1 sonuçtan 1 ile 1 arası
  1. #1
    Forum Demirbaşı Array
    Üyelik tarihi
    18.06.2007
    Yer
    Anasının Dizinin Dibinden :=)
    Yaş
    35
    Mesajlar
    10.932
    Tecrübe Puanı
    233

    Standart Borcun İfası, İfa Edilmemesi ve Sona Ermesi

    A) GENEL
    1) Kavram: İfa, borç ilişkisinin konusu olan edimin borçlu tarafından alacaklıya karşı yerine getirilmesi ve böylece bir borcun sona erdirilmesidir.
    ifa her borç ilişkisinin amacıdır.
    ifa konusu ile borç konusu aynı olmalıdır. Yani aynen ifa edilmelidir.
    Borcun B tarafından bizzat ifa edilmesinde A'nın bir menfaati bulunmadıkça, B borcunu şahsen ifa etmek zorunda değildir.
    Borcun tamamı muaccel olmuşsa, tamamının ifa edilmesi gerekir. A, kısmi ifayı kabul zorunda değildir.
    İfanın hüküm ifade edebilmesi için, B'nin taahhüt ettiği edimini yer ve zaman da yerine getirmelidir.
    2) İfa Yeri:
    a) Kural: ifa yeri, borcun ifa edilmesi gereken yerdir.
    B'nin ya da A'nın temerrüdü, yetkili mahkeme vb ifa yerine göre belli olur. İfa yeri taraflarca tespit edilir. Bu açık (sarih) olabileceği gibi örtülü (zımni) de olabilir. Ancak bazı hallerde kanun, taraflarca kararlaştırılmam^ olabileceğini varsayarak ifa yeri konusunda bazi kurallar koymuştur.
    b) İstisnalar:
    i) Para Borçları: Para borçları, ödeme zamanında A'nın yerleşme yerinde ifa olunur. B, A'nın yerleşme yerine götürerek veya göndererek borcunu ifa eder. Bundan dolay i bu tür borca götürülecek borç denir. Para borçlan kural olarak nakit para ve memleket parası ile ödenir. Çekle ödeme, bankaya havale vb ancak A'nın kabulü şartı ile olanaklıdır. Para borcu posta havalesi yolu ile gidecekse, bunun ikametgahla ödemeli havale olması lazımdır. Ancak A'nın yerleşme yeri kuralının istisnaları da vardır. Buna göre kıymetli evrakta bazen görüldüğünde ya da ibrazında tediye kaydı taşır. Bu durumda B'ya ibraz edilmelidir. Bu da B'nin ikametgahında olur.
    ii) Belli bir şeyin teslimi borcunda: Bu tip borç, sözleşme yapılırken, o şeyin bulunduğu yerde ifa olunur. Burada "belli şeyden" maksat, "ferdiyle belli bir şey'"dir. (Örneğin Karaburun adlı gemi.) Bu hükmün uygulanabilmesi için, tarafların, şeyi, sözleşmenin yapıldığı sırada B'nun yerleşme yerinden başka bir yerde olduğunu bilmeleri gerekir.
    iii) Diğer borçlarda: Yapmak, yapmamak ve nev'iyle belli bir şeyin teslimi borçları, doğdukları anda B'nun yerleşme yerinde İfa edilir. Nev'iyle belli şey, özet nitelikleri ile değil, cins olarak belirtilmiş şeylerdir. Bunlar genelde misli şeyler, ölçülebilen, tartılabilen, sayılabilen ve yerine yenisi konabilen şeylerdir. Pamuk, şeker, kömür, pirinç gibi.
    3) İfa zamanı: İfa zamanı borcun ifa edilmesi lazım gelen an'dır.
    ifa zamanında, B'nin edimini ifa etmekle yükümlü olduğu, A'nın ise ifayı istemeye haklı olduğu zamandır. Kural olarak borç doğduğu anda muaccel olur.
    Ancak bazı hallerde taraflar ifayı belli bir süreye bağlarlar, bazı hallerde halden belli bir süre anlaşılabilir, bazense kanun süre tanır.
    Süreye bağlanmış borçlara, müeccel borç adı verilir. Müeccel bir borç muaccel hale gelmeden istenemez.
    Bu sürenin sonundaki ana vade denilir. Vade gelince müeccel borç muaccel borç haline gelir.
    Vade olarak ayın başı ve sonu verildi ise, ayin birinci ve sonuncu günü anlaşılır. Ortası denildi İse, 15'i anlaşılır.
    Vade bîr tatil gününe rastlarsa, kendiliğinden ertesi iş gününe kayar.
    Borç vade gününde iş saatleri içinde ifa edilmek gerekir.
    Borç vaktinden önce de ifa edilebilir ama bundan dolayı indirim isteyemez.

    B) BORCUN İFA EDİLMEMESİ
    1) Kavram: Borcun ifa edilmemesinin sonuçları BK 96'da hükme bağlanmıştır. Borcun ifa edilmemesi {ademi ifa), B'nun taahhüt etmiş olduğu edimi, hiç ya da gereği gibi yerine getirmemesi demektir ki bu da iki şekilde olur.
    a) Kusurlu imkansızlık
    i) Borç, edimi her şeyden önce kendi kusuru île imkansızlaşmış olduğu İçin ifa edemez. Buna kusurlu imkansızlık denilir.
    ii) Ancak bazen imkansızlık, B'nun kendi kusuru ile değil de, umulmayan hal, mücbir sebep veya alacaklının kusuru ile imkansızlaşabilir ve B de edimi yerine getiremez. Bu ifa eimeme değildir. Buna kusursuz İmkansızlık denilir. Bu halde, borç ortadan kalkar.
    b) Borçlunun temerrüdü: Edimin ifası mümkün olmasına rağmen, B borcunu zamanında ifa etmemiş de olabilir. Buna Borçlunun temerrüdü denilir.
    2) Sonuçları: İfa etmeme halinin mahiyetine göre, ademi ifanın bazı sonuçları vardır.
    a) Aynen İfa: Borcun ifasının imkansızlaşmamış olması halinde, A, B'ya karşı bir dava açarak, borcun aynen ifasını isteyebilir ve alacağı ilamı icraya koyarak borcun ifasını sağlayabilir.
    b) Tazminat: Borcun ifa edilmemesinin her iki halinde de, yani hem imkansızlık hem de B'nun temerrüdü halinde, A borçludan tazminat isteyebilir. Kusurlu İmkansızlıkta zaten borcun ifası mümkün değildir. B'nun temerrüdünde ise, A isterse aynen ifayı isterse tazminatı isteyebilir. İstenecek tazminat, olum-iu zarar, yani A'nın borcun ifasından beklediği menfaattir. B ifanın kendi kusuru olmaksızın imkansızlaştığını ispat etmedikçe, A'nın bu yüzden uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Ancak kusurlu olmadığını kanıtlarsa, sorumluluktan kurtulur. Buna kurtuluş beyyinesi denilir.
    c) Sözleşmeden dönme: A sözleşmeden dönebilir. Bu durum, iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdü halinde söz konusudur. Kusurlu imkansızlık nedeniyle ifa etmeme halinde sözleşmeden dönme imkanını tanımamıştır.

    C) BORÇLUNUN TEMERRÜDÜ (DİRENİMİ)
    1) Kavram: Borçlunun temerrüdü, ifanın mümkün olduğu hallerde olabilir. Temerrüde düşürülmüş B'nun hala ifa olanağı vardır ama bu ifa artık gecikmiş ifa olacaktır. Borçlunun temerrüdü, halen ifası mümkün olan muaccel bir borcun A'nın ihtarına rağmen B tarafından zamanında ifa edilmemesi yani borcun ifasında gecikilmiş olmasıdır.
    2) Şartları: Borçlunun temerrüdü İçin başlıca iki şart gerekir: Biri, borcun muaccel olması diğeri de ihtardır.
    a) Borcun muaccel olması: Borcun Borçlu tarafından ifasının gerekli olduğu, Alacaklının, Borçludan ifayı talep ve dava edebileceği anın gelmesine borcun muaccel olması denir. Bu belli bir tarih, süre vb. olabileceği gibi, geciktirici (taliki) bir şart da olabilir.
    b) İhtar: Borçlunun temerrüdü için ayrıca Alacaklının Borçluya ihtar da çekmiş olması gerekir. Uygulamada İhtara protesto denilmektedir. İhtar, herhangi bir şekle bağlı olmayan, varması gerekli bir irade açıklaması olup, B'yu gecikmiş olarak da olsa, ifaya davet anlamı taşır. Tacirler arasında ihtar, noter vasıtasıyla, iadeli taahhütlü mektupla ya da telgrafla yapılmalıdır. Muhatabın adresi belli değilse, ihtar ilan yoluyla da yapılabilir.
    İstisnalar: Bazı hallerde ihtara gerek yoktur. Aşağıda bu durumlar yazılmıştır.
    i) Vadenin taraflarca birlikte belirlenmiş olması: Örneğin 15. Temmuz. 2001 ya da sözleşmenin yapılmasından 15 gün sonra gibi belirli ve kolayca anlaşılabilen bir tarih tespit edildi ise, bu durumda ihtara gerek yoktur.
    ii) İfa gününü bir ihbarla belirleme hakkının taraflardan birine bırakılmış oiması: Taraflar arasında ifa günü bir ihbarla belirlenecek İse, bu durumda ayrıca bir ihbara da gerek yoktur.
    iii) ihtarın yararsız görülmesi: Borçlunun hal ve durumunda ihtarın yararsız olacağı anlaşılıyorsa, bu durumda da ihtar çekilmez.
    Not: Bunlara ek olarak ifanın gecikmesinde B'nun kusuru aranmaz. B'nun kusuru olmasa da B temerrüde düşmüş olur. Ancak kusursuz ise, kusurlu haline göre bazı yararları da olur.
    3) Sonuçları:
    a) Genel Sonuçlar:
    i) Tazminat: B borcu zamanında ifa edilmemiş olmasından dolayı A'nın uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür. Ancak bu gecikmenin kendisinden kaynaklanmadığını kanıtlarsa, bu tazminattan kurtulur, (ispat yükü B'da) Ödenecek tazminat olumlu zarardır. Olumlu zarar, ifanın gecikmesi yüzünden yapılan masraflar, zamanında yapılsa idi sağlayacağı yararlar, edimin değerinin düşmesinden kaynaklı zararlardır.
    ii) Kazadan dolayı sorumluluk: Temerrüde düşmüş olan B, temerrüdün devamı sırasında edime umulmayan hal dolayısıyla meydana gelen zararlardan da sorumludur. Örneğin kural olarak satım sözleşmesinde sözleşme yapıldığı anda hasar A'ya geçer. Ama temerrüt durumuna düşme durumu tersine çevirmektedir. Burada kurtuluş beyyinesi olarak iki şey yapabilir: Birincisi, temerrüde kendi kusuru ile düşmemiş olduğu. İkincisi ise, borcu zamanında ifa etseydi bile A'nın başına aynı kazanın gelebileceğini ispat eder.
    b) Özel Sonuçlar:
    i) Para borçlarında: Borçlunun temerrüdünün para borçlarında iki özel sonucu vardır. 1) Temerrüt faizi 2) Tazminat
    1) Temerrüt faizi {gecikme faizi): Para borcunun borçlusu temerrüde düşünce temerrüt faizi ödemek zorunda kalır. Temerrüt faizinin yıllık olarak % 12 oranı üzerinden yapılacağı öngörülmüştür. Bakanfar Kurulu bu oran! aylık olarak belirlemeye % 10'una kadar indirmeye veya 1 katına kadar arttırmaya yetkilidir. Bakanlar Kurulu 01/01/2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere temerrüt faizini yıllık %12'den %9'a indirmiştir.
    2) Tazminat: Temerrüt yüzünden uğramış olduğu zarar temerrüt faizinden fazla olduğunu A ispat ederse, bu zararı da B'ya yükleyebilir. B kusuru olmadığını ispat ederek kurtulabilir. Bu zarar ek zarar (munzam zarar) denilir.
    ii) İki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde: Bu tip sözleşmelerde, her iki taraf da hem borçlu hem de alacaklıdır. Bu nedenle temerrüt söz konusu olabilmesi için, taraflardan birinin kendi borcunu ifa etmiş ya da ifaya hazır olduğunu karşı tarafa bildirmesi gerekir. Bu durumda A önce süre verir ve sonra da seçim hakkını kullanır.
    1) Süre: A önce temerrüt halinde B'ya ifada bulunması için uygun bir mehil verir. Ancak bazı hallerde mehile gerek yoktur:
    i) B'nun hal ve davranışlarından süre vermenin yararsız olacağı anlaşılıyorsa
    ii) Borcun ifası A için yararsız kalmışsa
    iii) Sözleşme kesin vadeli bîr sözleşme ise
    2) Seçim hakkı: Eğer süreye rağmen B borcunu ifa etmezse, A'nın üç seçimlik hakkı vardır:
    i) Gecikmiş ifayı isteme ve tazminat: Süre vermeden de gidebilir,
    ii) ifadan vazgeçme ve tazminat: Olumlu zararı ister. Derhal bildirmelidir.
    iii) Sözleşmeden dönme ve tazminat: Olumsuz zarar ister. Derhal bildirmelidir.
    Bazı kavramlar:
    Olumlu Zarar: Sözleşmenin ifası ile ifa edilmemesi arasında alacaklının malvarlığında bulunabilecek farktır.
    Olumsuz Zarar: Sözleşmenin hüküm ifade etmesi ile etmemesi arasında alacaklının malvarlığında bulunabilecek farktır. İfaya güvenerek yapılan masraflar, kaçırılan fırsatlar vb.

    BORCUN SONA ERMESİ
    1) Kavram: Borcun sona ermesi demek, borç ilişkisinin ortadan kalkması veya tek bir borcun sona ermesi olarak düşünülmelidir. Ancak bu ünitede tek bir borcun sona ermesi anlatılacaktır.
    Borcun sona ermesi ifa, yenilenme (tecdit), birleşme, kusursuz imkansızlık, takas, zaman aşımı ve ibra'dan oluşur. Borç ancak bu hallerden biri ile sona erer.
    2) Fer'i (Yan) Borcun Sona Ermesi: Asıl borç sona erince ona bağlı olan kefalet, rehin, ve cezai şart fer'i borçlar da sona erer.
    Ancak bunun da bazı istisnaları vardır. Şöyle ki:
    - Bir alacak taşınmaz ile teminat altına alınmışsa, rehin asıl borcun ifası ile sona ermez. Ancak tapu sicilindeki rehnin silinmesi (fekki) ya da taşınmazın yok olması ile sona erer.
    - Kıymetli evrak ve konkordatoya ilişkin özel hükümler nedeniyle, asıl borç bitse de fer'iler sona ermez.
    - Fer'i borç asil borç niteliği alırsa, bu halde de devam eder.
    - Bazen fer'iler kendi başına da sona erebilir. Örn. asıl borç 10 yılda zamanaşımına uğrar ama faiz borcu 5 yılda.

    3) TAKAS
    a) Kavram: Bir borcun, bir karşı alacağın feda edilmesi suretiyle sona erdirilmesidir. Diğer bir deyişle, karşılıklı olarak hem alacaklı hem de borçlu olan kişilerin, muaccel borçtan en az olanının miktarı oranında yaptıkları hesap işlemidir. Kolaylık ve basitlik sağlar.
    b) Türleri:
    1) Kanuni Takas: Bizzat kanun tarafından tanınmıştır ve diğer tarafında rızasına gerek bulunmaz.
    2) Akdi Takas: Tarafların takas konusunda anlaşmaları ile meydana gelir.
    c) Mahsup: Mahsupla takas birbirini andırır ama aynı şey değildir. Mahsupta bir alacak miktarından belli olgular dolayısıyla indirme yapılmaktadır. Alacaktan indirilecek olan miktar bir karşı alacak değildir. Oysa takasta karşılıklı iki alacak vardır.
    d) Takasın Şartları
    1) Borçların karşılıklı olması: Takasta bulunacak olan iki kişinin karşılıklı alacaklı ve borçlu ofmasi gerekir.
    2) Borçların benzer olması: Örneğin her ikisi de para olmalı ya da aynı neviden eşya olmalıdır.
    3) Borçların muaccel olması: Eğer alacaklardan biri müeccel ise bu durumda takas olmaz. Ancak taraflardan biri iflas ederse, diğeri takasa girmek isteyebilir.
    4) Takas beyanında bulunulmuş olması: Varması gerekli tek taraflı bir irade beyanı ile takas iradesi açıklanır. Ancak takas hakkından vazgeçilmemiş olmalıdır. Bazı alacaklarda karşı tarafın da onayı gerekir.
    - Tevdi edilmiş (bırakılmış) veya haksız olarak alınmış veya hile ile alıkonulmuş bulunan bir şeyin geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar
    - Nafaka, iş ücreti gibi özel niteliği gereği fiilen eline verilmesi gereken alacaklar
    - Devlet, vilayet ya da köyler lehine kamu hukukundan doğan alacaklar
    e) Takasın Hükümleri
    Takas karşılıklı olan borçlan en az olanın miktarı oranında sona erdirir.
    Karşılıklı borçlar eşit ise, her ikisi de son bulur.
    Takas hükümleri takas açıklamasının karşı tarafa varması ile meydana gelir ve kesindir.
    Takas hükümleri geçmişe etkilidir. Takas edilebilmelerinin mümkün olduğu andan itibaren hüküm ifade eder.

    4) ZAMANAŞIMI
    a) Kavram: Bir alacak hakkı sahibine borçludan alacağını istemek olanağı verir ki buna talep hakkı denilir. Ancak bu talep hakkı süresiz ve sonsuz değildir.
    Zaman aşımı (müruru zaman): Kanun tarafından tayin edilmiş şartlar altında ve belli bir süre içinde alacaklının hareketsiz kalması sonucu alacağın ifasını isteme yetkisinin sona ermesidir.
    Zamanaşımı, kazandırıcı ve düşürücü olmak üzere iki türlüdür. Burada düşürücü zamanaşımı incelenecektir.
    b) Şartları
    1) Borcun muaccel olması: Her şeyden önce borç muaccel olmalı yani talep ve dava edebilme anı gelmiş olmalıdır. Kural olarak bütün borçlar zamanaşımına uğrar. Ancak zamanaşımına uğramayan bazı borçlar da vardır. Örn. aciz vesikasına bağlanmış borçlar, gayrimenkul rehni ile teminat altına alınmış borçlar
    2) Kanunun belirlediği sürenin geçmiş olması: Bir borcun zamanaşımına uğraması, kanunen belirlenmiş olan sürenin geçmiş olmasına da bağlıdır. Tek bir süre yoktur. Değişik zamanaşımı süreleri vardır. Zamanaşımı süresi kural olarak borcun muaccel olduğu anda başlar. Bazen ihbarla başlar.
    a) 10 yıllık süre: Kanunda ayrıca bir süre verilmemişse, 10 yıllık zamanaşımı süresi geçerlidir.
    b) 5 yıllık süre: Bazı alacaklar ise 5 yıllık zamanaşımına tabidir.
    - Kiralar, sermaye faizleri ve belli zamanlarda ifası gerekli edimler
    - Erzak bedel, nafaka, otel ve lokanta masraflarına ilişkin alacaklar
    - Sanatkarların ve esnafın emeklerinin karşılığı, perakendecilerin sattıkları malların parası, noterlerin hizmet karşılıkları, başkalarının yanında çalışanların yevmiyeleri ve işçi ücretleri
    - Bir şirkette ortaklar arası davalar sonrası alman alacaklar, temsilcileri, denetçileri vb iie alacaklar
    c) Diğer süreler: Bunlar dışında da bazı zamanaşımı süreleri tespit edilmiştir. Örn. haksız fiil ve sebepsiz zenginleşmeden doğan alacaklar 1 yıl, karz sözleşmesinden doğan alacaklar ise 6 ayda zamanaşımına uğrar. Süreler başladığı gün hesaplanmaz. Bittiği gün hareketsiz kalınırsa, zamanaşımı gerçekleşir.
    3) Zamanaşımının durmamış olması: Zamanaşımının durması (tatili), kanunda sayılan sebeplerden birinin varlığı halinde sürenin işlemeye devam etmesinin durması demektir. Burada süre olduğu yerde durur ve eğer sebep kalkarsa işlemeye kaldığı yerden devam eder.
    - Velayet devam ettiği sürece, çocukların ana babalarına olan alacakları
    - Vesayette de aynı durum
    - Evliliğin devamı süresince karıkocadan her birinin diğerinden olan alacağı
    - Hizmet sözleşmesinin devamı süresince hizmetçilerin istihdam edene karşı olan alacakları
    - Borçlu alacak üzerinde intifa hakkına sahip olduğu sürece - Alacağın bir Türk mahkemesinde ileri sürülmesi mümkün olmadığı sürece, zamanaşımı işlemez ve işlemişse olduğu yerde durur.
    4} Zamanaşımının kesilmemiş olması: Zamanaşımının kesilmesi (kat'ı) , kanunda sayılan sebeplerden birinin bulunmasa dolayısıyla zamanaşımı süresinin o ana kadar işlemiş olan kısmının ortadan kalkması ve sürenin yeni baştan işlemeye başlaması demektir.
    Durmada süre olduğu yerde kalmakta, kesilmede ise süre yeni baştan işlemeye başlamaktadır.
    - Borçlu borcu ikrar ettiği, özellikle faiz veya mahsuben bir miktar para ve rehin ya da kefil verdiği takdirde
    - Alacaklı dava veya defi, olarak mahkemeye veya hakeme başvurarak veya icra takibi ile ya da iflas masasına müdahale ederek hakkını talep ederse
    -Asıl borçluya karşı kesilmişse, kefile de kesilir. Müteselsil borçlulardan birine karşı kesilirse, diğerlerine de kesilmiş olur.
    c) Hükümleri:
    a) Alacaklı yönünden, alacağın zaman aşımına uğraması demek, alacaklının alacağını borçludan talep ve dava hakkını kaybetmesi demektir.
    b) Alacak bitmez, sadece talep ve dava hakkı biter. Bu nedenle buna eksik borç denilir.
    c) Sadece talep ve dava haklarını ortadan kaldırdığından, zamanaşımı, borçluya ifadan kaçınma olanağı verir. Bu kaçınma zamanaşımı defi yoluyla olur. Hakim kendiliğinden zamanaşımını dikkate almaz.
    d) Zamanaşımı hakkından önceden feragat edilemez.

    Takdir Ediliyorsanız Değil, Taklit Ediliyorsanız Başarmışsınız Demektir.
    Hayat öyle oyunlar oynuyor ki, nereye tutunsam düşüyorum.
    Tam da palyaçonun dediği gibi: "ağlayamadığımdan gülüyorum."
    Paul Auster


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •