AĞLAYAN BULUTLAR
Bulutlara sordum seni.Yüzleri gölgelendi. Birdenbire gözyaşlarını
dökmeye
başladılar.Toprakla buluşan her damla sendeki bahar kokusunu yaydı, her
yana. Sevda selleri, özlem gölleri oluştu.Yine nerede olduğunu
söylemediler.
Rüzgarlara sordum seni. Rüzgarın sakin, tatlı fısıltısı çığlığa
dönüştü.Çıldıran rüzgar dünyaya kuşbakışı bakarak, her yerde seni
aramaya
başladı.Hem kendini, hem geçtiği yerleri yıktı ama boşuna.Sevda
rüzgarlarının gönül bahçelerimde yaptığı yıkıma ulaşamadı.
Irmaklara sordum seni. Sularının her damlasıyla tek tek konuştum. ''O
bizden
saf. O bizden tatlı. Sen söyle. Nerede o sevda kumaşından örülmüş, ipek
kanatlı melek?'' dediler.
Ormanlara sordum seni.Bütün ağaçların yaprakları çırpınmaya
başladılar.Çamlar başlarını önlerine eğdi. Selvilerin uçları yerlere
değdi.Akasyalar çiçeklerini döktü. Sonsuz hüzünlere büründü, orman.
Sonra da
silkindi, hepsi de yapraklarını yerlere serdiler. Gelirsen, yapraktan
halılar üzerinde yürüyesin diye. Pınarların gözlerinden saf, berrak
gözyaşları akmaya başladı. Akan sular ormana senin adını yazdılar.
Anladım
ki, onlar seni görmemiş. Senin özleminle ağlamaktalar.
Parklarda, bahçelerde açmış güllere sordum, adını. Hepsi de utançtan
kızararak, başlarını yavaşça önlerine eğdiler. Sonra da, ''Biz bütün
güzelliğimizi ondan çalmıştık...'' dediler.
Bahtıma sordum, seni. Kurşuni rengi büsbütün karardı. bana sonbahar
yellerinin estiği gönül bahçelerimi gösterdi. Sonra da ekledi. ''Artık
bu
solan bahçede bülbüllere yer yok...''
Çünkü, senin aradığın o nazlı dilber yok...
Anladım.
Sen benden saklanıyor, yaralı gönlümün, kanayan kalbimin derdine çare
olmuyorsun. Ben her zaman seni aramaktayım.Sen de birgün beni aramıyor,
sormuyorsun. Bilmelisin ki, özlemin çekilmez bir acı.
''Ayrılık ateşten bir ok...''
Kara sevda ateşten gömlek. Onu ancak giyen bilir. Seni seven, seni
bekleyen
bilir.
Özlemin bitirdi beni.
Ne zaman geleceksin?
Söyle.
Neredesin sen?


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
