Veda Zamanı...
Bir mübarek sefer zamanıydı...
Ama ne sefer?!.
Üsame r.a. karargâha geri döndü. Askerlere hitapta bulundu. İslâm ordusu, Nur-u Muhammedîyi Mekke ve Medineden ötelere ve insanların gönüllerine yerleştirmek üzere komutana yönelmişti. Her şey tamamdı. Sahabe-i Kiram bir olmuştu, saf tutmuştu Medinede... Alemlerin Efendisi s.a.v., ashabını yeryüzünün emin şahsiyetleri olarak sıralamıştı o gün... Göklerdeki yıldızlar gibi aydınlatacaktı cümle alemi onlar...
Üsame r.a. atına bindi.
Orduya hareket emrini verdi.
Fakat tam o sırada annesi Ümmü Eymenin gönderdiği haberle zaman durdu. Bakışlar dondu. Söylemek zordu; ancak Sevgililer Sevgilisi s.a.v., Rahmet-i Rahmana kavuşmuştu...
Sancak-ı Şerif, Hz. Üsamenin elinde kalakaldı. Onu Sevgili nereye derse oraya götürecekti. Peki ya şimdi?!. İkinin İkincisi Hazreti Ebubekir r.a., Üsameye seslendi: Onu evine götür!
Gönül evi yastaydı Hz. Üsamenin... Sancak-ı Şerifi bağrına bastı.
Hiç kuşku yok, onu teslim almak isteyenler, kölelikten azat edilmeye layık olanlar idi. Sevgiliyi yüreğine yerleştirenlerdi. Hakka yönelip, iman hürriyetini ilan edenlerdi. Bir Sefere katılıp kervanla kutlu yola çıkmaya hazır olanlardı. Benliği bırakıp Birliğe erenlerdi. Üstad N. F. Kısakürekin ifadesiyle;
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat
Köleniz olmakmış, gerçek hürriyet
Ölmezi bulmaksa biricik niyet
Bastığınız yerde ebedi hasat
Sonsuzluk Kervanı, istemem azat...


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
