8 sonuçtan 1 ile 8 arası
  1. #1
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    25.02.2006
    Yaş
    29
    Mesajlar
    2.029
    Tecrübe Puanı
    49

    Standart ARTVIN / Yusufeli ( Şiir+Resimler

    YUSUFELi TARiHi


    Yusufeli'de Kiskim ve Pert-Eğrek (Peterek) sancakları kurulunca, Yusufeli için Kiskim ve Peterek adları kullanılmıştır. Kiskim sancağı, Yusufeli ilçesinin adının Kiskim olarak belirlenmesini de sağlamıştır. 1879 yılında kurulan ilçeye, Kiskim Sancak Beyleri torunlarının zorlamaları ile Kiskim adı verilmiştir ve 1912 yılına kadar Yusufeli'nin resmi adı Kiskim olmuşturEski Çağda, Yusufeli-Oltu-Tortum'un bulunduğu bölgeye Gürcü kaynaklarında Tao, Ermeni kaynaklarında ise Tayk (Taik) denilmekte idi.

    Osmanlı hakimiyeti ile beraber bugünkü Yusufeli ve Artvin'i içine alan bölgede kurulan Livane sancağı nedeniyle Yusufeli Livane adı ile anılmaya başlar. Daha sonra Yusufeli'de Kiskim ve Pert-Eğrek (Peterek) sancakları kurulunca, Yusufeli için Kiskim ve Peterek adları kullanılmıştır. Kiskim sancağı, Yusufeli ilçesinin adının Kiskim olarak belirlenmesini de sağlamıştır. 1879 yılında kurulan ilçeye, Kiskim Sancak Beyleri torunlarının zorlamaları ile Kiskim adı verilmiştir ve 1912 yılına kadar Yusufeli'nin resmi adı Kiskim olmuştur. Kiskim adı ile Ankara'nın Keskin ilçesinin isim benzerliği yüzünden yazışmalarda meydana gelen yanlışlık ve karışıklıkları önlemek amacıyla zamanın Dahiliye Vekâletinin (İçişleri Bakanlığı) emri ile ilçeye yeni bir isim bulunması istenir.

    Bunun üzerine zaman kaymakamı Necati Bey, İlçe İdare Kurulunu topla¤¤¤¤¤¤ ilçeye yeni bir isim bulunması konusunu tartışmaya açar. Tartışmalar sürerken; Kaymakam, vilayet odasının duvarında asılı duran, devrin padişahı V. Mehmet (Reşat) veliahtı Yusuf İzzeddin Efendi'nin resminden hareketle ilçeye Yusuf-İli ismini önerir. Kaymakam Necati Bey'in, Yusuf İzzeddin Efendi'nin adına izafeten önerdiği Yusuf İli ismi kabul edilir.

    Bulunan bu yeni isim Dahiliye Vekâletine bildirilir, Dahiliye Vekâletince de onaylanarak 1912 yılında Kiskim'in yeni resmi adı Yusuf İli olarak değiştirilir. Yusuf İli adı eski yazıdan yeni yazıya geçilince (harf inkılâbı ile 1928) YUSUFELİ şekline dönüşmüştür.

    YUSUFELi GENEL TARiHi


    1955 yılında Yusufeli'nin Nigzivan/ Nizgivan (Demirköy) yakınlarında yol yapımı sırasında bakır baltalar çıkmıştır. Yine öteden beri Artvin ilinde temel açma ve yol yapımı, onarımı sırasında toprak altından M.Ö. 4000-3000 yıllarına ait bakır baltalar ile M.Ö. 3000-2000 yıllarına tarihlenen tunç baltalar ve kesici aletler çıkmaktadır.

    Bazı kaynaklarda bu aletlerin Hurriler'den kalma eserler olduğu ileri sürülmekle beraber son yıllarda yapılan araştırmalarda bunların Kolkhis devrinden kalma Kolh bronz baltaları olduğu tespit edilmiştir.

    Hurri toplulukları günümüzden 5000 yıl kadar önce, ilk tunç çağında Kafkaslardan Anadolu içlerine yayılmaya başlamış ve bütün Doğu ve Güneydoğu Anadolu'ya kadar olan alanda yaşamaya devam etmişlerdir. Hurriler'in Hayasa/ Hayaşa ve Azzi adlarında birer beylik kurdukları sanılmaktadır. Hurri topluluklarının Çoruh boylarına da yayılarak buralara yerleştikleri bilinse de, Artvin bölgesinde yaşadıkları ve yerleştikleri kimi araştırmacılara göre son derece kuşkuludur. Daha çok tarım ve hayvancılıkla uğraşan Hurri toplulukları, Eski Çağda Kolkhis (Kolheti/ Kolhidia) diye adlandırılan Karadeniz sahil kesimine doğru yayılmak konusunda ise pek istekli davranmamışlardır. Nitekim bu topluluğun yayıldığı alanda bulunan ve "Karaz" olarak adlandırılan bir tür çanak çömleğe ne Artvin'de ne de Karadeniz sahilindeki bölgelerde rastlanmaz. Artvin bölgesinin M.Ö. IX. yüzyıldan itibaren Urartu Devletinin hakimiyetine girdiği bildirilse de, bugüne kadar yapılan bilimsel araştırma ve çalışmalarda Yalnızçam Dağlarının batısında, yani Şavşat, Ardanuç ve Artvin kesimlerinde herhangi bir Urartu yerleşmesi kalesi veya yazıtı bulunabilmiş değildir. s Bu durumda Artvin bölgesinde Urartuların yerleşip yerleşmediği konusu kesinlik kazanmamış oluyor.

    KiMMERLER VE SAKA'LARIN iSTiLALARI


    M.Ö. 8. yüzyılda Hazar Denizi'nin kuzeyinden Doğu Avrupa içlerine kadar yayılan Sakalar (İskitler) tarafından yurtlarından kovulan Kimmerler, Kafkasları aşarak Anadolu'ya geldiler. M.Ö. 720-714 arasında Kür Irmağı boylarına ve Urartu topraklarına dayanan Kimmerler, Artvin bölgesindeki yerli halkı (Kolkhları) ezdiler, büyük bir kısmını topraklarından sürdüler. Kimmerler'in Artvin yöresine geldikleri tarihlerde Urartu Kralı olan I. Rusa, göç kollarının büyük bir bölümünü batıya kaydırmayı başarmıştı. Ama bazılarının kuzeye yerleştikleri, bir süre buralarda yaşadıkları bilinmektedir. Kimmer göçünden sonra bir büyük göç de M.Ö. 680'de olmuştur. Kafkaslardan gelen Sakalar, Çoruh boylarına ve Aşağı Aras kesimine yerleştiler. İkinci büyük Saka göçü ise M.Ö. 655'te gerçekleşti.

    Bunlardan Saspirler (İspirler) şimdiki İspir-Yusufeli kesimlerinde, Tav'lar (Tao'lar)Artvin - Ardanuç - Tavusker çevrelerinde, Akaraklar (Ekerek/Egerek) Acara kesimlerinde, Şavuş-lar Şavşat ve Kalarçlar (Gelarçlar) da Ardanuç kale çevrelerine yerleştiler. Ardanuç Çayı ve Çoruh boylarında bulunan ilk kale ve yaşama yerlerinin bu Saka Türk boylarından kaldığı anlaşılıyor. Saka hakimiyetinin devam ettiği M.Ö. 7. yüzyıl-150 yılları arasında Çoruh bölgelerine birçok Türk kavim ve boyları gelip yerleşmişlerdir. Yusufeli'de bu Türk kavim ve boylarının izlerini Ersis (Kılıçkaya) kasabası ile Tünges (Bakırtepe) köyü arasında bulunan Savangin mağarasındaki eski Türklerin kullanmış oldukları runik yazısında ayrıca Hungâmek/Hun-Gimek (Yüncüler ve Dokumacılar köyleri), Tünges (Bakırtepe köyü), Okar (Havuzlu köyü), Oğdar (Günyayla köyü), Ziglispir (Zeytincik köyü) gibi çeşitli yerleşim yerlerinin eski adlarında ve değişik coğrafî yer adlarında bulabiliyoruz.

    KSENOPHON'UN ESERiNDE YUSUFELi VE CEVRESi


    Ksenephon, Onbinferin Dönüşü'nü anlattığı Anabasis adlı eserinde Eski Çağda Kolkhis adıyla bilinen ve Artvin'inde bir kısmını içine alan güneydoğu Karadeniz sahili ile Yusufeli'nin de içinde bulunduğu Erzurum'un kuzey taraflarındaki Taohoi bölgelerinde M.Ö. 4. yüzyılda Kolkhlar, Makronlar ve Taoklar gibi kavimlerin yaşadığını bildirmektedir. Ksenephon'un bu eseri, Artvin tarihinin aydınlatılmasında en eski ve güvenilir yazılı kaynaklardan birisi sayılmaktadır. M.Ö. 400 yıli başarında Helenli askerlerin `Onbinlerin Dönüşü' diye tabir edilen geri dönüşleri sırasında artçı kumandanı olan Atinalı Ksenophon, şimdiki Muş-Bingöl-Pasinler üzerinden Çoruh boyunda Tavoklar ülkesine girip OItu-Olur/Tavusker (Tav-is-kar=Tav Kapısı) -Yusufeli - İspir - Bayburt yoluyla Trabzon'u anlatırken, tarihte ilk defa bir tanık olarak buraların savaşçı halkını tanıtır. (Mevsim kış olup, M.Ö. 400 yılının Ocak ve Şubat aylarıdır.) (Hınıs bölgesindeki bir köy muhtarından kılavuz alındı.) `Komşu ülkenin, Asyanikler'den Khalipler (Halibler) yurdu olduğunu haber vererek, oraya giden yolu da tarif etti. Bundan sonra Helen ordusu (Yukarı Pasın'dan) Aras boyuna (Çobandede'ye doğru) günde beş parasang (26.100 m.) giderek, yedi gün Phasis (Aras'ın Pasinler'den geçen kolu) Irmağı boyunca ilerlediler. Bundan sonra iki günde on parasang (52.200 m.) giderek dağların ovaya (Pasinler'e) inmek için aşılacak yerinde (Sakaltutan Dağında) Khalibler, Tavoklar ve Phasianlar ile karşılaştılar. Düşmanların esas kuvveti dağa çıkan yolda kaldı. Bir takımı da dağın doruğuna tırmanan Helenlerin üzerine vardı. Henüz esas ordular birbirleriyle çarpışmadan, tepedeki birlikler arasında boğuşmalar başladı. Fakat Helenler galip geldiler ve düşmanı kovaladılar. Ovadaki düşman kolu da bozulup kaçtı. Helenler, sonra ovaya inerek her türlü yiyeceklerin bulunduğu köylere vardılar. Bu yerlerden sonra, (Oltu çayı boyunca) Tavoklar ülkesine girdiler. Ve beş günde 30 parasang (156.000 m.) yol gittiler. Bu sırada yiyecekleri bitti. Çünkü Tavoklar neleri varsa yanlarına alarak müstahkem (sağlam, korunaklı) yerlere sığınmışlardı. Yollardan geçen Helen askerlerine tepelerden taşlar yuvarla¤¤¤¤¤¤ telefat verdiriyorlardı. Şehir ve köy değil de çitlerle çevrili bir konak yerinde birçok kişilerin toplandığı ve tepelerden taş atarak. müdafaa edilen yeri, planlı bir hücumla alabildiler. Fakat girenleri korkunç bir manzara karşıladı: Kadınlar, önce çocuklarını uçurumdan aşağı attılar, arkalarından kendileri de atladılar. Bunları erkekler de takip etti. Artçı Yüzbaşılarından Stymphalos'lu Yüzbaşı Ainelas, güzel elbiseli bir erkeğin uçuruma atılmak istendiğini gördü ve engel olmaya kalkıştı. Fakat adam onu da birlikte sürükledi. İkisi birden yuvarlandılar ve kayalar üstünde can verdiler. Burada pek az insan sağ olarak ele geçti. Fakat buna karşı pek çok sığır, koyun ve eşek yağma edildi. Bundan sonra batıya dönülerek İspir-Bayburt bölgesindeki Khalibler ve Skythinler (İskit) içerisinden Trabzon'a varıldı. Ksenophon'un Taok dediği Çoruh boyundaki ülke, Ermeni kaynaklarında Tay'k/Taik, Gürcü kaynaklarında ise Tao diye anılmakta ve bir eyalet olarak gösterilmektedir. M.Ö. I. yüzyılda yaşayan Coğrafyacı Strabon Artvin bölgesinin Mithridates Eupator tarafından ele geçirilip Pontus Krallığı'na katıldığını, daha sonra ise Mithridates'i yenen Pompeius'un buraları mahalli kralların hakimiyetine bıraktığını yazmaktadır. Bu bilgi Roma hakimiyetinin Artvin yöresinde fazla etkili olmadığını gösterir.

    şimdiki Muş-Bingöl-Pasinler üzerinden Çoruh boyunda Tavoklar ülkesine girip OItu-Olur/Tavusker (Tav-is-kar=Tav Kapısı) -Yusufeli - İspir - Bayburt yoluyla Trabzon'u anlatırken, tarihte ilk defa bir tanık olarak buraların savaşçı halkını tanıtır. (Mevsim kış olup, M.Ö. 400 yılının Ocak ve Şubat aylarıdır.) (Hınıs bölgesindeki bir köy muhtarından kılavuz alındı.) `Komşu ülkenin, Asyanikler'den Khalipler (Halibler) yurdu olduğunu haber vererek, oraya giden yolu da tarif etti. Bundan sonra Helen ordusu (Yukarı Pasın'dan) Aras boyuna (Çobandede'ye doğru) günde beş parasang (26.100 m.) giderek, yedi gün Phasis (Aras'ın Pasinler'den geçen kolu) Irmağı boyunca ilerlediler. Bundan sonra iki günde on parasang (52.200 m.) giderek dağların ovaya (Pasinler'e) inmek için aşılacak yerinde (Sakaltutan Dağında) Khalibler, Tavoklar ve Phasianlar ile karşılaştılar. Düşmanların esas kuvveti dağa çıkan yolda kaldı. Bir takımı da dağın doruğuna tırmanan Helenlerin üzerine vardı. Henüz esas ordular birbirleriyle çarpışmadan, tepedeki birlikler arasında boğuşmalar başladı. Fakat Helenler galip geldiler ve düşmanı kovaladılar. Ovadaki düşman kolu da bozulup kaçtı. Helenler, sonra ovaya inerek her türlü yiyeceklerin bulunduğu köylere vardılar. Bu yerlerden sonra, (Oltu çayı boyunca) Tavoklar ülkesine girdiler. Ve beş günde 30 parasang (156.000 m.) yol gittiler. Bu sırada yiyecekleri bitti. Çünkü Tavoklar neleri varsa yanlarına alarak müstahkem (sağlam, korunaklı) yerlere sığınmışlardı. Yollardan geçen Helen askerlerine tepelerden taşlar yuvarla¤¤¤¤¤¤ telefat verdiriyorlardı. Şehir ve köy değil de çitlerle çevrili bir konak yerinde birçok kişilerin toplandığı ve tepelerden taş atarak. müdafaa edilen yeri, planlı bir hücumla alabildiler. Fakat girenleri korkunç bir manzara karşıladı: Kadınlar, önce çocuklarını uçurumdan aşağı attılar, arkalarından kendileri de atladılar. Bunları erkekler de takip etti. Artçı Yüzbaşılarından Stymphalos'lu Yüzbaşı Ainelas, güzel elbiseli bir erkeğin uçuruma atılmak istendiğini gördü ve engel olmaya kalkıştı. Fakat adam onu da birlikte sürükledi. İkisi birden yuvarlandılar ve kayalar üstünde can verdiler. Burada pek az insan sağ olarak ele geçti. Fakat buna karşı pek çok sığır, koyun ve eşek yağma edildi. Bundan sonra batıya dönülerek İspir-Bayburt bölgesindeki Khalibler ve Skythinler (İskit) içerisinden Trabzon'a varıldı. Ksenophon'un Taok dediği Çoruh boyundaki ülke, Ermeni kaynaklarında Tay'k/Taik, Gürcü kaynaklarında ise Tao diye anılmakta ve bir eyalet olarak gösterilmektedir. M.Ö. I. yüzyılda yaşayan Coğrafyacı Strabon Artvin bölgesinin Mithridates Eupator tarafından ele geçirilip Pontus Krallığı'na katıldığını, daha sonra ise Mithridates'i yenen Pompeius'un buraları mahalli kralların hakimiyetine bıraktığını yazmaktadır. Bu bilgi Roma hakimiyetinin Artvin yöresinde fazla etkili olmadığını gösterir.

    V. yüzyıl sonlarında Kartli istilası ile İran'a tabi Gürcüstan sülalesi idaresine geçen Tay'k eyaletinin, etnik (boyoymak) adlarına göre 7 sancağa ayrıldığına işaret edilen Khorenli coğrafyasında bunların adları şöyle bildiriliyor:
    1Borçiskevi (Borçka),
    2- Liganiskevi (=Ligan Deresi/Artvin-Yusufeli kesimleri),
    3- Açara (Acara-Batum halkı, Sakaların Akara/Akar'ak boyunun yurdu),
    4Şavşeti (=Savuş/Şavşı adlı Saka oymağı yurdu), 5-Eruşeti (Eruş adlı Saka oymağı yurdu/Posof ve Meşe-Ardahan kesimleri),
    6- Thoskari (=Tah/Tav Kapısı/OlurOltu-Penek-Narman-Tortum-Şenkaya kesimleri),
    7- Kalarç (Oğuzlardan Kalaç/ Khalaç denilen güçlü bo~ıdan gelen oymak/Ardanuç kesiminde).

    Bazı Saka boyları Çoruh ve sahil boylarında yaşamaya devam etmişlerdir. Bu bölge insanlarının dillerinde Sakaların etkisini bulmak mümkündür. Sakaların balık anlamına gelen paluk kelimesini kıyılılar ve Yusufeli halkı bugün de tıpkı onlar gibi kullanırlar.

    iLK ARSAKLI HAKiMiYETi


    Arsaklılar, İskender'den sonra Asya topraklarına sahip olan Makedonyalı Selevkosluları yenip batıya atarak Horasan, İran ve Irak ülkelerinde güçlü bir devlet kurmuşlardı. Hemedan şehrini merkez edinen Arsaklılar, I. Mitridat çağında, bütün Afgan ve Pakistan ülkelerinden başka, Selevkosluları 140 yılında yenerek Irak ülkesini de alıp, Fırat'a dayandılar. Büyük Arsak ünvanı ile anılan I. Mitridat Han, kardeşi veya yeğeni Val Arsak'a kuzeybatıdaki uçbeyliğini vererek 90 bin askerle Aras-Kür boylarına yolladı. Val Arsak, kendi kâtibi olduğu söylenen Mar Apas Katina'dan kalma rivayetlere göre, ordusu ile Aras boyundaki Armawir bölgesine geldi; uzak ve yakın daki ilbeylerini çağırrp, onları yeni kurulan Küçük Arsaklı Devletine birer satrap (ilbeyi) olarak kendi yerlerinde bırakıp, düzene sokarak, hakimiyetine bağladı. Kafkaslar kuzeyindeki ovadan (Dağıstan'dan) itaat altına aldığı Bulgar kolundan kalabalık bir göçü getirerek Kars yaylasına yerleştirdi. Bu Dağıstan'dan gelme Bulgar Türkleri'nin bir takımı da, Çoruh boyunun solundaki Yusufeli'nin Barkal/Balkar deresinden Bayburt kuzeyine kadarki dağlık bölgeye yerleşerek buralara Parkar/Balkar denilmesine sebep oldular. Yusufeli ilçesindeki çok balkanlık Barkal/Barkhal bölgesi ile soldan Çoruh'a karışan Barkal Deresi de M.Ö. 130 yıllarında Dağıstan'dan gelen yarısı Kars'ta, yarısı Çoruh solunda yerleşen Bulgar Türklerinin 2100 yıllık millî adlarının hatırasıdır. İkinci Küçük Arsaklı Sülalesini kuran I. Tridat Han'ın Başveziri, kendi soyundan Piruat oğlu Sampat Pakarat idi. I. Tridat Han, Erovant lakabı ile de anılıyordu. Bu han, Digor'un güneyinde ve Arpaçay'ın sağındaki Erovant Aşat şehrini müstahkem olarak yaptırıp, yazlık başkent edinmişti. Başvezir ve süvari başbuğu da Paypert (Bayburt) kalesi hakimi ve Sper (İspir-Yusufeli-Oltu/Penek) bölgesinin sahibi Piruat oğlu Sempat Bagaratuni idi. Bunun Çoruh boyunda (PertEğrek/Peterek'te) Sempat-Avan denilen müstahkem (sağlam) ve yeni yapılmış bir kalesi de vardı. M.S. 75 yıllarında Kafkasları aşarak güneye akın eden Türklerden Hun ve Peçenek kolları ve Hazar akıncıları, Kür boylarını vurmuş, Pasinler'e değin ilerlemişti. Bu sırada Kılarcet (Ardanuç kesimi) Beyi Azork, Tao ve Barhal bölgelerinin de hakimi idi.

    Ormanlık ve kırık olan bu kayalık yerlerin halkı çok yiğit ve çevik idi. Küçük Arsaklı ülkesini sarsan bu üç akıncı kolunu Tao bölgesinde Sembatavan Kalesi (Pert-Eğrek) hakimi ve sol kol süvari başbuğu Sempat Bagaratuni kumandasındaki ordu, Pasinler'de ve sonra Kür boyunda bozarak, Kafkaslar ötesine sürdü. Hunlar, Sakalar ve Göktürkler gibi gündüzleri güneşe, geceleri aya, yılın belli günleri ise atalar ruhuna tapınan (Gök Tengri dinindeki) Arsaklılar, Hıristiyanlığı devlet dini olarak kabul eden ve ilk kiliseleri yapan topluluktur. II. Tridat, Krikor Lusavoriç'i Küçük Arsaklılar ülkesinin başrahibi yaparak, ilbeyleri ile halkın da Hıristiyan olmalarını buyurdu. Lusavoriç, Kafkaslardan Mardin'e, Karadeniz'den Hazar Denizi'ne kadar devlet desteğiyle Hıristiyanlığı yaymaya başladı: Arsaklı II. Arsak Han çağında Tao/ Tayk eyaletinde de malikâne sahibi olan Mamıkonlu Vasak Bey, yıldızı sönen Bagratlıların yerine Sibarabed (Sipehhüd/ Ordu Başbuğu) unvanıyla ülkenin savaş ve korunma işlerini üzerine almıştır. Saldıran İranlıları yenip ülkeyi kurtarmıştı. Arsaklı Varaztat Han, idaresiz olduğundan Başbuğ Mamıkonlu Manuel Bey ile de geçinemedi, nankörlük etti. 378 yazında Erzurum ovası savaşında Mamıkonlu Manuel'in ordusuna yenilen Vazartat Han, Roma'ya kaçtı. Roma Kayzeri I. Teodosyus 379 yılında Arsaklı iki şehzadeden Val Arsak Han'a ataları ülkesinin batı kesimini verip, Erez (Erzincan) tahtına oturttu. Bunun ağabeyi III. Arsak Han da doğu kesimi hükümdarı olarak gelip, Diwin şehrinde tahta geçti. Bu paylaşmada Tao/Tayk Eyaleti, Batı Arsaklı Ülkesi Hanı Val Arsak'a düşmüştü. Onun ölümü üzerine, bütün Batı Arsaklı Ülkesi gibi Tao/Tayk Eyaleti de 387 yılında İstanbul'a bağlanıp, Roma himayesine girmiştir. Doğu Arsaklı Ülkesi de Sasaniler himayesine girdi. Aradan 15-20 yıl geçtikten sonra Kartli (Gürcistan) Krallığı Tao eyaletini (şimdiki Yusufeli-Olur-Tortum kesimleri) 408-410 yılları arasında işgal etti.l'6j Arsaklı hanedanının 428 yılında ortadan kaldırılmasından sonra Çoruh boyunda hakimiyet İran Sasani devletinin eline geçer. Bizans Hükümdarı I. Justinyanus ile Sasani Hükümdarı I. Hüsrev arasında 531 yılında yapılan barış antlasmasında Çoruh boyları Bizans'a bırakıldı. Bunun üzerine çevrelerimiz 532 - 575 yılları arasında Bizanslıların elinde kaldı. Kayzer Justinyanus 18 mayıs 536 ta rihli fermanı ile eski Batı Arsaklı Ülkesinde yeni bir askerî düzen ve müdafaa sistemi kuruyordu. Buna göre merkezi Bayburt Kalesi olan bütün Çoruh boyu bölgesi, Teodosyopolis (Erzurum) şehrinde oturan ve İran sınırını koruyan Askerî valiliğe bağlandı. Bu sırada Rum hakimiyeti ve Ortodoks mezhebi Çoruh boylarında da iyice yerleşirken buranın eski ocaklı ilbeyleri Bagaratlılar, yeniden itibar kazanıp, nüfuzlarını genişlettiler ve Tao/Tayk Eyaletinin yine en büyük ilbeyleri oldular. 575'te, İran Hükümdarı I. Darius, 531 barışını bozdu ve Bizans'a saldırdı. Justinianus, Erzurum kalesini güçlendirdi. Ayrıca Bagratlı Guaram Bey'i de Çoruh boyu ve Cavaket ilbeyliğine ve kumandanlığına atadı. 619-645 yılları arasında İran ve Bizans akınları çevreyi sardı. Bu yıllar da Hazar Türkleri'nin akınları da tekrarlanmış, Hazarlar Çoruh boylarına hakim ol muşlardır.

    iSLÂM ORDULARININ FETiHLERi



    645 yılında Mekkeli Mesleme Oğlu Habib kumandasındaki İslâm ordusu Muş üzerinden Erzurum'a gelerek buradaki Bizans ordusunu yendi ve Erzurum'u ele geçirdi. Arap orduları ertesi yıl Erzurum'dan ayrılarak Kars, Revan, Tiflis ve Gence illerini kolayca itaat altına aldılar. 646'da Çoruh boyu, Artvin bölgesi ve Yusufeli de cizye adlı baş vergisine bağlanarak İslâm ordusuna itaat etti. 653'te II. Konstantin, ordusu ile Diwin'e doğru ilerledi ve Yukarı Aras ve Kür boyları ile Tao bölgesi (Yusufeli-OltuTortum bölgeleri) Müslümanların elinden çıktı. İslâm ordusu 655'te Kür ve Aras boylarını yeniden ele geçirdi. Ancak, Çoruh boyu Bizans yönetiminde kaldı. 695700 yıllarında Emevi halifesi Abdülmelik'in oğlu Abdullah, Kars ve Ardahan bölgelerini Bizanslıların elinden alarak Diwin Emirliği'ne bağladı ama Çoruh boyunu ele geçiremedi. 786'da Harun Reşit, Tiflis'te İslâm Emirliği kurdu. Böylece Kartli, Ahıska ve Ardahan bölgeleri Bağdat Halifeliğine bağlı Tiflis Arap Emirliğine katıldı. Yusufeli'yi de içine alan Tao bölgesi Bizanslılarda kalrnaya devam etti. Kartli (Gürcistan) Bagratlıları temsilcisi Aşot, IX. Yüzyıl başlarına kadar Tbilisi (Tiflis)'deki Arapların hizmetinde bulundu. Araplarla arası açılan Aşot, hanesi ve maiyetiyle birlikte Şavşet (Şavşat) ve Klarceti (Artvin-Ardanuç kesimi) vilayetlerine gelip yerleşti. Bu vilayetler o yıllarda Bizans sınırları içerisinde kaldığı için Aşot kendini Bizans vasalı olarak ilan edip, Kayzer ünvanı aldı. Bulunduğu yörelerde bir bağımsız beylik oluşturmaya girişti. Aşot, kurduğu beyliğin başkenti olarak eski kale-kent Artanuci'yi (Ardanuç) seçti. Kenti onarımdan geçirerek güzelleştirdi. Aşot'un kurduğu beyliğin adı TaoKlarceti Beyliği idi. Bu beylik, Tao ve Klarceti toprakları içinde kalıyordu. Aşot ölünce (826) yerine tahta geçen Bagrat I. Kuropalat 875 yılında ülkesini iki kardeşi arasında paylaştırdı. Ortanca kardeşi Guram Bey, Ardanuç kalesinde oturup Kılarcet, Şavşat, Ardahan, Ahıska, Ahılkelek bölgelerinin beyliğini yaptı. Küçük kardeşi Adarnase (875-881 ) de Tortum'da oturup, Pert-Eğrek, Tortum, Narman, Oltu, Tavusker çevrelerini içine alan Tao'ya bey oldu.(22) 920'li yıllarda Bagratlı ailesinden birisi iktidar çekişmelerinden kaynaklanan düşmanlık yüzünden Ardanuç kentini Bizans kayzerine teslim etti. Kale surlarında Bizans bayrağını gören öteki Bagratlılar tepki gösterince kayzer askerlerini kaleden uzaklaştırdı ve kenti geri teslim etti. IX. ve X. yüzyıllarda Tao-Klarceti oldukça zengindi. Bu bölgenin yerli oymaklarından Meshiler tarımcılık sahasında yüzyıllar boyunca büyük şöhret yapmışlardı. Meshiler, Şavşiler ve TaoKlarceti'nin diğer yerli oymakları o derece çok buğday üretiyorlardı ki ürünleri iç gereksinimi karşıladıktan başka dış piyasaya da sürülüyordu. Bu yerli oymaklar bağcılık, şarapçılık ve hayvancılıkta rakipsizdiler. Oşki (Öşvank), İşhan, Bana ve Hahuli (Haho) mimari eser kalıntıları o çağların Tao-Klarceti Beyliğinin kültürel gelişmişliğini göstermektedir. Gürcü Kralı Davit Kurapalati 975 yılında evlatlığı Bagrat III.'ü Kartli'ye kral atadı. Bagrat'ın yaşı küçük olduğundan Bagrat'ın babası Gürgen'i de Kral Bagrat'a danışman yaptı. 1001 yılında Davit Kurapalati ölünce Bizans kayzeri Basili kalabalık bir ordu ile Tao'ya doğru harekete geçti. Bagrat III. De babası Gürgen ile birlikte Tao'ya yürüdü. Bagrat III.'ün niyeti Davit Kurapalati'nin mirasçısı olarak onun ülkesine sahip olmaktı. Fakat savaşta kaybeden taraf Bagrat III. oldu ve Tao-Klarceti Bizansıların eline geçti. 1008'de Bagrat III.'ün babası Gürgen öldü ve ona kendi idarî bölgeleri olan Şavşat, Klarcet, Samtshe - Cavaheti eyaletlerini bıraktı. Bagrat III. ölünce (1014) yerine Giogi I. tahta çıktı. Giorgi I. 1014-1016 yıllarında Bulgarlarla savaşmakta olan Bizans kayzeri Basili'nin bu sıkıntılı durumundan faydalanarak Tao-Klarceti'yi işgal etti. Bizans kayzeri Basili Giorgi I.'den Tao-Klarceti'yi terketmesini istedi, Giorgi I. bunu reddedince Basili Gürcistana iki kez saldırdı ve iki savaşta da Giogi I. kaybedince Basili ile antlaşma imzalamak zorunda kaldı. 1023'te imzalanan antlaşma ile Tao, Göle, Ardahan ve Cavahe-ti toprakları Bizans'a terkedildi. Giorgi I. 1027 yılında ölünce yerine oğlu Bagrat IV. tahta çıktı ve Bizanslılarla mücadeleler Bagrat IV. zamanında da devam etti.

    SELCUKLU AKINLARI



    1067 yazında Selçuklu Hükümdarı Alparslan Tiflis ve Ardahan çevrelerini, ertesi yıl 1068 yazında da Şavşat, Kılarcet (Ardanuç-Artvin-Borçka) ile Tao (Yusufeli-Oltu-Tortum) bölgesini alarak Selçuklu ülkesine kattı. Alparslan 1071 Malazgirt zaferinden sonra yeniden almış olduğu yerleri emrindeki beyler arasında paylaştırdı. Çoruh bölgesi de Erzurum Emiri Ebul Kasım'a verildi. Alparslan ile Bagrat IV. aynı yıl (1072) içinde öldüler. Bagrat'ın yerine oğlu Giorgi II., Alparslan'ın yerine de oğlu Melikşah tahta geçti. Gürcistan kralı olan Giorgi II., Alparslan'ın ölümünden faydalanarak Bizans devletinin kışkırtması ve yardımıyla çevrelerimize saldırdı ve Çoruh boyunu ele geçirdi. Buna karŞı Selçuklu hükümdarı Melikşah 1081 yrlında Emir Ahmet kumandasında bir ordusunu Giorgi II.'nin üzerine yolladı. Bu ordu Posof önünde yapılan savaşta Giorgi II.'yi yendi. Giorgi II., 1089 yılında tahttan çekilerek yerini onaltı yaşındaki oğlu Davit IV.'e devretti. "Ağmaşenebili (Kurucu)" adıyla bilinen Davit IV. kısa sürede bir hükümdar ve yetenekli bir askerî lider oldu. Davit IV. Kuzey Kafkasya'daki Kıpçak Türkleri ile sıkı ilişkilere girdi. Bu ilişkiler neticesinde Kıpçak Beylerinden Atrak'ın kızı ile evlendi. Bir müddet sonra Kıpçaklardan 45.000 aileyi Gürcistan'a getirerek buralara yerleştirdi. Askerî gücü iyice zayıflamış olan Davit IV. Kıpçak askerlerinden çok büyük bir ordu kurdu. Kıpçaklar usta savaşçı idiler. Ayrıca bu Kıpçaklı askerlerden 1000 kadar ile de kendi özel muhafız birliğini oluşturdu. Davit IV.'ün niyeti dağınık ve feodal bir şekilde yaşayan Gürcüleri bir bayrak altında toplamak ve Selçuklu akınları ile Türklerin eline geçmiş olan Yukarı Kür ve Çoruh boylarındaki toprakları yeniden ele geçirerek krallığını genişletmekti. Bunu gerçekleştirebilmek için Kıpçak Beyi Atrak'ı yardıma çağırdı. Bu sıralarda Rus akınlarından bıkmıs olan Kıpçaklar bu teklifi kabul ederek Atrak Han idaresinde Daryal geçidini aşıp Gürcistan'a geldiler. Davit IV. Kıpçaklardan meydana getirmiş olduğu 40.000 kişilik bir ordu ile 1120'de Kür ve Çoruh boylarındaki Türkmenlere karşı harekete geçti ve buralardan bol miktarda ganimet ve esir elde etti. Bu Gürcü-Kıpçak ordusu zamanla Pasinler'den İspir'e kadar olan bölge ile Ani şehrini de ele geçirdiler ve buralardaki Türkmenlerin yerlerinden ayrılmasıyla Cavaket'ten İspir'e kadar olan bütün yerler Kıpçaklar tarafından iskân edildi. Davit IV.'ün ölümünden (1125) sonra yerine geçen oğlu Demetre I. Kür ve Çoruh boylarındaki arazileri de Kıpçaklara verdi ve Çoruh boylarına Kıpçaklar yerleşmeye başladı. Konya Selçuklu Sultanı I. Alaaddin, Ebul Kasım'ın kurduğu Erzurum'daki Saltıklı Beyliği'ni kaldırdı, böylece Şavşat Artvin - Yusufeli kesimleri Anadolu Selçuklu Devleti'ne geçmiş oldu. Anadolu Selçuklu Devleti üzerine 1239 yılında Moğol akınları başladı. Yusufeli ve çevresi bu akınla Moğol yönetimine girmiş oldu. Moğolların devamı olan İran'daki İlhanlı devletinin hakanlarından Abaka Han zamanında Sergis adında bir Hıristiyan Kıpçak Beyi İlhanlıların izni ile Ahıska'da bir atabeylik kurdu. Yusufeli ve çevresi de 1268 yıllarında bu Çıldır (Ahıska) Atabeyleri yönetimine girdi. Bir ara Karakoyunlu'lara bağlı kaldı. Akkoyunlu Hükümdarı Karayülük Osman Bey, Çoruh boylarına kadar ulaştı. Daha sonra da Uzun Hasan bu toprakları Akkoyunlu hakimiyetine kattı. Fakat mahallî idareciler olan Çıldır Atabeyleri yönetimlerine devam ettiler. Akkoyunlu Devleti yıkılınca Azerbaycan Emiri Elvend Bey'in emrine girdi. Çıldır Atabeyleri ise onların bağlısı olarak iç işlerinde bağımsız kaldılar. İran'daki Safevi hükümdarı Şah İsmail 1502 yılında Elvend Bey'i yenince bütün Akkoyunlu ülkesiyle beraber Yusufeli ve çevreleri de İran Safevi devletine geçti. Fakat iç yönetim başında İran'a bağlı olarak yine Çıldır Atabeyleri bulunuyordu.

    OSMANLI HAKiMiYETiNE GiRiS


    Artvin ve çevresi, Kanuni Sultan Süleyman zamanında, Erzurum Beylerbeyi Dulkadırlı Mehmet Han'ın 1536-1537 harekâtı sırasında Osmanlı hakimiyeti altına alındı. Bölge Osmanlı idaresine geçince Artvin ve Yusufeli'yi içerisine alan Livane sancağı kurularak Erzurum eyaleti'ne bağlandı. Livane sancağının merkezi ise Peterek kalesi idi. Ancak kısa bir süre sonra elden çıktığı anlaşılan bu bölge, yine Kanunî Sultan Süleyman devrinde Vezir Kara Ahmet P(a~a tarafından 1549 yılında ele geçirildi. 3 Livane sancağı, 29 yıl Erzurum eyaletine bağlı kaldı. 29 yıl sonra 1578'de Erzurum Beylerbeyi Lala Mustafa Paşa Çıldır Atabeyleri elinden Ahıska'yı alınca o yıl merkezi Ahıska olan Çıldır eyaleti kuruldu ve Livane sancağı da bu Çıldır eyaletine bağlandı. Daha sonra Artvin, Livane sancağı'nın merkezi oldu. Pert-Eğrek (bugünkü Peterek/Çevreli köyü) kalesiyle birlikte kurulan ilk Livana sancağı sonradan padişah fermanları hükmünce kardeşler ve amca oğulları arasında bölüştürülüp yedi sancağa ayrılmıştır. Pert-Eğrek, Livana, Nıfsı Livana gibi adlarla anılan bu sancaklardan biri de ötekiler gibi 1578'den sonra Çıldır eyaletine bağlı bulunan Kiskim sancağıdır. Pert-Eğrek'teki sancak beylerinin, Çıldır (Ahıska) Atabe~leri soyundan oldukları sanılmaktadır. Y. Öztuna, Çıldır Atabeyleri için şunları yazıyor: "Gök Tanrı dininden iken Ortodoks olup, Gürcî'leşen Kıpçak Türk beyleri olup, Oğuz (Türkmen) değillerdir. Hıristiyan oldukları halde Atabey unvânıyle ve ismen Selçuklular nâmına hükümran prenslik hânedânı kurdular. Ahıska, Ahılkelek, Çıldır, Göle, Şavşat, Artvin, Oltu, Yusufeli, Narman, İspir, Tortum, Ardanuç, Ardahan yöresine hükmettiler. İran'daki Türk hânedânlarına ve sonra Osmanlı ya tâbî olup, Osmanlı hâkimiyetiyle ihtidâ edip tekrar Türkleştiler ve âile nin tamamı Osmanlı hizmetine girip Gürcî dilini unuttu... 1549 yılındaki fetih sırasında İşhan ve Erkinis (Demirkent) çevreleri Ardanuç kalesine bağlı idiler. İki yıl sonra 1551'de Ardanuç kalesi de alındı. Ardanuç Sancağı kurulunca İşhan nahiyesi (şimdiki Erkinis/Demirkent çevresi) 7 köyüyle beraber bu sancağa bağlandı. XIX. yüzyıla kadar Çıldır eyaletine bağlı bir sancak olan Artvin (Livane) bu yüzyılda iki defa Rus işgaline uğradı. 1828 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında bölge Rus işgaline uğradı ve 1829 Edirne Antlaşmasıyla Ahıska Ruslara bırakılınca, merkezi Ahıska olan Çıldır eyaletinin teşkilat yapısı da bozulmuş oldu. Ancak, bu eyalete bağlı olan Ardanuç, Artvin, Şavşat, Borçka ve Yusufeli Ruslara bırakılmamış, milli sınırlarımız içerisinde kalmıştır. Bundan sonra merkezi Oltu olan yeni Çıldır eyaleti teşkilatı kurularak Yusufeli kesimindeki sancaklar da bu eyalete bağlandı. 1854-1855 Türk-Rus Savaşı (Kırım Savaşı) sırasında Artvin bölgesinden 600 kadar gönüllü, Ali Bey komutasında Kars'a giderek Ruslara karşı savaşmış, böylece Çoruh bölgesi halkı bu savaşa can ve mallarıyla büyük yardımda bulunmuştur. 1865'te eyaletler yerine vilayet teşkilatı kurulunca 1871'de Erzurum vilayeti teşekkül etti ve Erzurum'a bağlı olarak Oltu merkezli Çıldır sancağı teşkilatı kuruldu. Yusufeli de (şimdiki merkezine kadar olan yukarı kısımları) Kiskim nahiyesi adı ile bu Çıldır sancağına bağlandı. Kiskim nahiyesi kimi yıllarda Bayburt sancağına bağlı kalmış, sonradan İspir'e, daha sonra da Tortum'a bağlanmıştır. Kiskim nahiyesi adı, Kiskim (şimdiki Alanbaşı) köyünde Kiskim sancak beyliği bulunmuş olmasındandır.

    iLK iLCE TESKiLATININ KURULMASI


    İlk ilçe teşkilatı Erzurum iline bağlı olarak 1879 yılında KİSKİM kazası adı ile kuruldu: Kazanın resmi adı ise Kiskim beyleri torunlarının zorlamaları ile kabul edilmiştir. Bu ilk kuruluşta ilçenin merkezi Öğdem idi. O yıllarda ilçenin, seçimli nahiye müdürleri ile yönetilen beş nahiyesi (bucağı) vardı. Bu nahiyeler Ersis (Kılıçkaya), Pert-Eğrek (Peterek/Çevreli), Hüngâmek (Dokumacılar), Oşnak (Köprügören) ve Hodeçur (Sırakonaklar) adlarını taşıyordu. (Hodeçur 1926'da İspir'e bağlanmıştır.) Dokuz yıl sonra 1888 yılında yukarıda adları geçen nahiyelere beş nahiye daha eklendi. Bunlar da: Barhal (Altıparmak), Utav (Bostancı), Arcivan (Balalan), Zor (Esenyaka) ve Melo (Sarıbudak) nahiyeleridir. (Melo daha sonraları Artvin'e bağlandı.) Kiskim kazası ilk merkezi olan Öğdem'de on yıl kadar kalabildi. 1889 yılından sonra merkezi Ersis oldu. 1912 yılında ilçenin Kiskim olan adı Yusufeli olarak değiştirildi. 1915 yılında Rus işgali başlayınca, 1916'da tedbir için kayıtlar Bayburt'a taşındı ve 1918'de Ruslar geri çekilince Ersis'e geri getirildi. (Ersis, 1926'ya kadar ilçe merkezi olmaya devam eder. 1926'da ilçe merkezi tekrar Öğdem'e nakledilir. 1950'de de şimdiki yerine taşınır.)

    1877-1878 OSMANLI-RUS SAVAŞI ve I. DÜNYA SAVAŞINA GİRİŞ


    I. Dünya Savaşına geçmeden önce 1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı ve savaşın sonuçlarının bilinmesi, hangi şartlar altında I. Dünya Savaşına girildiğinin öğrenilmesi açısından önemli olduğundan, -Yusufeli yi pek etkilememiş olsa da- burada 1877-78 savaşı ve sonuçlarından kısaca bahsetmek yerinde olacaktır. Osmanlı Devleti, Ruslarla, "93 Harbi" diys de bilinen 1877-78 Savaşına girmiştir. 24 Nisan 1877 günü başlayan çarpışmalar Artvin ve çevresini de sarmıştı. Batum ve Ardahan Savaşları olmuş, Ardahan Ruslar eline geçince, kuvvetlerimiz Yalnızçam Dağları üzerinden Artvin'e çekilmişti. Batum üzerinden bütün gücüyle yüklenen Rus kuvvetleri ilerlemesini sürdürerek Batum, Artvin, Oltu ve Kars'ı işgal ettilerse de Şavşat'a giremediler.

    Anadolu cephesinde böylesine bir hezimet yaşanırken, Rumeli'de de durum farklı değildi. Önce Filibe'ye, ardından Edirne'ye kadar çekilen Türk kuvvetleri orada da tutunamayarak çekilmesini sürdürünce Rus kuvvetleri Ayastefanos da denilen Yeşilköy'e kadar geldiler. Bu çekiliş esnasında asrın en büyük vahşet ve katliamı yaşandı. Ruslar ve Bulgarlar, çocuk, kadın ve yaşlı demeden onbinlerce Türk insanını katlettikleri gibi, İstanbul'a doğru göç etmeye çalışan bir milyondan fazla insanın yarısından çoğu da yollarda açlıktan, susuzluktan ve çetelerin baskılarından telef oldu. Bu durumda hükümet barış istemek zorunda kaldı. 3 Mart 1878 tarihinde Yeşilköy'de imzalanan Ayastefanos Antlaşması çok ağır şartlar içermekte idi. 19. maddede yer alan "Osmanlı Devleti harp tazminatı ve Rusya'nın zarar ziyanı için Rusya'ya 1.410.000.000 Ruble para ödeyecekti. Osmanlı ekonomisinin durumunu bilen Rusya, Osmanlı'nın kesinlikle ödeyemeyeceği miktardaki bu tazminatı antlaşmaya kasten koymuştu. Sözkonusu meblağ, 245 milyon Osmanlı altınına karşılıktı. Maddenin devamında, güya Osmanlı'ya iyilik olsun diye, para tazminatının yerine karşılığında, batıda Tolçi sancağı ve Delta adaları, doğuda Kars, Ardahan ve Batum sancaklarının kabul edilebileceği ifade edilmiştir. Bu yerlerin Rusya'ya verilmesi ile ödenmesi gereken meblağ 300 milyon rubleye indirilmişti. Sultan II. Abdülhamid, çok ağır maddeler içeren bu antlaşmanın maddelerini değiştirmek için İngiltere ile temasa geçti ve neticede 13 Temmuz 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması ile Ayastafanos Antlaşıııasının bazı hükümleri değiştirildi. Rusya'ya bazı yerlerin verilmesini öngören maddede de ufak değişiklik yapılarak Eleşkirt ile Doğubeyazıt geri alındı ise de Elviye-i Selâse (Üç Sancak) diye bilinen Kars, Ardahan ve Batum Ruslara bırakıldı. Bu arada Batum sancağına bağlı olan günümüzün Artvin, Şavşat, Ardanuç, Borç ka ilçeleri ile Hopa'nın Kemalpaşa nahiyesi de Ruslara bırakıldı. Hopa, Rize sancağına bağlandı. Yusufeli ise Osmanlı idaresi altında kalmaya devam etti. Ruslara bırakılan bu yerlerimiz, 1879 yılında resmen kesinleşen Osmanlı-Rus sınırı ile anavatandan koparılınca, Ruslar hemen bu yerleri işgal ettiler. Berlin Antlaşmasından sonra kesilen ve 1918'e kadar varlığını sürdüren Osmanlı-Rus sınırı: Artvin Dağı-Melo (Sarıbudak) - Orucuk (Oruçlu) kabanı - Aşağı Hod (A. Maden) - Erkinis (Demirkent) güneydoğu yayla tepeleri - Tavusker Oltu çizgisinden geçiyordu. Bölgenin statüsünü kesin olarak belirlemek üzere Rusya ile Osmanlı Devleti arasında 8 Şubat 1879'da "Son Muahede-i Katiyye" adıyla bir anlaşma daha yapıldı. Kendilerine bırakılan Üç Sancak halkının hürriyetlerine olan düşkünlüğünü bilen Rusya, halkın bölgeyi boşaltmalarını sağlamak için planlı olarak bir madde koydurtmuştur. Antlaşmanın sözkonusu bu 7. maddesine göre; "Rusya'ya terk olunan Üç Sancak ahalisi, bu ülkeler haricinde ikamet etmek istedikleri takdirde emlâklarını satıp çekilmekte muhtardırlar. Bunun için kendilerine antlaşmanın tasdiki tarihinden itibaren üç sene mühlet verilmiştir. Bu sürenin bitimine kadar emlâklarını satıp memleketten çıkmamış bulunanlar Rusya tabüyetinde kalacaklard ı r. Bu tarihten itibaren bölge halkı için milli felâket sayılabilecek gelişmeler yaşandı. Zira, Rus hakimiyeti altında yaşamak istemeyen binlerce insan yeriniyurdunu terkederek binbir zorlukla batı ve İçanadolu'ya göç etmeye başladı. Bu göçler sırasında çok sayıda insan can verdi, sağ kalanlar ise genellikle Samsun, Çorum, Tokat, Yozgat, İzmit, Adapazarı gibi şehirlere ve bilhassa Bursa'ya yerleşmişler ve bunlar "93 Muhacirleri" diye adlandırılmışlardır. Göçlerden sonra boşalan bu yerlere Rumlar ve Ermeniler gelerek yerleşmeye başladılar. Ruslar tarafından ayrıcalıklı muamele gören bu Hıristiyan unsurların nüfusları çoğaldıkça yerli halkın aleyhine olarak daha fazla arazi sahibi oldular. Bu şekilde bir plan dahilinde bölgeye yerleştirilen ve başlangıçta çoğunluğu fakir çitçiler olan Ermeniler, kısa zaman sonra sözü geçen zengin insanlar oldular. İçlerinden biraz paralı olanlar ise bölgenin yerli el sanatlarını ve ticaretini tamamıyla ellerine geçirmişlerdi. Yerli halk ise giderek bunların kölesi durumuna düşmeye başlamışlardı. Çarlık Rusya idaresindeki 43 yıllık esaret sırasında bölge halkı millî şuurunu ve kurtuluş ümitlerini kaybetmemiş, gizlice hazırlıklar yapmışlar ve esaretten kurtulup anavatana kavuşma gününü beklemişlerdir. Daha sonraları I. Dünya Savaşı çıkınca, Teşkilatı Mahsusa çerçevesinde teşkilatlanmışlar ve Ruslara karşı direnmişlerdir.
    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    *******
    Beni Bir Ben Bilirim, Bir de Beni Yaradan.
    Bana Bir Ben Lazımım, Bir de Beni Anlayan...
    *******

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

  2. #2
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    25.02.2006
    Yaş
    29
    Mesajlar
    2.029
    Tecrübe Puanı
    49

    Standart

    yusufeli konu olurda tandır ve döner unutulurmu




    ++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++++ +++++++








    Biraz yağlı olmustu ama LEZZETLİYDİİ.
    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    *******
    Beni Bir Ben Bilirim, Bir de Beni Yaradan.
    Bana Bir Ben Lazımım, Bir de Beni Anlayan...
    *******

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

  3. #3
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    25.02.2006
    Yaş
    29
    Mesajlar
    2.029
    Tecrübe Puanı
    49

    Standart

    1-2 resim daha koyayım..



    burası aşpişen(baraj altında kalıyor):



    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    *******
    Beni Bir Ben Bilirim, Bir de Beni Yaradan.
    Bana Bir Ben Lazımım, Bir de Beni Anlayan...
    *******

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

  4. #4
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    25.02.2006
    Yaş
    29
    Mesajlar
    2.029
    Tecrübe Puanı
    49

    Standart

    YUSUFELİM

    Methini aleme edeyim destan
    Destanlar içinde nice destan var
    Herkese pay düşer böyle mirastan
    Memleket içinde nice aslan var

    Şirin Yusufelim güzel mi güzel
    Değmedi, değemez ona kötü el
    İnsanlık ararsan buralara gel
    İnsana ders veren nice insan var


    Köyleri dereler boyu yayılır
    Her karış toprağı altın sayılır
    Görmeyen kan ağlar,gören bayılır
    Hasrete can vermiş nice kurban var

    Kiskimin bağları pirinç yuvası
    Barhalın çayında balığın hası
    Oshanın kavurur kuru havası
    Kahnesin başında kara duman var


    Zuvarın nüfusu eridi gitti
    Kisparotu seller,yerle bir etti
    Tüngesin dermanı kalmadı bitti
    Arcivan köyünde yine seyran var

    Kayalar içinde Parhın kanalı
    Hevekin evleri sırma boyalı
    Dilsize dil verir Utavın balı
    Sacveret taşında her boyadan var


    Cilcimin cevizi cana can katar
    Hostapor zeytini baş köşe tutar
    Lusuncur dokuz ay karlarda yatar
    Göcekte ünlenmiş ne pehlivan var

    Peterek beş basar Çukurovaya
    Şadutun elleri açık havaya
    Vaşkanı duyurdu bir meşhur kaya
    Tivasor yazında nice yanan var


    Zemovan en uca kurmuş evleri
    Erkinis tahsilli insanlar yeri
    Nizgivan kenarda,buymuş kaderi
    Hermutun suyunda ne heyecan var

    Hungamek kapıya vurdu kilidi
    İki Hers bir ilçe nüfus ederdi
    Armaşen göçünü Bursaya verdi
    Zorun tarihinde nice aslan var


    Ağcutun gençleri gurbete çıkar
    Oğdarın hasreti bağrımı yakar
    Pervani Okerde türküler yakar
    Kolikte bibere selam duran var

    İphanım göç etti kalmadı hane
    İşhanda kilise oldu virane
    Aşpişan yol üstü,eti şahane
    Ahotun közünde hala yanan var


    Oşnakın tarihi eskiye gider
    Vanişhev,küpleri bilmem ki neyder
    Lök köyü ilime yataklık eder
    Homhalda yol üstü çok oturan var

    Kirvası görmeyen gezdim demesin
    Öğdemle duyuldu dünyaya sesin
    Gudashev arzusu en son nefesin
    Ohurdan yetişmiş çok hafızan var


    Zeviskal sırtını verdi güneşe
    Pit te de kalmadı eskiki neşe
    Zaporda iki dam,üç tane meşe
    Sarıgöl içinde hala duran var

    Pehlivan yatağı Dört Kilisemiz
    Çörgenis güreşte oldu sesimiz
    Uşhumun kendi de yolu da temiz
    Körtanın suyuyla baraj yapan var


    Yeniköy içinde Erzurum yolu
    Nihahtan başlıyor Çoruhun kolu
    Kobakın oyunu asalet dolu
    Ziğlispir köyünde yürek yakan var

    Ersisi bilirim söylemesen de
    Yine de yanarsın özlemesen de
    Şen ol Yusufelim şen ol ki sende
    Sedat AYAR gibi garip ozan var


    Yazar: SEDAT AYAR

    YUSUFELi / Resimler

    Genel Görünüm

    Foto: Foto Sine - Yusufeli



    Çoruh Ve Yusufeli

    Foto: Tekin ÜSTÜNDAĞ



    Yusufeli İlçe Merkezi

    Foto: Foto Sine - Yusufeli



    Yusufeli-1950

    Yusufeli merkez camisinin yapılışı.(İbrahim Meydan arşivinden)



    Yusufeli-1960'lar

    Aydın Karasüleymanoğlu arşivinden 1960'ların Yusufelisi



    Vecanket'de Eski Bir Ev

    Foto: Elvan TOZAR



    Hastane Civarı

    Foto:Elvan TOZAR



    Bahar aylarında Çoruh

    Foto: İbrahim Özgüler



    Yusufeli

    Foto: Bilinmiyor



    Yusufeli

    Foto: Bilinmiyor




    Tarihi ve Turistik Yerler


    Barhal Kilisesi

    Foto: Bilinmiyor



    Barhal Kilisesi

    Foto: Bilinmiyor



    Tekkale Kilisesi

    Foto: Bilinmiyor



    Tekkale Kilisesi

    Foto: Bilinmiyor



    Tekkale Kilisesi

    Foto: Bilinmiyor



    İşhan Kilisesi

    Foto: Samet HALICI



    İşhan Kilisesi

    Foto: Samet HALICI



    İşhan Kilisesi

    Foto: Samet HALICI


    Kaynak: www.YuSuFeLiM.com
    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

    *******
    Beni Bir Ben Bilirim, Bir de Beni Yaradan.
    Bana Bir Ben Lazımım, Bir de Beni Anlayan...
    *******

    ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

  5. #5
    Muhammed KURT

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    01.08.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    34
    Mesajlar
    13.922
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    Türkiye'nin her yeri Cennet valla
    "BİZİM YANIMIZA GELEN HİÇ KİMSE GELDİĞİ GİBİ AYRILMAMIŞTIR"
    Şeyh Muhammed Kazım KS

  6. #6
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    10.09.2005
    Mesajlar
    3.253
    Tecrübe Puanı
    75

    Standart

    üstekı fotoların bazıları cıkmamıs
    İkinci EL Övqü TüccarLarı Varsın ßoL ßoL Konu$sun. ßénim Satacak MaLım Yok Ki Öwqüyé İhtiacım OLsun..!

  7. #7
    Yeni Üye Array
    Üyelik tarihi
    01.06.2007
    Mesajlar
    1
    Tecrübe Puanı
    0

    Standart

    Yusufeli den Siirtliler-Board okuyucularına sevgilerimizle..(Foto:İbrahim Özgüler)


    Yusufeli de Altıparmak vadisi

  8. #8
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    25.06.2006
    Mesajlar
    435
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart

    serciii kardesim elerine emeyina saglik özur dilerim yazi çok okuyamadim ama resimlere bakilirsa mukemel bir tarihi var tekrardan tsklr ederim okuyamadigim için de özür dilerim aman en yakin zamanda okurum


 

Benzer Konular

  1. Şiir Nedir? Şiir Çeşitleri ve Örnekler
    By DeRBeDeR in forum DÖNEM ÖDEVLERİ - DOSYA TEZ'LER
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 16.06.2009, 21:52
  2. Şiir Nedir ?
    By CiMCiMe in forum DÖNEM ÖDEVLERİ - DOSYA TEZ'LER
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 29.04.2009, 17:25
  3. ŞiiR DiLi
    By CiMCiMe in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 05.04.2009, 23:47
  4. Şiir bir gerçektir
    By BahtsıZ in forum DERİN DUYGULAR
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 26.01.2009, 20:39
  5. Şiir Nedir?
    By emrerojava in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 4
    Son Mesaj: 21.11.2006, 13:15

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •