3 sonuçtan 1 ile 3 arası
  1. #1
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    40
    Mesajlar
    10.926
    Tecrübe Puanı
    238

    Standart İl İl Efsanelerimiz




    Tokat Yöresi Efsaneleri

    Taş Gelin Efsanesi
    Yaylacık Dağı Akbelen (Bizeri ) yaylasındaki taş gelin hikayesi.

    Erbaa’nın Yaylacık dağına yakın bir köyünden Kazova’nın bir köyüne, çok güzel, sevimli, ahlaklı saygılı bir kız gelin verilir.Eşi çok sevecen,olgun, akıllıdır.Ancak kayınvalidesi ve kayınbiraderlerigeline iyi davranmazlar,ellerinden gelen kötülüğü yapmakta birbirleri ile yarışırlar.Gelin eşine olan sevgi ve saygısının hatırına onlarla iyi geçinmeye çalışır.Eşi ile çok mutludur ancak babaevi özlemi çekmektedir.Beş yıldır anne-babasını,kardeşlerini görememiş ve hasretleri her geçen yüreğine oturmaktadır.Köyünün havası ,suyu burnunda tütmektedir.Bu özlemler yanarken bir çocuk beklediğini farkeder ki buna hem sevinir, hem de memlekete gitmesi ertelendiğinden bir yandan da üzülür.Kayınvalide kafilesi durumdan memnundur,şimdi bir de görünür bahaneleri vardır.
    Bir oğlu olan gelin,bebeği altı aylık olunca memeleketine gitme isteiğini yeniler.Tam "tamam" demişlerken bu seferde eşi hastalanır ve çok geçmeden Tanrı'nın rahmetine kavuşur.Hayat arkadaşını kaybetmenin acısıyla evine kapanan gelin günlerce ağlar,inler.Gidenin döndüğü nerde görülmüş?Çaresiz bağrına taş basar ve memleketine gitme istediğini yeniden gündeme getirir.Gelinin sevenleri kayınvalide kafilesine bu ziyaretin yapılması konusunda baskı yaparlar.Eeeee eşi de ölmüş olduğundan gelini orada tutan sebep ortadan kalkmıştır.Bu bahane ile temelli göndermeyi düşünen kayınvalide hemen razı olur.Gelini ve bebeğini hazırlar ve çeyizleri ile beraber bir ata bindirip, Topçam üzerinden kestirmeden göndermek isterler.Talihsiz gelini Topçam'ın zirvesine kadar getirip,"bundan sonrasını kendin git "diyerek oracıkta bırakırlar.Aldatıldığını anlayan gelin, çaresiz yoluna devam eder.Yaylacık Dağı kırına geldiğinde içi ferahlar.Zira ormanlık alandan çıkmıştır.Kendini daha güvende hissetmektedir ki bu da uzun sürmez.Uzaktan eşkiyanın kendisine doğru at sürdüğünü görür.Gelin önde ,eşkıya arkada dört nala gidedursunlar ,gelinin atı çatlayıp ölüverir oracıkta.Zavallı gelin,sıkıca kucağına bastırır yavrusunu ve şu ağıtı söyler:

    Topçam’ada çıktım başı dumanlı
    Eşkıya da yoluma çıkmış eli kanlı
    Kurtar Allah’ım kurtar bu gelini
    Katilde merhamet yok ben ise gamlı

    Eşkıyalar gelinin yanına yaklaşırken, başlamış Allah'a dua etmeye. Ellerini kaldırır “Ya Rab beni bu zalimlerin ellerine düşürme, namusuma leke getirme, bu darda kalmış kulunu koru, ya beni taş et , ya da kuş et uçurda bana dokunamasınlar” diye duasına devam eder. Allah hemen onun bu duasını kabul eder. O anda kendisi ve çocuğu taş kesiliverir.

    Eşkıyalar yanına geldiklerinde geline ellerine uzatırlar,ancak gelin ve çocuğu taş kesilmiştir. Kızarlar, bellerindeki hançerlerini çıkarıp gelinin taş kesilmiş vücuduna vururlar. Çizdikleri her yerinden kanlar akar. Al kanlı taş gelin kayası asırlarca Yaylacık Dağı’nda Avlunlar yaylasıy ile Akbelen yaylasının arasında bulunmaktadır. Eşkıyalar onun yanındaki kıymetli eşyalarını alırlar, fakat namusuna dokunamazlar. Taş gelin efsanesi sabır, doğruluk ve metanetin simgesidir. Gelin kayası bakıldığında aynen bir kadın ve göğsüne bastırılmış bir çocuk halindedir. Vücudunun bazı yerleri kırmızı lekelidir. Define avcıları 1992 yılında altın bulmak için bazı yerlerini kırmış, tahrip etmiştir.

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster

  2. #2
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    40
    Mesajlar
    10.926
    Tecrübe Puanı
    238

    Standart

    Tunceli Yöresi Efsaneleri


    Munzur Efsanesi

    Derler ki, çok eskilerde bugünkü Tunceli ili Ovacık ilçesine bağlı Koyungölü Köyü civarında yaşayan bir ağanın işlerini yapan Munzur adında bir yanaşması vardır. Hizmette hiç kusur etmez, çok becerikli ve başarılıdır. Ağanın bir dediğini ikiletmez, çobanlıkta tut da tarla tapan işlerine koşar, çift sürdüğü öküzlerin, iş gördüğü atların bakımını, beslemesini hiç aksatmaz, işine toz kondurtmaz. Bağlılıkta, doğrulukta eşi bulunmaz, hiç bir canlıyı incitmez, hızmetinde kusur etmez…
    İş gördüğü atların, sabana koştuğu öküzlerin, Sütünü sağdığı koyunların otunu, yemini, suyunu vermeyi unutmaz, en iyi bakımı uygular; hayvanları hiç incitmez kışın ahırda rahat etsinler diye, altlarına yumuşak samanlar serer, tımarlarını tamamlar, yere yattıklarında yanlarını acıtıp acıtmadığını denetler önce kendisi yatar bakar. Onları gözü gibi korur… Bu tutumundan ötürü ağası da kendisinden çok hoşnuttur.

    O yıl yağışlar bol olur, toprak verime kavuşur, tarlalar tahıla durur. Harman zamanı ambar buğdayla dolar, bahçeler, bostanlar meyveye durur. Koyunlar çift çift kuzular. Bu verim ve bolluk ağanın yüzünü güldürür. Sonuçta Munzur´un ağası hacca gitmeye karar verir. Yola çıkmadan önce de Munzur´u çağırtır:
    -Bak oğul, yaşım erişti. Allah da verdi vereceğini. Hacca gitmek kaçınılmaz oldu artık. Evi barkı, malı mülkü, çoluk çocuğu sana emanet edip gideceğim. Sana güvenim tam, gözümü arkada bırakma, hızmetinde kusur etme. Beni mahçup etme, diyerek hanımına gidip helallık diler…

    -Hatun ayrılık bir çeşit ölüm, gidip dönmemek de var. Hakkını helal et. Munzur´un kadir kıymetini bilesiniz, üzmeyesiniz, herkesten hellalık diliyerek, Allaha emanet olun, deyip yola düşer…
    O zamanlar hızlı taşıtlar yoktur, hac yolculuğu aylar sürer. Derken ilden ile geçip varır kutsal topraklara.

    Aradan günler geçer, ağa hacda iken, ağanın hanımı Munzur´u çağırıp:
    - Bak oğul taze helva pişirdim, kulakları çınlasın ağan bu helvayı çok severdi, onu hatırladım ve onun için yaptım, senin payını da ayırdım, diyerek sahana helva doldurup Munzur´a verirken derinden bir iç çekmiş ve ah ah ah keşke şimdi ağan da burda olaydı, der.

    Bu erinmeye dayanamayan iyi kalpli Munzur:
    -Hatun Ana, siz o helvadan ağamın payını sahana koyun. Varıp vereyim, der. Hatun Ana öneriyi Munzur´un saflığına sayar:
    -Canı çekmiştir, verdiğim helva az geldi herhal. İstemeye yüzü tutmayınca da bu yolu seçti. ´Vermesem gönüllenir´ düşüncesiyle kalan helvayı sahana koyarak eline tutuşturur. Madem istiyorsun al götür´ der.

    Munzur kabı kaptığı gibi gözden yitiverir. Helvanın daha dumanı üstündeyken dua etmekte olan ağasına yetiştirir. Helva kabını yanına koyup rahatsız etmeden tekrar gözden kaybolur. Ağa Munzur´u görür ama dönüp bakıncaya dek Munzur gözden yitiverir. Şaşkınlık içinde kalan ağa bunu düş sanır. Ne varki helva kabı yanıbaşında durur. Kabı açıp bakar ki, sevdiği helvanın dumanı tütmektedir. Munzur'a içinden derin saygı besler. Gördüklerini dönüşte herkese anlatacağına dair içinden söz verir…

    Ağa bunları düşünürken, Munzur helvayı ağasına ulştırdıktan sonra dönüp ağasının kapısını çalmıştır bile. Ağanın hanımı karşısında Munzuru görünce:
    -Ne var ne oldu Munzur? Hayırdır?
    Munzur,
    -Hayırlı oldu hatun ana, helvayı ağama ulaştırdım. Dua ediyordu bırakıp döndüm, der. Hatun ana inanmaz. Söylenenleri Munzur´un saflığına sayarak:
    - İyi etmişsin Munzur, ellerine sağlık der. Bu olayı yakınlarına da anlatır. Ağa daha hacdan dönmeden bu öykü etrafta duyulup yayılır.

    Vakit geçer, zaman erişir. Ağanın hac vazifesini tamamlayıp, köyüne doğru yola çıktığının haberi gelir.Komşuları herkes elinde bir hediye ile hacıyı karşılamaya giderler.Munzur da, götürecek başka hediyesi olmadığından, bir çanağın içerisine koyunlarından bir miktar süt sağar ve bununla ağasını karşılamaya gider. Ağayı karşılayanlar, ellerine sarılmak için adeta yarışırlar.
    Ağa bu sırada en arkadaki Munzur'u görünce el öpenlere Munzur'u göstererek yanındakilere,

    -Asıl hacı Munzur'dur. Öpülecek el varsa Munzur'un elidir.Munzur ermiş biri, Onun elini öpün, önce ben öpeceğim, der. Munzur bu konuşmaları duyduğunda:

    - Aman ağam etme eyleme Allah aşkına bırak elini öpeyim. Böyle bir şey olmaz. Ben yıllarca senin ekmeğinle, aşınla büyüdüm. Sen nasıl benim elimi öpersin. Ben ne sana, ne de başkalarına elimi öptürmem.

    -Bakın bu sahanı görüyorsunuz, bu sahanla bana helva getiren Munzur'dur, ermiş kişidir, der.
    Ağanın hanımı bu konuyu daha önce köy içinde yaydığından durumu hemen kavrarlar. Gerçeği ağadan öğrenince de kalabalık Munzur'a yönelir. Munzur gizinin açıklanmasını istemediğinden dönerek elindeki süt tasıyla dağa doğru kaçmaya başlar.

    Munzur önde, ağa ve yanındakiler arkasında bir kovalamaca başlar.

    Şimdiki Munzur ırmağının ilk yerine geldikleri zaman Munzur'un elindeki süt dolu çanak dökülür ve sütün döküldüğü yerde, süt gibi beyazı bir su fışkırır.
    Bundan sonra Munzur kırk adım daha atar. Attığı her adımda bir kaynak fışkırır. Ve fışkıran bu sulardan bir ırmak meydana gelir. Munzur'un arkasından koşanlar bu ırmağın kenarına gelip karşıya geçmeye Munzura yetişmeye çalışırlar ama öte yakaya geçemezler. Munzur "Allahım sırrımı ifşa etme", ellerini gökyüzüne kaldırarak "beni yanına al" der. Sonunda dağın eteğinde bir kayanın önüne gelir. Elindeki değnekle tası yere atıp Irmak kenarında bekleyenlerin gözleri önünde kaybolup gider. Ardında sadece çoban değneği ve boş süt tası kalır…

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster

  3. #3
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    07.02.2008
    Mesajlar
    2.114
    Tecrübe Puanı
    60

    Standart

    BALIKESİR EFSANESİ


    Balıkesirin Edremit ilçesi, Güre beldesinde sakin bir adamın tek bir kızı varmış evlenme çağına gelen bu kızı çok güzel olduğu için pek çok kimseler istemiş babası belki de yalnız kalacağından korkarak bütün taliplere menfi cevap vermiş bunlardan biri kıza bir iftirada bulunmuş müteassıp olan babası da kızını öldürmeye kalkmış fakat çok güzel olan kızını kıyamamış onu Kaz Dağının bu Sarı Kız tepesine çıkarmış yanına oniki tanede kaz vermiş ve ne yapalım ben bu kazları çok seviyorum satmaya ve kesmeye kıyamıyorum. Bunlarda köyde boyna zarar yapıyorlar. Herkes şikayete başladı. Bu kazları burada yaymaktan başka çare yok diyor ve ertesi günde bu güzel kızı dağda ben gidip odun alayım diye yalnız bırakarak köye iniyor. Kız babasının karanlık basıp da gelmediğini görünce korkup ağlıyor ve bir taraftan da dua ediyor. Cenab-ı hak onun duasını kabul ediyor ve onu her tehlikeden koruyor.
    Babası kızının artık ortadan kalktığını tahmin ederek ağlaya ağlaya hacca gidiyor. Kazlar çoğalıyor kız günden güne daha fazla güzelleşiyor. Dağda fırtınada kalanlara yardım ediyor. Herkes ona hürmet ve sevgi bağlıyor. Babası hacdan dönüp kızının sağ olduğunu duyunca dağa geliyor. Kızı ile konuşuyor. Kız köylülerin hediye ettiği aletlerde gergef işlemekteymiş.
    Babası biraz su istiyor. Kız yanındaki boş su kabağını eline alıp oturduğu yerden konulu uzatıp körfezden kabağı dolduruyor. Babası suyun tuzlu olduğunu görünce ben içmek su istedim diyor.Kız kabağı döküp sen yalnız köy suyuna alışıksın sana Güre Çayının suyundan doldurayım diyor. Yine elini uzatıp Güre Çayından kabağı doldurup babasına uzatıyor. Babası bu hali görünce kızım ben sana kötülük ettim sen mertebeni bulmuşsun artık diyor. Kız kendisine fenalık edenlere beddua ediyor ve oracıkta ölüyor. Babası kızın vasiyeti üzerine onu bu Sarı Kız tepesine gömüyor. Kendiside Kartal Tepeye çıkıp orada ölüyor. Kartal Tepeye baba tepe denilmesinin sebebi bu imiş.TariH olarak 1356 yılı olduğu düşünülmektedir.

    alıntıdır...

    TÜRKİYENİN CENNET KÖŞESİ,KAZ DAĞLARINI GİDİP GÖRMENİZİ ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM...

    HAYATTA İKİ ŞEYE İNANIRIM... BİR AYNADA GÖRDÜĞÜME BİR DE YUKARI BAKIPTA GÖREMEDİĞİME...


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •