1 sonuçtan 1 ile 1 arası

Threaded View

  1. #1
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    27.11.2008
    Mesajlar
    2.468
    Tecrübe Puanı
    71

    Standart Çeçenya'ya Ağıt

    Çeçenya'ya ağıt

    Öncesi...

    (Magamed, Çeçenyalı bir baba idi)

    "-Evim, kırmızı tuğladan çevirme,
    ve bahçem hep rengarenk oldu.

    Kapım dostça gelene açık, gönlüm gibi.
    Ben bu sisli ve dumanlı yurdun tamamlayıcısı,
    Burada hayat bulanı, burada kök salanı, buranın
    malı...

    Evim kırmızı tuğladan çevirme,
    İçi hep sımsıcak, senin ve başkalarının yuvası gibi."
    (Leça, bir Çeçen genci idi)

    "-Ben acımı sağaltmayı bilirim

    Ben elimdekini bölüşmeyi,
    Yüreğimdekini üleşmeyi

    Dağlardan aşan yolları bildiğim gibi bilirim.
    Ben dünyası bu dağlardan ibaret küçük bir halkın,
    Bir avuç yüce gönüllü adem oğlunun çocuğuyum."


    (Madina, bir Çeçen nine idi)

    "- koca dünyanın kaç köşesinde parçam var
    kaç köşesinde yüreğimden kopardığım
    bağrımdan söküp alınmış
    izlerini kaybettiğim çocuklarım.

    Ama güneşe gülümsemeyi ben bilirim,
    Yağmurda ıslanmayı, karda üşümeyi."
    . . .


    (Onlar Çeçenler idi)

    "-Memleketim,
    Nuh'tan beri yurdum,
    Dost selamı, özgürlük şarkısı, garmon sesi...
    Şen misafir sofraları, duanın ve imanın yurdu.
    Memleketim, hak ettiğim, sevdiğim, döndüğüm...
    Gök gözlü kızların, ak tenli anaların ve kanın yurdu.
    . . .

    Şimdi
    (Aylık bir siyasi dergiden Çeçenya manzarası)

    Havada boğucu bir sis ve dışarıda dondurucu rüzgar,
    Gökyüzü hep dumanlı, renkler hep mat orada.
    Her şey gri, her şey siyah.
    Her şey ortada.
    En kuytu yerinden vurulmuş kanamakta
    Sahipsiz taşlar gibi kimsesiz kullar,
    Görülmedik kabuslar ve hafakanlar.
    Duyulmadık aşağılamalar ve baş aşağı düşüş.
    Duymasa da kimse, duyumsamasa da...

    ........

    ( Bir gazetecinin objektifine yansıyan görüntü)

    Şimdi elindeki son mumum son aydınlığında,
    Yüzünü son kere göreceğim ve kararacak sığınak.
    Küçük çocuğum, yorgun anam ve yaralı kardeşim.
    Sığınaklar kırmızı tuğladan evimiz gibi değil.
    Ellerim öyle soğuk, yüreğim öyle halsiz ki.
    Halim terk edilmiş şehirler gibi.
    Şenliksiz, sessiz ve bitkin.
    Dışarıda bomba sesi, çığlıklar, naralar...




    ........

    (Başkent Grozni'de kimsesiz kalmış bir yaşlı...)

    yaratıldığından beri dağlar ve insanlar,
    hiç bu kadar utanmadı dağ ve insan olduğuna.
    Tanıdık değil bu hal insanlığın en ince yaşandığı
    Sisli ve dumanlı ve kayalık ve karlı doruklara.
    Ben yaşamda yer etmeyi ve soluk almayı
    Ben kara olan her şeyi beyaza boyamayı,
    Ben çocuklarım için ümitlenmeyi, sevdiklerime
    sarılmayı
    Ve güzelliklerle hatırlanmayı
    Öyle özlemişim ki...

    (Bir gazetenin sekizinci sayfasında katliam görüntüleri)

    ölüm hiç bu kadar korkunç olmadı
    ve ölüm meleği hiç bu kadar yorulmadı
    ve hiçbir ölüm bu kadar sessiz,
    bu kadar fark edilmez ve umursanmaz olmadı.
    Çiçek yapraklarına çiğ düşer gibi,
    Toprağa kar düşer gibi,
    Yiğitlerimiz, yaşlılarımız bebeklerimiz toprağa düştü.


    (Ajans Kafkas'ta haber... Çeçen analardan protesto)

    bombalar dövüyor şehir yıkıntılarını
    şimdi sus pus oldu dağlar nicedir
    nicedir analar yollarda
    nicedir beklenen oğullardan ümit kesildi.
    Şimdi tel örgüyle çevrili kamplara doluştuk
    Nicedir sesimiz rüzgara karışıyor,
    Çağrımız suya yazılıyor
    Nicedir...



    (Çeçenya'ya gazeteciler sokulmuyor)

    şimdi yıkıntılar var kalabalık şehirlerin yerinde
    şimdi parçalanmış vücutlar ve gururu kırılmış kadınlar
    var
    şimdi dağılmış aileler, kaybolmuş insanlar var
    şimdi kemikler var kimliği teşhis edilemeyen
    şimdi kan var
    şimdi göz yaşı var.
    şimdi insaf yok, insanlık onuru yok
    şimdi...
    karanlık her taraf.


    (Mashadov'dan açıklama; SA-VA-ŞA-CA-ĞIZ!)

    sen gururu ve onuru hiçbir zaman bir kenara bırakma
    yaşam o kadar kısa ki...

    sen yıkıntılar içinde, toz dumanda, soğukta ve sıcakta
    sen bomba sesleri, kurşun vızıltıları ve çığlıklar
    arasında

    yangında ve yanılsamada,
    insanlığa son kez özgürlüğün bedelini hatırlat.


    ........

    (Timur Mutsurayev'in gitarıyla seslenişi...)

    Anne! Öldüğümü görürsen
    Evimizin bahçesine göm beni.
    Anne! Eğer cesedim sana ulaşırsa
    Onurlu savaşta teslim olmadığımı söyle
    Tanıdıklarıma, çocuklara ve silah arkadaşlarıma.
    Anne! Öldüğümü duyarsan,
    Cesedimden bir parçayı olsun sana getirsinler.
    Evimizin bahçesine göm onu.
    Ve sakın anne,
    Sakın benim için ağlama...

    ........

    (Tanrıdan sonra en kutsal olan insandı)

    Dost olmayı onlardan öğrenmeliydi dünya,
    güzel günü paylaşmayı, kötü günü sırtlanmayı,
    şiir gibi yaşamayı ve bir gün destan olmayı
    güzelliği, zarafeti, cesareti, nezaketi...
    usanç veriyor artık yiğitliği ispatlamak
    ama yaşam utanç vermiyor.

    ........

    Sonrası

    Asra yemin olsun ki insan oğlu hep hüsrandadır.
    yemin olsun ki insanlık pişman olacaktır
    ki bu asır insanlığın en utandığı çağ olacaktır.
    Nerede üzerine insan haklarını karaladığınız kağıt
    parçaları
    Nerede haddi aşana vereceğiniz ceza
    Ve nerede kanunsuzların koyduğu kanunlar
    Çocuklarınız nerede, kadınlarınız neden susuyor
    Nerede cımbızınız ve aynanız
    Nerede tankların önüne geçecek onurlu insanlarınız
    Çevrecileriniz, savaş karşıtlarınız, hümanistleriniz
    Ve insan dostlarımız.

    . . .

    Savaşın bilançosu bir küçük kağıtta artık.
    Üç yüz bin can deyiveriyoruz bir çırpıda
    Üç yüz bin canın bir tanesini bile
    Dünyaya duyurmaya güç yetiremiyoruz.


    . . .

    Dağlar sisli, hava hep dumanlı orada
    dağlar sisli,
    hava dumanlı...

    Hulusi Üstün


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •