Allah-u Zülcelâl bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur: "Ölü iken hidayetle dirilttiğimiz, kendisine insanlar arasında yürüyecek bir nûr verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalıp, ondan çıkamayan kimse gibi olur mu?” (En'âm: 122) Ayet-i kerimede de belirtildiği gibi, Allah-u Zülcelâl’in nurundan nur verdiği kimseler, hakikat ile dalâleti birbirinden ayırabilir, yolunu tayin eder, yolunu şaşıranlara da yol gösterir.
Allah-u Zülcelâl kendisine inanan, emir ve nehiylerine riayet eden kimselere, derecelerine göre nur vermiştir. Buna göre, bu nur o nisbette azalır veya çoğalır.
Demek ki Allah-u Zülcelâl’e inanan ve salih amel işleyenlerin nuru çoktur. Allah-u Zülcelâl’in nur verdiği bu insanlar mü’min kardeşine yumuşak davranır, ona iyilikle karşılık verir.
Bunun aksine, salih amel işlemeyen, mü’min kardeşine kötü davranan, onlara kin besleyen kimse de (Allah muhafaza) karanlıklar içindedir. Karanlıkta giden bir insan da nereye gittiğini bilmez ve helak olmaya doğru yol alır. Önünde bir nur olmadığı için zarar mı yoksa kar mı yaptığını bilemez.
Gözü gören kimse ile görmeyen kimse nasıl aynı değilse, Allah-u Zülcelâl’in nur verdiği kimse ile vermediği kimse de bir değildir. Demek ki, Allah-u Zülcelâl’in nur verdiği kimseler, salih amel işlerler ve diğer mü’min kardeşlerinin hatalarını affederler ve onları Allah için severler.


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
