Sakın Şüphelenmeyin - Mustafa Berk
Çalisma günlerinin yorgunluğunu, sehir disindaki yazlik evimizde gidermeye çalisirdim. Bahçemizin alt kismindaki üzüm bağinda bir kaç saat gezinmek, bana bütün yorgunluğumu unuttururdu. Çoğu zaman yanima küçük oğlumu da alir ve ona tabiati sevdirmeyi çalisirdim. Bacaksiz’in durmadan sorduğu sorulardan bazen çok sıkılırdım. Fakat bu arada çok sey öğrendiğinin de farkindaydim. Ikide birde bana bir sey gösterir ve:
- Baba, bu kimin? diye sorardi. Eğer mesgulsem,kisaca:
- Allah’in, diye cevap verirdim. Ama bize vermis, biz kullaniyoruz.
O gün, yazlikta bağda yine oğlumla beraberdim. Yere değen üzüm salkimlarini, dallardan kestiğim çatallara dayatarak yukari kaldiriyor ve böylelikle çürümelerini önlemeye çalisiyordum. Birden yanimdaki asmada bulunan üzümlerin parçalandiğini ve birçoğunun salkimlarindan siyrilarak yere dökülmüs olduğunu gördüm. Canim fena halde sıkılmış ve söylenmeye baslamistim.
Adeta bağirarak:
- Bunlari yapani bir elime geçirsem derisini yüzeceğim, diyordum. Aniden biraz ilerideki asmanin dibinde duran iki kaplumbağayi farkettim. Bunlar, aradiğim suçlular olmaliydi. Çünkü ayni seyi bu sefer o asmalarda yapiyorlardi. Yanlarina giderek:
- Bağimin altini üstüne getirdiniz dedim. Ben de size ayni seyi yapacağim. Ve kaplumbağalari kaldirarak oğlumun saskin bakislari arasinda ters çevirdim. Esasinda bilimsel bir cinayet planliyordum. Çünkü bu durumda hiçbir sey yapamayacaklarini ve birkaç gün içinde öleceklerini çok iyi biliyordum. Aradan bir hafta geçtikten sonra, tekrar oğlumun soru yağmuruna tutuldum.
Yanima gelerek:
- Baba, dedi. Bizim yazliktaki bağ kimin? Daha öncekiler gibi:
- Allah’in, diye cevap verdim. Ama biz kullaniyoruz.
- Peki, dedi. Ya o ters çevirdiğimiz kaplumbağalar? Hiçbir sey söyleyemedim.
Çünkü aklindan ne geçtiğini tahmin etmis ve yaptiğim hatanin büyüklüğünü anlamistim. Hemen giyinerek disari çiktim ve arabama atlayarak yazliktaki bağimiza geldim. Kaplumbağalarin cesedini kaldiracak ve onlari bağin en güzel yerine gömerek kendimi affettirecektim. Arabadan iner inmez hizli adimlarla onlari biraktiğim yere doğru ilerledim. Henüz uzakta olmama rağmen kaplumbağalari görebiliyor ve küçük bir kusun ikisinin arasinda gidip geldiğini fark ediyordum. Kus, onlarin çürümeye yüz tutmus olan vücutlarindan nasipleniyor olmaliydi. Biraz daha yaklasarak ne yaptiğini anlamaya çalistim. Aman Allah’im hayal mi görüyordum? Kus, en yakininda bulunan asmalara konuyor ve gagasiyla kopardiği üzüm tanelerini kaplumbağalara yediriyordu.
Evet evet, kaplumbağalar yasiyordu. Hem de yattiklari yerde beslenerek. Kusu bir dadi gibi o hayvanlarin yardimina kosturan kudret karsisinda ürperdiğimi hissediyor ve kaplumbağalar ölmediği için Allah’a sükrediyordum. Büyük bir sevinçle yanlarina kostum. Kus korkarak kaçmis, kaplumbağalar ise beni görünce kafalarini kabuklarindan içeriye çekmislerdi. Onlari hemen düzelterek eski hallerine getirdim ve çalilarin arasindan kaybolana kadar arkalarindan baktim. Eve döndüğümde, oğlum beni kapida karsilayarak:
- Baba, dedi. Kaplumbağalarin kimin olduğunu söylemedin. Basini oksayarak:
- Onlar da Allah’in yavrum, dedim. Allah’in. SAKIN HA ŞÜPHEN OLMASIN...


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı

