Engin denizlerin ortasında kalmış, dalgalarla boğuşan bir kazazede gibi ufku arıyor gözlerim. Seni düşündükçe biraz daha ufka yaklaştığımı hissediyorum. Kara gözüktü sevinciyle daha fazla artıyor direncim, daha hızlı yol almak için daha büyük ve kuvvetli atıyorum kulaçlarımı. Islandığım soğuk sulardan bir an önce kurtulmak, karaya ayak basmak, gökyüzünde ışıldayan güneşin sıcaklığında ısınmak için.
Bir direnç gösterisi oluyor hayatın içinde her olumsuzluğa rağmen duruşlarım. İşlerin yoğunluğu altında ezilmek üzereyken hak edip kazandığım paralarla yaşayacak olduğum güzellikleri korunak yapıyorum kendime. Gidemediğim, gösterimini kaçırdığım filmlerin, oyunların, arkadaşlarımla gezip tozamadığım, eğlenemediğim zamanların hüznüne koştururken bir yandan, birkaç satır okurken, yazarken keşfettiğim mutluluğun hazzıyla yudumlayıp özümsüyorum zamanları. Özlem sahne aldığında küçük hayat sahnemde başrol oyuncusunu değiştiriyorum hemen; oyunu sahnelemesini istediğim birlikte yaşayabilecek olduğumuz güzel anları düşlemeye başlıyorum. Ve perde diyorum özlemlere inat her sabah güne başlarken aynadaki ışıl ışıl ışıldayan yüzümle.
Aklıma düşüyor oysa uzaklıklar, mesafeler; her açıdan. İçimde parıldayan güneşin üzerine doğru yürüyor dokunamamanın vermiş olduğu eziklikle el ele tutuşup görememek, konuşamamak. Koca bir karaltı olup aydınlığı karanlığa çevirmek için can atıyor, nefes alıyor umutsuzluk. An geliyor öyle bir nefes çekişi oluyor, boğazındaki hırıltı güneşin sıcaklığını unutturup bir yandan diğer yana savuran keskin, sert ve amaçsız rüzgarların sesi olup soğukluğunu hissettiriyor. Titrek, ürkek bir halde adım atarken, attığım her adımda önce bastığım zemini yokluyor, batmamak, kalmamak için dua ediyorum. İçimi kasıp kavuran fırtınalara inat küçükte olsa bir ateş yakıyorum sevda, aşk, umut adında. Dünyamın üzerine düşen karanlıklara inat, ışık saçıp aydınlık tutmaya çalışıyorum günümü.
Düşlüyorum bazen masa başında kendimi, elimde sigara, yüzümde buruk bir mutluluk ve içimde tarifi imkansız bir sevinç. Heyecanım akreple yelkovan koşturdukça artarken, endişeye mahal vermeden rüzgarda savrulup kaybolan sigara dumanlarını anımsıyorum, ve heyecana, umuda aydınlık bir düş bırakmaya çalışıyorum. Yeni yeşermeye başlamış bir yaprağın canlılığında, bir bebeğin sahip olduğu tenin pürüzsüzlüğünde ve sıcaktan eriyen bir kar tanesinin yumuşaklığında bir tende can bulacağım diyorum az sonra. Ve az sonra gözlerine bakıp okuyacağım diyorum koca bir kitabı çok kısa bir zamanda. Anları, dakikaları, saatleri, günleri, haftaları, ayları hatta yılları bir seferde sindireceğim içime. Ezberleyeceğim, tekrar tekrar okudukça hatırlayacağım bir hayatı.
Sıyrılıp düşlerin tatlı dokunuşlarından açtığımda gözlerimi, gerçek zamanla yüz yüze buluyorum kendimi. Soru işaretlerine asılmış, birinden bir diğerine uzanıp tutunarak yürüyor gibi oluyorum hayatın içinde. Olmak zorunda mı soru işaretleri? Kalkmalı mı? Hayat soru işaretlerine asılı mı devam etmeli? Ya da bir nokta koymalı mı günün birinde bir soru işaretinin karşılığı olan bir hayata? Hep bu değil mi aslında peşinden sürüklenilen? Noktalama işaretlerinin kurbanı mı yoksa her hayat? Bu cümlenin peşinden net ve öz bir kaç kelimeyi sıralayıp sonuna nokta koymayı ne kadar da isterdim oysa. Bilememenin soru işaretleri arasında bir güne daha nokta koyabiliyorum ancak. Her gün hayatın onca içinde, onca derininde bulunup neticelenmeyi bekleyen düşüncelerin arasında en net olanı üç harfle yazabilirim buraya sadece. Ya da istersen kulağına fısıldayabilirim.
Saklamıyorum artık ne güne ne geceye. Özgür bırakıyorum içimdeki azgın suları; nasıl olsa yatağını bulur ve akacağı gölete ya da denize doğru akar, akar, akar... Ve doldurur nasıl olsa bir gün o göleti. An gelir kurşuni renge bürünüp doğaya kızgınlığını renk ve gürültülü bir şekilde çıkaran gökyüzünden dökülen yağmur tanelerini de katar içine. Azgınlaşır o yağmurlarla bulanıklaşır, kıyısındaki toprakların bir kısmını da katar önüne. An gelir öyle saf, öyle duru ve öyle sakin akar ki baktığında derinliği, gözüken dibi alır götürür seni eşi bulunmaz güzelliklere. Ve kaçınılmaz sonda ya gün gelir kuraklığa feda olur, ya da yaşamanın son anına kadar göletin azmış susuzluğuna derman olur.
Bitmeyecek kelimeler gibi gelir ardına bakıp ta nasıl geçtiğini anlamadığın günler. Boynu bükük bir yaşam heveslisi olmaktansa başı dik, hayatın doyumuna varmış, tüm duyguların tadına bakmış ve yaşayamadıklarını ahlar vahlarla hatırlamayan biri olmalı hayatta. Ve anların tadı doyasıya çıkmalı. Hayata, sevgiliye duyulan sevdayı boyamalı kalbe... Kazımalı hiç unutulmamacasına. Silinmiş, tüketilmiş ve kaybedilmiş olsa da hangi hayat, can unutulur ki? Hele bir de isteyerek adanmışsa...
Ne anlatmak istedim ya da ne yazdım..? Kelimeler dizili verdi işte. Tutmak istemedim. Bir anlam içeriyor mu, ya da amaçsızca karalanmış satırlar mı bilmem, göreceğiz.
İnsanı hayata tutunduran umutlarıdır, gerçekleştirebileceği hayallerinin peşinden koşmaktır diye söylemiştim sanırım daha önce. Kısmet, nasip. Bulunduğun şehrin tadı daha bir başka olacaktır karşılıklı anlatıp kahveleri yudumlarken. Ya da senin de o küçük şehirde olduğunu bilerek ve her an karşı karşıya gelebilme düşüncesiyle heyecanla atılacak titrek adımlarla. Eh gerçekleşebilecek bir hayal diyorum.
Hayatın, sorumlulukların yorduğu seni bir de bu satırlar yoracak mı acaba?) Umarım fazla yormam seni. Nedense ben böyle yazdıkça daha bir dinç ve güçlü hissediyorum kendimi. Bazen yüz yüze baktığında söyleyemeyeceklerini söylemeye cesaret buluyor insan önündeki bembeyaz sayfayı görünce. Ve bir ad yazmak istiyor en başına sayfanın. Bir kelime senden, bir kelime benden doldurup o satırları altına beraber imza atmak istiyor.
İnsanoğlunun mayasında var istemek. Azla yetinmeyi bilmeyen insanoğlunun...
Sağlıcakla... Mutlu kal...


LinkBack URL
About LinkBacks
) Umarım fazla yormam seni. Nedense ben böyle yazdıkça daha bir dinç ve güçlü hissediyorum kendimi. Bazen yüz yüze baktığında söyleyemeyeceklerini söylemeye cesaret buluyor insan önündeki bembeyaz sayfayı görünce. Ve bir ad yazmak istiyor en başına sayfanın. Bir kelime senden, bir kelime benden doldurup o satırları altına beraber imza atmak istiyor. 



Alıntı
