Çiçekler, onlar hayatımızın en güzel yanlarından biri..
Onların varlığı düşündüğümüzden de, daha önemli aslında..
Çünkü çiçekler, ruhumuz, maneviyatımız için gerekli..
Bazan bir oyalı yazmaya, bazan bir halıya desen olur, bir takıya ilham olur, her biri..
Çiçeksiz bir dünyada bedenimiz yaşar belki ama, ya rumumuz?
O var olmaz ki..
Düşünün bir kere kırık bir kalbi, en güçlü antibiyotikler mi, ağrı kesiciler mi yoksa bir demet çiçek mi tamir edebilir sizce?..
Üstelik hiç bir yan etkisi yok..
En iyi kalp doktoru çiçeklerdir, insan oğlu var olduğundan beri..
İnce görüntülerine bakmayın, çok iyi tamir ustasıdır aynı zamanda kendileri..
Ellerinden her türlü tamirat gelir, en zariflerinin bile..
Uzmanlık alanları, insan ilişkileri..
Peki ya papatya, o nasıl anlatılır ki..
Papatya sevmeyen biri olabilir mi?..
Sanmıyorum..
Nedense gönlümü yoklayınca sevgili PAPATYA, çok ayrı bir yerde..
Papatyanın yerine koyacak, bir çiçek yok ki..
Diğerleri alınmasın..
Hepsi yüce yaradanın eseri ama, papatyanın da hakkını teslim etmeli..
Sıcak şehirlerde, Mart ayı gibi incecik boyunları titreyerek ayazlı rüzgarlarda kırlara çıkarlar..
Onları görmek umuttur herkes için, bilinir ki bahar yolda…
Onu ilk gördüğümde, çok mutlu oluyorum..
Çocukluğumun aydınlık, umutlu, sıcak, baharlarına ve yazlarına gidiyorum..
Ben papatyanın en çok, bu yanını seviyorum..
Çünkü papatya, asında umudu simgeliyor..
Beni umut dolu, aydınlık, ilkbahar sabahlarına taşıyor..
Saçları rüzgarda uçuşan, yemyeşil kırlarda, çıplak ayakla kelebek kovalayan, içi umut dolu, küçük bir kız oluyorum..
Yüzüme bahar güneşi vuruyor..Ruhum ısınıyor..
Koşarken yüzüme vuran ılık rüzgarda, dünyanın yaşanır bir yer ve hala insanların iyi yürekli olduğu hissine kapılıyorum..
Ne küresel ısınma, ne ekonomik krizler ne de dünyayı tehdit eden hiç bir şeyin önemi kalmıyor sanki..Savaşların bile..
Hiç bir kötülükten korkmuyorum o zaman..
Üstümdeki, ağır yüklerden kurtuluyorum..
Hem fert, hem insan olarak..
Kuşlar gibi özgür oluyor, gökyüzünün engin maviliklerinde kayboluyorum..
Yazın daha geç geldiği yerlerde, çam ormanlarının içinde taş bir eve gidiyorum…
Kuyu başlarına ekilen ve bir elin içi büyüklüğünde açan, kocaman papatyalar görüyorum..Akşam serinliğinde küçük bir kız tarafından, özenle sulanan..
Henüz açmayan tomurcukları bile çok güzeldi, anımsıyorum bugün gibi….
Hep papatyalı toka taktığımı saçlarıma, iğne oyalarında en çok papatya motifini sevdiğimi, sarıyla beyaz rengi bir arada giymeyi, papatyayı taklit etmek adına çok sevdiğimi, iyi biliyorum..
Sevgili papatya, çok da mütevazidir aslında..En yüksek zirvelerde de açar kendi, deniz kenarında da..
Çok da geçimlidir, üstelik..
Bütün kır çiçeklerinin, en iyi yareni..
Beyaz olduğu için mi acaba , bütün çiçeklerle uyumlu halleri..
Ama papatya için gelincik ve gelincik içinde papatya ayrı bir yere sahip..
Ne derler bilirsiniz..
Kalubeladan beri..
Onların ki, uyumdan öte birşey..
Kırlarda ve baharda birbirlerine ne kadar yakışırlar..
En temiz, en masum halleriyle..
Duygulu, ince, güzel, zarif papatya..
Ve asi, başdöndürücü, çekici, can yakıcı gelincik..
İnanılmaz bir ikili..
O benim için her zaman güzelliğin, temizliğin ve umudun simgesi..
Papatya var olduğu sürece ben, hep umut taşıyacağım içimde..
![]()