2. sayfa - 3 sayfa var BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
22 sonuçtan 11 ile 20 arası
  1. #11
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart



    ALLAH'A İMAN

    Hz. Süheyb radıyallahu anh anlatıyor:
    "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
    "Sizden öncekiler arasında bir kral vardı. Onun bir de sihirbazı vardı.
    Sihirbaz yaşlanınca Kral'a:
    "Ben artık yaşlandım. Bana bir oğlan çocuğu gönder de sihir yapmayı öğreteyim!" dedi.
    Kral da öğretmesi için ona bir oğlan gönderdi.
    Oğlanın geçtiği yolda bir râhip yaşıyordu. (Bir gün giderken) rahibe uğrayıp onu dinledi, konuşması hoşuna gitti.
    Artık sihirbaza gittikçe, râhibe uğruyor, yanında (bir müddet) oturup onu dinliyordu.
    (Bir gün) delikanlıyı sihirbaz, yanına gelince dövdü.
    Oğlan da durumu râhibe şikayet etti.
    Rahip ona: "Eğer sihirbazdan (dövecek diye) korkarsan: "Ailem beni oyaladı!" de;
    ailenden korkacak olursan, "beni sihirbaz oyaladı" de!" diye tenbihte bulundu.
    O bu halde (devam eder) iken, insanlara mani olmuş bulunan büyük bir canavara rastladı.
    (Kendi kendine) "Bugün bileceğim; sihirbaz mı efdal (üstün), rahip mi efdal!" diye mırıldandı.
    Bir taş aldı ve:
    "Allahım! Eğer râhibin işi, sana sihirbazın işinden daha sevimli ise, şu hayvanı öldür de insanlar geçsinler!" deyip,
    taşı fırlattı ve hayvanı öldürdü.
    İnsanlar yollarına devam ettiler.
    Delikanlı râhibe gelip durumu anlattı.
    Rahib ona: "Evet! Bugün sen benden efdalsin (üstünsün)!
    Görüyorum ki, yüce bir mertdebedesin. Sen imtihan geçireceksin. İmtihana maruz kalınca sakın benden haber verme!" dedi.
    Oğlan anadan doğma körleri ve alaca hastalığına yakalananları tedavi eder,
    insanları başkaca hastalıklardan da kurtarırdı.
    Onu kralın gözleri kör olan arkadaşı işitti.
    Birçok hediyeler alarak yanına geldi ve: "Eğer beni tedavi edersen, şunların hepsi senindir" dedi.
    O da: "Ben kimseyi tedavi etmem, tedavi eden Allah'tır. Eğer Allah'a iman edersen, sana şifa vermesi için dua edeceğim. O da şifa verecek!" dedi.
    Adam derhal iman etti, Allah da ona şifa verdi.
    Adam bundan sonra kralın yanına geldi.
    Eskiden olduğu gibi yine yanına oturdu.
    Kral: "Gözünü sana kim iade etti?" diye sordu.
    "Rabbim!" dedi.
    Kral: "Senin benden başka bir Rabbin mi var?" dedi.
    Adam: "Benim de senin de Rabbimiz Allah'tır!" cevabını verdi.
    Kral onu yakalatıp işkence ettirdi.
    O kadar ki, (gözünü tedavi eden ve Allah'a iman etmesini sağlayan) oğlanın yerini de gösterdi.
    Oğlan da oraya getirildi.
    Kral ona: "Ey oğul! Senin sihrin körlerin gözünü açacak, alaca hastalığını tedavi edecek bir dereceye ulaşmış, neler neler yapıyormuşsun!" dedi.
    Oğlan: "Ben kimseyi tedavi etmiyorum, şifayı veren Allah'tır!" dedi.
    Kral onu da tevkif ettirip işkence etmeye başladı.
    O kadar ki, o da râhibin yerini haber verdi.
    Bunun üzerine râhip getirildi.
    Ona: "Dininden dön!" denildi.
    O bunda direndi. Hemen bir testere getirildi. Başının ortasına konuldu.
    Ortadan ikiye bölündü ve iki parçası yere düştü.
    Sonra oğlan getirildi.
    Ona da: "Dininden dön!" denildi. O da imtina etti.
    Kral onu da adamlarından bazılarına teslim etti.
    "Onu falan dağa götürün, tepesine kadar çıkarın. Zirveye ulaştığınız zaman (tekrar dininden dönmesini talep edin); dönerse ne âla, aksi takdirde dağdan aşağı atın!" dedi.
    Gittiler onu dağa çıkardılar.
    Oğlan: "Allah’ım, bunlara karşı, dilediğin şekilde bana kifayet et!" dedi.
    Bunun üzerine dağ onları salladı ve hepsi de düştüler.
    Oğlan yürüyerek kralın yanına geldi.
    Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" dedi.
    "Allah, onlara karşı bana kifayet etti" cevabını verdi.
    Kral onu adamlarından bazılarına teslim etti ve:
    "Bunu bir gemiye götürün. denizin ortasına kadar gidin. Dininden dönerse ne âla, değilse onu denize atın!" dedi.
    Söylendiği şekilde adamları onu götürdü.
    Oğlan orada: "Allah’ım, dilediğin şekilde bunlara karşı bana kifayet et!" diye dua etti.
    Derhal gemileri alabora olarak boğuldular.
    Çocuk yine yürüyerek hükümdara geldi.
    Kral: "Arkadaşlarıma ne oldu?" diye sordu.
    Oğlan. "Allah onlara karşı bana kifayet etti" dedi.
    Sonra Kral'a: "benim emrettiğimi yapmadıkça sen beni öldüremeyeceksin!" dedi.
    Kral: "O nedir?" diye sordu.
    Oğlan: "İnsanları geniş bir düzlükte toplarsın, beni bir kütüğe asarsın, sadağımdan bir ok alırsın. Sonra oku, yayın ortasına yerleştir ve:
    "Oğlanın Rabbinin adıyla" dersin.
    Sonra oku bana atarsın. İşte eğer bunu yaparsan beni öldürürsün!" dedi.
    Hükümdar, hemen halkı bir düzlükte topladı. Oğlanı bir kütüğe astı. Sadağından bir ok aldı. Oku yayının ortasına yerleştirdi.
    Sonra: "Oğlanın Rabbinin adıyla!" dedi ve oku fırlattı.
    Ok çocuğun şakağına isabet etti. Çocuk elini şakağına okun isabet ettiği yere koydu ve Allah'ın rahmetine kavuşup öldü.
    Halk: "Oğlanın Rabbine iman ettik!" dediler.
    Halk bu sözü üç kere tekrar etti.
    Sonra krala gelindi ve: "Ne emredersiniz? Vallahi korktuğunuz başınıza geldi. Halk oğlannın Rabbine iman etti!" denildi.
    Kral hemen yolların başlarına hendekler kazılmasını emretti. Derhal hendekler kazıldı. İçlerinde ateşler yakıldı.
    Kral: "Kim dininden dönmezse onu bunlara atın!" diye emir verdi. Yahut hükümdara "sen at!" diye emir verildi.
    İstenen derhal yerine getirildi. Bir ara, beraberinde çocuğu olan bir kadın getirildi.
    Kadın oraya düşmekten çekinmişti,
    çocuğu: "Anneciğim sabret. zira sen hak üzeresin!" dedi."


  2. #12
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    KABİR AZABINA İKİ SEBEP



    İbni Abbas radıyallahu anh'ın şöyle anlattığı rivayet edildi: Peygamber aleyhisselâm iki kabre rastladı ve şöyle buyurdu: Bu kabirlerdeki iki kişi insanlarca mühimsenmeyen bir suçtan azap görüyorlar. Biri bevlettikten sonra korunmadığı ve dikkatsiz davranıp, pislikten kaçınmadığı için; diğeri de koğuculıık yaparken, insanların arasını bozduğu için azap görüyor. Sonra Peygamber aleyhisselâm yaş bir dal alarak ikiye ayırdı ve birer parçasını bu kabirlere dikti. (Etrafında bulunanlar):

    — Ey Allah'ın Resulü, bunu neye böyle yaptın? diye sordular. Peygamber aleyhisselâm da:

    — Yaş kaldıkları müddetçe azaplarının azaltılacağını ümid ettiğim için böyle yaptım, buyurdu.


    (Buharı, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)

  3. #13
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    NİYET - İHLAS VE MEZİYETLERİ



    İbni Ömer radıyallahü anh'ten rivayet edilir:

    Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurdu:

    Üç kişi yolda giderken yağmura tutulup, dağın bir mağarasına sığındılar. Arkasından da sığındıkları mağaranın önüne dağın üzerinden bir kaya düşüverdi ve mağarayı kapattı. Bunun üzerine biribiriyle şöyle konuştular:

    Allah için işlediğiniz bir iş varsa, hatırlayın ve onu vesile ederek Allah'a dua edin, belki sizi bu belâdan kurtarır.

    Aralarından biri:

    — Ey Rabbim! Benim pek yaşlı annem-babam vardı ve bir de küçücük çocuklarım. Onlara ben bakarım. Otlaktan koyunlarımla döndüğümde, koyunları sağar ve yavrularımdan önce anne - babama süt içirir, onları beslerdim. Bir gün geç kaldım, karanlık bastıktan sonra ancak gelebildim ve anne-babamı uyumuş olarak buldum. Yine her zamanki gibi, koyunlarımı sağdım ve çocuklarım açlıktan bağrıştıkları halde, anne - babamdan önce onları beslemeyi, onlara süt içirmeyi münasip bulmadım. Anne-babamı da uyandırmaya kıyamadığım için, sabaha kadar başları ucunda, onları beslemeye hazır vaziyette ayakta bekledim. Eğer bu amelim indinde kabul olunup rızanı kazanmışsa, göğü görecek kadar olsun, önümüzü açıver, Ey Allah'ım, dedi. Allahü Teâlâ da kayayı biraz kaldırmak suretiyle bir miktar açtı ve gökyüzünü gördüler.

    İkincisi: Ey Allah'ım! Bir amcam kızı vardı. Onu, bir erkek, kadını nasıl severse öyle aşırı bir sevgi ile seviyordum. Bir gün kendisi ile cinsî münasebette bulunmayı arzu ettim. Kanmadı; yüz dinar getirmedikçe olmaz, dedi. Bu parayı biriktirinceye kadar çalıştım ve gayrî meşru münasebette bulunmak üzere tam önüne geçtiğim sırada, amcam kızı: Ey Allah'ın kulu Allah'tan kork ve ancak Allah'ın hakkı olan şer'î nikah ile mühürü aç, dedi. Bunun üzerine derhal vazgeçip kalktım. Eğer bunu senin rızan için yaptığımı kabul ediyorsan,kapıyı biraz daha aç, dedi. Allahü Teâlâ da kapıyı biraz daha açtı.

    Üçüncüsü ise şöyle dedi: Ey Rabbim, ben bir arak (ölçek adı) pirinç karşılığında birini ücretli olarak çalıştırıyordum, işini bitirdiğinde hakkımı ver, dedi. Verdim. Almak istemedi, gitti. Ben de o pirinci ekmeye devam ettim ve ondan elde ettiğim kazanç sonunda çobanları ile birlikte bir inek sürüsü temin edinceye kadar eke durdum. Alacaklı günün birinde geliverdi ve:

    — Allah'tan kork! dedi. Ben de kendisine:

    — Çobanları ile birlikte duran şu ineklerin yanına git ve onları al, dedim.

    — Allah'tan kork! Ve benimle alay etme! dedi.

    — Alay etmiyorum, onlar senin, onları al! dedim. Ve aldı. Ey Allah'ım, eğer bunu senin rızan için yaptığımı kabul ediyorsan, kalan kısmı da aç! diye dua etti. Allahü Teâlâ da açtı.

    Bir rivayette: Bunun üzerine çıktılar ve yollarına devam ettiler.


    (Buharı, Müslim, Neseî)

  4. #14
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    TEYEMMÜMÜN MEŞRUYETİ


    Hazreti Aişe radıyallahü anhâ anlatıyor:

    Resûlüllah aleyhisselâmın seferlerinin birinde kendisi ile beraber yola çıktık. Mekke'ye yakın

    bir yer olan Beydâ, yahut Mekke ile Medine arasında bir yer olan Zât ile Ceyş'de bulunduğumuz sırada gerdanlığım kaybolmuştu. Gerdanlığımı arayıp bulmak için Allah'ın Resulü ile beraber diğer insanlar da burada durdular. Bu mahalde su olmadığı gibi, halkın da yanında su bulunmuyordu. Bu durum üzerine insanlardan bir kısmı Ebû Bekir radıyallahü anh'e gelerek:

    Aişe ne yaptı, görmüyor musun? Peygamber aleyhisselâm ile beraberindeki insanlar da, yanlarında su bulunmadığı halde, su olmayan bir yerde durdurttu, dediler. Bunun üzerine Allah'ın Resulünün başı dizlerimde olarak uyurken Ebû Bekir radıyallahü anh geldi ve:

    Peygamber aleyhisselâm ile yanlarında su bulunmayan insanları da susuz bir yerde hapsettin, dedi ve dilediğini söyleyerek beni azarladı; yumruğunu sıkarak arkama vurmaya başladı. Resûlüllah aleyhisselâmın dizimde uyuması sebebiyle yumrukları yiyor, fakat yerimden kımıldayamıyordum. Bu vaziyette Allah'ın Resulü susuz olarak sabaha kadar uyudu. Bu hadise üzerine Allahü Teâlâ «Su bulamazsanız temiz toprak ile teyemmüm ediniz» mealindeki âyeti kerimeyi indirdi. Peygamberin rakiplerinden biri olan Üseyd bin el Hudeyr:

    Ey Ebû Bekir ailesi! Bu, sizin bereketinizle olanların ilki değildir, dedi.

    Âişe radıyallahü anhâ devam ederek:

    Bunun üzerine, üzerinde bulunduğum deveyi kaldırdık ve altında kalmış bulunan gerdanlığı bulduk, dedi.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Neseî)

  5. #15
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    ÜMMETİ MUHAMMED'İN AFFI



    Amir bin Sa'd radıyallahü anh babasından naklen anlatıyor:

    Peygamber aleyhisselâm ile beraber Medine'ye gitmek üzere Mekke'den yola çıktık ve Azverâ isimli mıntıkaya yaklaştığımızda, Nebiy aleyhisselâm indi ve ellerini kaldırıp bir müddet Allah'a dua ettikten sonra yere kapanıp secde etti. Secdede uzun bir süre durdu, yine ellerini kaldırıp bir müddet Allah'a duada bulunduktan sonra yere kapanarak secdeye vardı; yine Uzun bir süre durduktan sonra tekrar ellerini kaldırarak, bir süre daha Allah'a dua etti ve sonra yere kapanarak secde etti. Bundan sonra da şöyle buyurdu:

    Muhakkak ben Rabbime yalvarıp ümmetim için şefaat ettim de Rabbim ümmetimin üçte birinin günahlarını affetti; bunun üzerine, şükürde bulunmak için secdeye kapandım. Sonra başımı kaldırarak ümmetim için Rabbime yalvardım da yine üçte birinin daha günahlarını bağışladı; bunun üzerine, şükretmek için secdeye vardım. Sonra başımı kaldırdım, ümmetim için Rabbime yalvardım da, ümmetimin son üçte birinin de günahlarını bağışladı ve Rabbime secde etmek için yere kapandım.


    (Ebû Davud)

  6. #16
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    NAMAZDAN SONRA ZİKRİN FAZÎLETİ



    Ebû Hüreyre radıyallahü anh'ten rivayet edilerek anlatılıyor:

    Muhacirlerin fakirleri Resulüllah aleyhisselâma gelip dediler ki:

    «Servet sahibi Müslümanlar derece ve nimetler bakımından bizi geçtiler...» Resulüllah aleyhisselâm da «ne hususta» diye buyurunca; muhacir fakirler:

    «Biz namaz kılıyoruz, onlar da kılıyorlar; biz oruç tutuyoruz, onlar da tutuyorlar; fakat onlar sadaka verdikleri halde biz veremiyoruz; onlar köle azad ediyorlar, biz edemiyoruz.» dediler.

    Bunun üzerine Peygamber aleyhisselâm:

    «Size, sizden ilerde bulunanlara yetişebileceğiniz, sizden, geride, sizden aşağıda olanları geçebileceğiniz ve sizin yaptığınız gibi yapanlar müstesna, sizden başka kimsenin daha faziletli olamıyacağı bir şey öğreteyim mi?» buyurdu.

    Muhacirlerin fakirleri: _

    «Evet, Öğret, ey Allah'ın Resulü» diye cevap verdiler.

    Peygamber aleyhisselâm da:

    «Her namazın sonunda otuz üç defa Sübhânellah (Allah'ı her türlü noksanlıktan tenzih ederim.) otuz üç defa Elhamdülillah (Hamd Allah'a mahsustur,) otuz ÜQ defa Allahü Ekber (Allah en büyüktür) deyiniz» buyurdu.

    Muhacir fakirler, Resulüllah aleyhisselâma gelerek dediler ki:

    «Mal ve servet sahibi kardeşlerimiz bizim bu yaptığımızı işitip onlar da aynen böyle yaptılar.»

    Bunun üzerine Allah'ın Resulü şöyle buyurdu:

    «Bu Allah'ın fazlıdır, dilediğine verir.»


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî)

  7. #17
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    DUALARIN KABUL ZAMANI


    Ebû Hüreyre radıyaîlahü anh'den anlatılır:

    Peygamber aleyhisselâm şöyle buyurmuşlardır:

    «Güneşin doğduğu günlerin en hayırlısı Cuma günüdür. Çünkü Adem aleyhisselâm o günde yaratıldı, o günde Cennete konuldu, o günde Cennetten yer yüzüne indirildi. O günde bir saat vardır ki; Allah'tan bir şey isteyerek, kıldığı namazı o saate isabet ettiren her müslim kuluna Allah istediğini verir.»

    Ebû Hüreyre radıyallahü anh devam ederek derki:

    Sonra Abdullah bin Selâm'a rastgeldim ve kendisine bu Hadîsi anlatınca; Abdullah bin Selâm:

    — O saati biliyorum, dedi. Bunun üzerine kendisine:

    — Hiç bahillik etme, onu bana haber ver, dedim. O da:

    — ikindiden sonra güneş batıncaya kadar olan zamandır, diye söyledi.

    Dedim ki: ,

    — İkindiden sonra nasıl olabilir? Allah'ın Resulü: Müslim kul namaz kılarken o saate isabet etmez, buyurmuştu. Halbuki ikindiden sonraki vakit namaz kılınmayan bir zamandır.

    Bunun üzerine Abdullah bin Selâm şöyle cevap verdi:

    — Resûlullah, oturup da namazı bekleyen kimse namazdadır, buyurmamış mı idi?

    — Evet, dedim. O da:

    — İşte, bu o demektir, dedi.

    Ebû Hüreyre ile Abdullah bin Selâm bu saatin güneş batmadan önceki saat olduğunu söylemişlerdir.


    (Tirmizî, Ebû Davud, Neseî)

  8. #18
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    KADINLARA NASİHAT



    Câbir radıyallahu anh'ten şöyle anlatılır:

    Peygamber aleyhisselâm ile Bayram namazında bulundum da, ezan ve kamet okunmadan, hutbeden önce namaza başladı. Sonra Bilâl radıyallahu anh'e dayanarak hutbe okumak için kalktı. Ve takvayı emrederek Allah'a taat ve ibadete teşvik etti ve insanlara vaz-u nasihatte bulunduktan sonra, Mescidin gerisinde bulunan kadınlara geldi ve onlara da vaz-u nasihat ederek:

    — Sadaka veriniz, çünkü çoğunuz cehennem odunusunuz!, deyince, kadınların hayırlılarından yanakları al biri kalktı ve:

    — Ey Allah'ın Resulü; neden çoğumuz cehennem odunları oluyoruz, dedi.

    Peygamber aleyhisselâm buna cevaben şöyle buyurdu:

    — Çünkü, siz çok çok şikâyet eder ve kocanızın nimetlerini örter, görmezsiniz.

    Bunun üzerine kadınlar ziynetlerinden küpelerini ve yüzüklerini Bilâl'in elbisesine koyarak sadaka vermeye başladılar.


    (Buharı, Müslim, Ebû Davud, Neseî)

    __________________

  9. #19
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    ZEKAT VERMEMENİN CEZASI


    Ebû Hüreyre radıyallahü anh, Peygamber aleyhisselâmın zekâtını vermeyenler hakkında şöyle buyurduğunu anlatıyor:

    Kim Allah kendisine mal vermiş de zekâtını vermemişse, zekâtı verilmemiş olan o malı, kıyamet gününde, iki gözü üzerinde iki siyah nokta bulunan korkunç ve zehirli erkek bir yılan suretine konulur ve bu korkunç yılan kıyamet gününde mal sahibinin boynuna sarılır. Sonra, ağzı ile sahibinin çenelerini iki tarafından yakalar Ve:

    — Ben senin malınım, ben senin hazinenim! der.

    Peygamber aleyhisselâm bunu anlattıktan sonra Âl-i Imran Sûresi'nden şu âyeti kerimeyi okur:

    — Sakın Allah'ın kendilerine ihsan buyurduğu nimetlerden başkasına vermekte bahillik gösteren kimseler bunun kendileri hakkında hayırlı olduğunu zannetmesinler, aksine bu, onlar hakkında bir serdir. Bahillik yaptıkları şey, kıyamet gününde boyunlarına dolanacaktır.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Nesei)

    __________________

  10. #20
    PRENSES Array
    Üyelik tarihi
    08.11.2005
    Yaş
    35
    Mesajlar
    2.861
    Tecrübe Puanı
    78

    Standart

    ZEKATINI VERMEYENLERLE HARP



    Ebû Hüreyre radıyallahü anh anlatıyor:

    Resûlullah aleyhisselâm âhireti şereflendirip yerine Ebû Bekir radıyallahü anh halîfe olduktan sonra Arab'tan küfredenler küfre dalınca, Hattab oğlu Ömer radıyallahü anh Ebû Bekir'e bu husustaki kararıyla alâkalı olarak şöyle dedi:

    — Nasıl o insanlara savaş ilân edersin ki, Peygamber aleyhisselâm «La ilahe illallah» deyinceye kadar insanlarla harbetmekle emrolundum. Fakat bunu söyleyen kişinin malı da canı da benim nazarımda emniyettedir, Allah hakkı müstesna ki, o kişinin gizli olan niyet ve düşüncesiyle alâkalı hisabı Allah'a aittir, buyurmuştur.

    Mü'minlerin Emiri Ebû Bekir radıyallahü anh şöyle cevap verdi:

    — Allah'a yemin ederim ki namaz ile zekât arasında farklı davranan kimselerle harbedeceğim. Çünkü zekât mal hakkıdır. Allah'ın Peygamberine verdikleri bir dişi oğlağı bile bana vermekten kaçınırlarsa, bu sebeple kendileri ile savaşacağım.

    Bunun üzerine Hazreti Ömer şöyle dedi:

    — Allah'a yemin ederim ki, bu kimselerle savaşmak Ebû Bekir'in kalbine Allah'ın ilhamından başka bir şey değil, bunlar üzerine harb ilân etmek haktır.


    (Buharî, Müslim, Ebû Davud, Tirmizî, Neseî)


 

Benzer Konular

  1. Kara düşen hikâyeler
    By HaYaT in forum ŞİİR - EDEBİYAT - MAKALE
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 27.02.2007, 22:11

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •