İlkokulun bahçesinden ilk girdiğimde henüz 6 yaşımdaydım ve neyin ne olduğunu kavrayamamıştım.
Hap kadar okul bahçesindeki o kalabalık ürkütmüştü beni
Annem beni sınıfa sokup ayrılmaya hazırlandığında ağladığımı, öğretmenin de = Ah canıım = dercesine başımı göğsüne yasladığını hatırlıyorum
Okul kıyafetlerimiz basitti
Siyah önlük, beyaz kolalı yaka..(şimdi mavi olmuş)
Benim önlüklerim hiçbir zaman temiz olmadı
Valide sultan yıkar, ütülerdi, ben 300 m. mesafeye gidene kadar ne yapar eder, o önlüğü leşe çevirirdim
Milletin yakaları boğazlarında giyotin bıçağı gibi kolalı - sert görüntü çizerken
benimkiler hep kullanılmış sofra bezi gibi dururdu
Ellerime bir türlü akıl sır erdiremiyordum zaten
Hiçbir zaman ten rengimi avuç içlerimde görmek nasip olmadı..
Birgün okula gitmeden önce annem mutfaktan baarıyordu
- Tırnaklarını kes - ellerini yıka - çabuk ol!!
Ellerimi bir güzel yıkadım, çantayı kaptım - okula..
Daha ilk derste el - tırnak kontrolünde görüntü yine aynı..
Milletin elleri zıpkın gibi ileri bakarken
Benimkiler bahçevan tırmığı gibi parmak uçları aşağı doğru bakıyor
Belki örttmen görmez
Okulda ilk öğrendiğim şey, şapırdatmadan yemek yemek oldu
Okul Aile Birliği, her aileye un - yağ - şeker verir, sırası gelenin annesi o gün için birşeyler hazırlayıp gönderir, afiyetle yerdik.
Biz böreklere yumulurken Gülten Hanım(öğretmenim) bir taraftan yeşil elmasını dilimleyerek yer, bir taraftan da ağzımızı kapalı yememizi öğütlerdi.
Doğru dürüst çantam olmadı.
Hangimizin oldu ki ...
Çantalarımızı ya çanta savaşlarında kılıç niyetine,
ya da kar yağdığında kızak olarak kullanırdık
Bugünkü gibi beslenme çantası da yoktu
Çantalarımızdan çıkarttığımız ütülü peçeteler yeterliydi.
Ben iyi bir peçete kaybetme uzmanıydım..
Kalem silgi kutusu, o günlerde de vardı
Benim hiçbir silgimin ömrü birkaç saati geçmedi
Silgileri jiletle köşeli, küçük parçalara ayırır,
BIC marka tükenmez kalemin içini çıkartır,
ağzımıza aldığımız silgi parçacıklarını kalemin muhafazasının içinden üfleyerek onun bunun kafasına nişanlardık
not:kendi resmimi bulamadım
Elif, dedikoducu, gıcık ve çirkindi
Hamdi herkese kafa tutar, hep dayak yerdi
Sema, altına işediği için sırasını bir türlü terkedememişti
Birgün sınıftan içeri girerken örtmen kulak dibimdeki şişliği gördü
- Sen kabakulak olmuşsun. Eve git dedi
Sidikli Elif, = Aiyyy. bize de bulaşıcaaak = demezmi
Ağlaya ağlaya eve gittim
- Kabakulak olmuşuum
Doktor nerdeeee
Hadi doktoru buldun.. Para nerde?
çağırdılar bi hoca, abimi de karantinaya aldık
Hoca efendi 2 tane muska yazdı, istiklal savaşı gazisi gibi çene altımızdan başımıza bir bez bağladı,
muskayı oracığa sıkıştırdı
- Tuvalete girerken çıkartın.. Çarpılırsınız!!! diye de tembihledi..
İzci - yavrukurt olduk..
Boynumuzda düdük, belimizde ne işe yaradığını bilmediğimiz ipten bir job, bir de çakı bıçağı..
Ben, örtmenin = zeki ama çalışmıyor = sözünün tersine tembeldim
Tembellik bir yaşam tarzı, bir felsefeydi benim için
Müzik, beden gibi derslerde coşar, diğer derslerde masanın altına öyle bir süzülürdüm ki; tepeye kamera koysan tespit edemezsin
Aynen şiirdeki gibi yani:
Bu sınıf tahtanın kara bağrında
Bir kazık misali duranlarındır
Bir 3 uğruna Allah'ın sıcağında
35 takla atabilenlerindir
Derse girip de ercesine
Bütün soruları bilircesine
Bir üst sınıfa gidercesine
Aynı sınıfa gidenlerindir
diye uzar gider......
Okul önlerinde satıcılar vardı
Kuş lokumu satıcıları, şamtatlıcılar, turşucular, simitçiler, cebimizdeki 25 krş. harçlığı kapma mücadelesi verirlerdi
Şimdiki gençlere komik gelecek ama poşette leblebi unu satanlar bile vardı
VELHASIL KELAM OKULA BAŞLAYACAK YENİ YENİ BEBELERE VE HALEN OKUMAKTA OLAN TÜM GENÇLERE YENİ ÖĞRETİM YILI HAYIRLI OLSUN


LinkBack URL
About LinkBacks







Alıntı
(



