olduğunuz için hiç sevindiniz mi? Bu yıl kaç defa gün ışığıyla uyandınız? Kaç kişiye, sırf içinizden geldiği için bir hediye aldınız? En son ne zaman mektup yazdınız veya eski bir arkadaşınızı aradınız? Bunlar, aslında önemsiz gibi görünen küçük ayrıntılar değil mi? İyi bir hayatın, bunlar gibi birçok küçük şeye bağlı olduğunu hiç düşündünüz mü? Öyleyse, bundan sonra bir düşünün. Yayılın çimenlerin üstüne. Acele edin. Er veya geç, çimenler yayılacak üzerinize!"

    Canım öğretmenim!
    Bilseniz, şu an o kadar rahatım ki! Saat 03:00'e geliyor. Artık uyuyabilirim, hem de bir daha uyanmamacasına... Hoşça kalın! Sizin "her şeye rağmen" sevginize lâyık olamayan ama, sizi her zaman sevecek olan yaramaz öğrenciniz.



    Bu mektup 17 Ağustos 1999 depreminde vefat eden Mesut Fatih Çelik'in, depremden kısa bir süre önce öğretmenine yazdığı mektubudur. Fatih, üniversite imtihanında Bilkent Üniversitesi, İşletme (burslu) bölümünü kazandığını öğrenemedi. Mektubu Fatih'in annesi, enkazın altından bulup Fatih'in öğretmenine getirmiştir.



    DeRBeDeR'in Notu:

    İnanması zor ama dünyada böyle şeyler oluyor... İlk okuduğumda çok ilginç bulmuştum... Gerçekten düşündürücü...

  2. #2
    DUYGUSAL HANIM Array
    Üyelik tarihi
    03.04.2008
    Yer
    istanbulluyik Allahın adamıyik..:D
    Yaş
    36
    Mesajlar
    3.423
    Tecrübe Puanı
    86

    Standart

    17 ağustos yazısını nerde görsem tutamam hıçkırıklarımı...derin bir yara bırakta milyonlarca insanda bıraktığı gibi bendede.....küçükcük bir çocuğu bıraktı kimsesiz bu tarih........o vahşet gününü anlatırken süzülürdü gözlerinden yaşlar.........iç parçalardı......
    gönüllü anneliğini yaptığım oğlumun hayatının karardığı bir gün.......ve aynı gündekendi canına kıydığı bir gün...yıllar sonra....


    yemyeşil gözlerin umuttu benim için...çok güçlüydün oğlum herşeye dayanabilirdin..bir annem derken bir annem daha çıkardı ağzından..sen gideli beş ay oldu...hayatımda pek bişey değişmedi hep acıydı yine acı...sana söz vermiştim oğlum ama sözümü tutamadım...kimseye bağlanma annem çeker giderler demiştin..senin yaptığın gibi oğlum...ben bağlandım onlar çekip gittiler....neden oğlum neden beni bırakıyolar..canımı acıtarak gerideki yasemini öldürerek bırakıyolar....çokmu güçlü görünüyorum oğlum dayanabilirmiyim sanıyolar oğlum....

    herkes gidiyo oğlum acıtarak gidiyo..annen yıkılıyo o dev gibi gördüğün yasemin eser kalmadı artık...o yemyeşil gözlerinle bakardın annm diye sarılıp öperdin..seni ağlatan olursa yakarım dünyaları annem derdin...

    bir gece telefonla konuşurken annem dışarı bakarmısın demiştin..hava buz gibiydi..tam evimin önde tir tir titriyodun...üşümüşdün kıpkırmızı olmuştu burnun..sen yeşil gözlerinle bana gülerken ben bu soğukta bana geldiğin için kızmış kulağını çekmiştim..sen ise ellerimi tutup öpmüştün…ben yinede kıyamamıştım sana....ağlamak yok annem derdin..ağlatamazlar derdinde ağlıyorum be annesi...yoksun hep ağlarken yanımda olurdun oğlum

    ağlıyorum annesi nerdesin şimdi...

    *****

    ıssız sokaklar boyu yürürken bir anda durup annem beni bırakıp gitmezsin değilmi derdin...sarılırdım sıkıca....sen gitmedikçe ben seni hiç bırakmam derdim...ne zaman istersen yanındayım annem derdin..

    ama sen gittin ben bittim...

    ağlıyorum annesi nerdeşin şimdi..(.
    İŞTE YİNE O YEŞİL GÖZLERİNİ ARADI SANA LAYIK OLMAYAN KARA GÖZLERİM...VE BOŞTU TAHTIN...OYSA HERZAMANKİ GİBİ EMİRLERİNE HAZIRDI SOYTARIN......



    Aşık maşuğa yazdığı mektubun sonuna hep üç nokta koyarmış...
    Maşuk aşığın ne demek istediğini anlarmış(...)



    Y@$W!N

  3. #3
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    Yasemin Ablam bu yazı senin kaleminden değil mi?
    Noktalarından belli ettim de.


    Ne olur beni bağışlayın.
    Çok çok özür diliyorum...
    Bilmiyordum inanın ki. Başınız sağolsun

  4. #4
    DUYGUSAL HANIM Array
    Üyelik tarihi
    03.04.2008
    Yer
    istanbulluyik Allahın adamıyik..:D
    Yaş
    36
    Mesajlar
    3.423
    Tecrübe Puanı
    86

    Standart

    evet derbeder benim kalemimden...malesef......amin sizler saolun

    estafurullah ne özrü.....bağışlancak bişey yok derbeder......
    İŞTE YİNE O YEŞİL GÖZLERİNİ ARADI SANA LAYIK OLMAYAN KARA GÖZLERİM...VE BOŞTU TAHTIN...OYSA HERZAMANKİ GİBİ EMİRLERİNE HAZIRDI SOYTARIN......



    Aşık maşuğa yazdığı mektubun sonuna hep üç nokta koyarmış...
    Maşuk aşığın ne demek istediğini anlarmış(...)



    Y@$W!N


 

Benzer Konular

  1. Dıhye-i kelbî
    By nesta_34 in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 29.06.2009, 09:17
  2. Dil Ve Anlatım Mektup vE Mektup Türleri
    By ''ARAZ'' in forum DÖNEM ÖDEVLERİ - DOSYA TEZ'LER
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 13.12.2008, 21:25
  3. Sana Veda Etmek İstiyorum...
    By SeRCii in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 21.11.2006, 12:20

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •