2 sonuçtan 1 ile 2 arası
  1. #1
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    36
    Mesajlar
    17.668
    Tecrübe Puanı
    375

    Standart Çocukluğumuzda Bayram Çoşkusu

    ŞAKİR ÖZMAZI: Eskiden bayramlar böyle yaşanırdı.

    ÇOCUKLUĞUMUZDA BAYRAM COŞKUSU
    Hayatımızı renklendiren, sevincimizi arttıran bütün toplumun katmanlarında dayanışma duygusunun artmasına vesile olan Bayramlar. Her karesinde sevgi ve kardeşlikle işlenen motifler görmenin mümkün olduğu, akraba ziyaretlerinin, sosyal yardımlaşmaların yapıldığı çok önemli günlerden Bayramlar.

    Çocukluğumuzun sisli sayfalarına baktığımızda, Bayram sevinci ve coşkusunda ne kadar da mutlu sahnelerimiz vardı. İşte eskiden bayramlar böyle yaşanmıştı “Beyaz Kent” Siirt’imizde.

    Arife günü, kadınlar mezar ziyareti yaparken erkekler de ölmüşlerinin ruhlarına sevabının ulaştırmak üzere fukaraya “Kısme” adı verilen ekmek ile beraber susamlı helva, pasta veya mevsim meyveleri gibi yiyecekleri gönderilirdi. Siirt’te bayramlar çok önemli gelenek silsilesi etrafında sürüp giderken bu adetleri kimileri devam ettirir kimileri de kısmen terk etmiş olduklarını görmekteyiz.



    Biz çocuklara alınacak bayramlık giysileri düşünür beklerdik bayrama yakın. Giysiler alındığında da başucumuzda yanı başımızdaydı. İple çektiğimiz bayramdan önceki gece heyecandan uyku girmezdi gözlerimize. Sabah bir an önce yeni giysilerini giymek, büyüklerin ellerini öpmek ve bayram harçlıklarını almak için sabırsızlanırdık. Mahalledeki müdavimi olduğumuz Mabed olan Uvendurra Camiinde Bayram Sabahı Bayram Namazının huşusu ve huzurunu yaşardık.

    Büyükler cemaatle musafaha edip Salâvat getirirken, biz çocuklar da büyüklerin ellerinden öperek devam eden bayramlaşma faslı. Ardından Şeyh Musa Aile Kabristanında ölmüşlerimizi ziyaret ederdik. Çok önem verilen ve devam ede gelen bu ziyaret, hem mutlu günde ölümü hatırlamış olur; hem de vefat etmiş yakınlarımıza olan saygı ve vefa bu ziyaretlerle gösterirdik. Herkes bildiği kadarıyla yasinler ve fatihalar okuyarak sevabını ölülerine gönderirdik. Ziyaretin ardından eve dönüş ve aile bireyleriyle bayramlaşma, sohbetler muhabbetler. Biz küçükler dört gözle büyüklerin bizlere verecekleri harçlığı beklerdik. Kahvaltı yerine “Bayram Yemeği” pilav, et ve hoşaf olurdu sofrada.

    Üzeri örtülü bir tepside muhtaç komşulara bu yemekten götürme geleneği de vardı. Yemeği götürme işini başkasına kaptırmazdım. Bu işi hep ben üstlenirdim. Sorumluluk bilinciyle bundan müthiş haz alırdım. Yemek sonrası cümbür-cemaat yani tüm akrabalar dedemlerdeyiz. Dede evi bayram sabahı ilk toplanma merkezimizdi. Cas konağın divan diye tabir edilen sedir döşeli misafir odasında dedemin (Min Beyt Debbeğ Rahmetli Hacı Nuri Obut-Nam-ı diğer hepimiz ona “Ette” derdik.) elini öper, bayramlaşır harçlığımızı aldıktan sonra başka akrabaların eş ve dost evi ziyaretlerine başlardık.



    Bayramların tadını özellikle biz çocuklar çıkarır; bayram şekeri almak için bütün evler sıra ile gezilir. “Bayramınız kutlu olsun” diye seslenerek gelen çocuklara, ev sahipleri şeker ikram ederler. Güzel şeker ikram edenler olduğunda birbirimize bunu hemen haber verirdik. Bu da o eve yapılan ziyaretlerin artmasını sağlardı.

    Bayram harçlığımız yeteri kadar olunca üzerimizde cicili-bicili elbiselerimizle nefesi Bayram yerinde alırdık heyecanla. Yetiştirme Yurdunun karşısındaki boş alan şimdilerde hayvan ve saman pazarı alanı çocukluğumuzda önemli bir yeri olan Bayram yerimizdi. At arabaları, salıncaklar, tombala ve aklıma gelmeyen türlü türlü oyunlar. “Hayyel haps” çocukluğumuzda bayram yerinde kulaklarımızın aşina olduğu sözdü.

    Bayram yerinden şimdiki açık ceza evine kadar at arabasıyla yapılan mini gezintiyi hala ararım. Ne kadar da mutlu olurduk. Süren adam kamçı gücüyle hız verirken biz çocuklarda sevinç nidaları ayyuka çıkardı. Sefer sayısını arttırmak için ne kadara hızlı sürerdi arabacı. Ne kadar da acırdık o zavallı atlara. Ya ahşap salıncak. Kocaman kutu gibi. İçinde oturaklar mevcut. ilk binenler otururken sonradan binenler ise ayakta. Takriben 30 çocuk. İçimiz kıpır kıpır. Bizi sallamakla vazifeli adamın bir ayağı yerde bir ayağı salıncakta.

    Ha bire hız veriyor. Bazen devrilecek sanırdık. Biz içindekilerde bir korku bir heyecan. Havalandıkça çığlık sesleri şiddetini arttırıyordu tabi. Tombalacılardan söz etmeden geçilebilir mi? Müstakil bir evin kaldırımında dizilmişler ve etraflarında yığınla çocuklar. Seçilen kart ve ardından keseden çıkan numara ile eşleştirme. Kazananlara, Zagor, Tommiks, Teksas, Mandrake v.s. çizgi roman kitapları verilirdi. O zaman delikanlıların elinden düşürmedikleri başucu kitaplardan.



    Acaba bizim yaşadığımız Bayram sevincini çocuklarımızın yüzünde okumak mümkün mü? Sorusunu cevabı benden sorulsa tereddütsüz yok derim. Biz çocuklarımızdan çok daha şanslıydık.

    Bayramlar; Bayram sabahları tarihe karışmaya yüz tuttu. El öpme ile başlayan bayram günlerinde, verilen harçlık sevindirmeye yeterdi. Artık bayramlar sadece tatil kaçamakları yapmaya yarayan günler halini aldı maalesef.

    Geleneklere sadık kalarak eski Bayramlardaki sevinç ve coşkuyu tekrar yaşamak muhakkak elimizde…

    Ne dersiniz acaba?

    Bence denemeye değer.

    Bu yazıya uygun düşer düşüncesiyle isterseniz son olarak veciz ifadelerle gönüllere hitap eden Şair Yahya Kemal Beyatlı’ya kulak verelim:

    SÜLEYMANİYE'DE BAYRAM SABAHI

    Artarak gönlümün aydınlığı her saniyede
    Bir mehâbetli sabah oldu Süleymâniye'de
    Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati,
    Dokuz asrında bütün halkı, bütün memleketi
    Yer yer aksettiriyor mavileşen manzaradan,
    Kalkıyor tozlu zaman perdesi her an aradan.
    Gecenin bitmeye yüz tuttuğu andan beridir,
    Duyulan gökte kanat, yerde ayak sesleridir.
    Bir geliş var!.. Ne mübârek, ne garîb âlem bu!..
    Hava boydan boya binlerce hayâletle dolu...

    Her ufuktan bu geliş eski seferlerdendir;
    O seferlerle açılmış nice yerlerdendir.
    Bu sükûnette karıştıkça karanlıkla ışık
    Yürüyor, durmadan, insan ve hayâlet karışık;
    Kimi gökten, kimi yerden üşüşüp her kapıya,
    Giriyor, birbiri ardınca, ilâhî yapıya.
    Tanrının mâbedi her bir tarafından doluyor,
    Bu saatlerde Süleymâniye târih oluyor.

    Ordu-milletlerin en çok döğüşen, en sarpı
    Adamış sevdiği Allah'ına bir böyle yapı.
    En güzel mâbedi olsun diye en son dînin
    Budur öz şekli hayâl ettiği mîmârînin.
    Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,
    Seçmiş İstanbul'un ufkunda bu kudsî tepeyi;
    Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,
    Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.
    Hür ve engin vatanın hem gece, hem gündüzüne,
    Uhrevî bir kapı açmış buradan gökyüzüne,
    Taa ki geçsin ezelî rahmete ruh orduları..
    Bir neferdir, bu zafer mâbedinin mîmârı.

    Ulu mâbed! Seni ancak bu sabah anlıyorum;
    Ben de bir vârisin olmakla bugün mağrûrum;
    Bir zaman hendeseden âbide zannettimdi;
    Kubben altında bu cumhûra bakarken şimdi,
    Senelerden beri rüyâda görüp özlediğim
    Cedlerin mağfiret iklîmine girmiş gibiyim.
    Dili bir, gönlü bir, îmânî bir insan yığını
    Görüyor varlığının bir yere toplandığını;
    Büyük Allah'ı anarken bir ağızdan herkes
    Nice bin dalgalı Tekbîr oluyor tek bir ses;
    Yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi,
    Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi!

    Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
    Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbîr'i
    Ne kadar saf idi sîmâsı bu mü'min neferin!
    Kimdi? Bânisi mi, mîmârı mı ulvî eserin?
    Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
    Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu,

    Yüzü dünyâda yiğit yüzlerinin en güzeli,
    Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli;
    Hem büyük yurdu kuran hem koruyan kudretimiz
    Her zaman varlığımız, hem kanımız hem etimiz;
    Vatanın hem yaşayan vârisi hem sâhibi o,
    Görünür halka bu günlerde teselli gibi o,
    Hem bu toprakta bugün, bizde kalan her yerde,
    Hem de çoktan beri kaybettiğimiz yerlerde.

    Karşı dağlarda tutuşmuş gibi gül bahçeleri,
    Koyu bir kırmızılık gökten ayırmakta yeri.
    Gökte top sesleri var, belli, derinden derine;
    Belki yüzlerce şehir sesleniyor birbirine.
    Çok yakından mı bu sesler, çok uzaklardan mı?
    Üsküdar'dan mı? Hisar'dan mı? Kavaklar'dan mı?

    Bursa'dan, Konya'dan, İzmir'den, uzaktan uzağa,
    Çarpıyor birbiri ardınca o dağdan bu dağa;
    Şimdi her merhaleden, taa Bâyezîd'den, Van'dan,
    Aynı top sesleri birbir geliyor her yandan.
    Ne kadar duygulu, engin ve mübârek bu seher!
    Kadın erkek ve çocuk, gönlü dolanlar, yer yer,
    Dinliyor hepsi büyük hâtırâlar rüzgârını,
    Çaldıran topları ardınca Mohaç toplarını.

    Gökte top sesleri, bir bir, nerelerden geliyor?
    Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor:
    Kosova'dan, Niğbolu'dan, Varna'dan, İstanbul'dan..
    Anıyor her biri bir vak'ayı heybetle bu an;
    Belgrad'dan mı? Budin, Eğri ve Uyvar'dan mı?
    Son hudutlarda yücelmiş sıra dağlardan mı?

    Deniz ufkunda bu top sesleri nerden geliyor?
    Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!..
    Adalar'dan mı? Tunus'dan mı Cezayir'den mi?
    Hür ufuklarda donanmış iki yüz pâre gemi
    Yeni doğmus aya baktıkları yerden geliyor;
    O mübârek gemiler hangi seherden geliyor?

    Ulu mâbedde karıştım vatanın birliğine.
    Çok şükür Allaha, gördüm, bu saatlerde yine
    Yaşayanlarla beraber bulunan ervâhı.
    Doludur gönlüm ışıklarla bu bayram sabahı.

    Bayramın hayırlar getirmesi niyazıyla… Şimdiden bayramınız bayram ola efendim.

    Saygıyla…

    M. Şakir ÖZMAZI

  2. #2
    V-I-P Array
    Üyelik tarihi
    12.09.2009
    Mesajlar
    2.300
    Tecrübe Puanı
    60

    Standart

    çok çok güzel anlatmışınız teşekkür ederim paylaşım için. elinize sağlık..

    İnsanLar PapatyaLarın Peşinde Koşarken,
    EzdikLeri Kır ÇiÇekLerinin Farkına ßiLe Varmazlar....


 

Benzer Konular

  1. Hergün bayram
    By ''ARAZ'' in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 08.02.2009, 19:58
  2. (İŞTE BİZİM BAYRAM ANLAYIŞIMIZ)
    By acitatli in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.01.2008, 18:12
  3. Bayram Mesajları
    By emrerojava in forum ESKİ SEVGİLİYE MESAJLAR
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 30.12.2006, 18:13
  4. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.10.2006, 13:22
  5. Niçin İbadet Ediyoruz arkadaslar sizce_?
    By Cem_dalga in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 23.10.2006, 13:19

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •