4 sonuçtan 1 ile 4 arası

Threaded View

  1. #3
    www.siirtliler-board.net Array
    Üyelik tarihi
    07.04.2009
    Mesajlar
    3.362
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart


    7. Evlenin, mümkün değilse oruç tutun

    Efendimiz, "Ey gençler topluluğu, evleniniz, gücünüz yetmezse oruç tutunuz; zira oruç günahlara karşı kalkandır" (Buhari, Savm 10 ) buyurur. Başka bir hadis-i şerifte ise Allah Resulü şöyle buyuruyor: "Hangi genç ki, genç yaşında evlenirse, onun şeytanı şöyle bağırır: ‘Eyvah, dinini benden korudu.'" (İbn Asakir )

    Bir genci nefsani istekleri gerçekten sıkıştırmaya başlamışsa, onun vakit geçirmeden evlenmesi tavsiye edilir. Yok, böyle bir tehlike altında değil de, nebiler ve büyük zatlar gibi ismet ve iffet içinde bulunuyor ve yapacağı vazifeleri de varsa, bir yönüyle atmosferi de kendisini muhafaza ediyorsa, onun bekâr kalması düşünülse bile, özellikle günümüzde şeytana âlet olmamak için evliliğe teşvik edilmeli ve bu koruyucu kalkan ve zırh içine alınmalıdır. Aksi takdirde, bir başka kalkan olarak oruç kullanılmalıdır.

    Oruç da tutuyorum, ama nafile!

    Zira oruç günahlara karşı bir kalkandır. Ancak oruç da bütün şartları yerine getirilerek tutulmalıdır ki, fuhşa mani fonksiyonunu yerine getirebilmiş olsun.

    Mesela insan, bütün gün aç durup da akşam vakti tıka basa karnını doyursa, sahurda da yine iftar vaktiyle yarışır gibi yemek yese bu insan, elbette ki oruçtan beklenen neticeyi elde edemeyecektir. Zira burada oruçtan gaye şehveti kırmaktır. Halbuki günde belli kalorinin üstünde alınan gıdalar şehvetin kırılması şöyle dursun, şehveti artırıcı bir etken olmaktadır. Dolayısıyla da böyle yiyip içen bir insanın oruçtan fayda görmesi imkânsızdır.

    İnsan normal vakitlerde de yeme ve içmesine dikkat etmelidir. Az yeme, az içme ve az uyuma değişmeyen İslami bir prensiptir. Efendimiz, midenin üçte birini yemeğe, üçte birinin de suya ayrılmasını tavsiye eder. Geri kalan üçte birlik yerin ise boş bırakılmasını öğütler. (Tirmizi, Zühd 23 ) Öyle ise oruçta da aynı ölçülere riayet etmek mecburiyetindeyiz.

    Bununla beraber bazı kimseler hususi mahiyette yaratıldıkları için beşeri arzuları çok yüksektir. Böylelerinin, onları cinnete sevk edecek kadar şiddetli evlenme arzuları olabilir. İhtimal ki, oruç onları tam frenleyemeyecektir. Bu türlü kimseler, fakir ve geçim sıkıntısı içinde de olsalar derhal evlendirilmeli ve günahlara girmelerine meydan verilmemelidir.

    8. Yalnız kalmayın, iyi arkadaşlar edinin

    Allah, insanı toplum içinde yaşayacak bir varlık olarak yaratmış ve onu hemcinslerinin arasına salmıştır. İnsan, maddi ve manevi yönleriyle ancak toplum ve cemaat içinde yaşayabilir. Onun içindir ki, Hz. Âdem'den bu yana hep cemaat öne çıkmış, fert arka planda kalmıştır. Hatta bazı devreler ve zaman dilimlerinde bu mesele, diğerlerine nazaran daha bir ehemmiyet kazanmış ve âdeta bir zaruret halini almıştır.

    Önce şurası iyi bilinmelidir ki, bir fert, dalalet adına tahripkâr fikir ve gruplar karşısında tek başına kendisini koruyamaz. Bir insan, keyfiyet açısından çok ileri bir seviyede bile olsa, şahsi dehasıyla, kültür ve ilim dünyasıyla asrımızın dalaletleri ve günah tufanları karşısında tek başına yaşayamaz; yaşasa da, sürüden ayrı kaldığı için her zaman kurtlara yem olma tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir.

    Ayrıca, cemaat içinde bulunmanın getireceği feyizlerden, sağlayacağı avantaj ve lütuflardan da mahrum kalır. Ayakları cemaat zeminine basmayan insan, ayaklar altında bir yaprak ve bir tüy gibidir; bu yandan üflesen öte yana, öte yandan üflesen bu yana savruluverir.

    Bu yüzdendir ki, sahabe devrinin o en kuvvetli, en iktidarlı ve meleklere parmak ısırtacak insanları bile cemaatleşme ve birlik teşkil etme lüzumunu duymuşlardı. Bu sebeple, şer güçlerin değişik kanal ve kollarla geçeceğimiz yollarda kurdukları sayısız tuzaklara ve onların cemaatçe hücumlarına, ayrıca manevi hasımlarımız olan şeytana, nefse ve günah tufanlarına karşı yem olmaktan, boğulmaktan bizi koruyacak en mühim sığınak, cemaatleşmedir. Bu fikre davet, günümüzün en hayati meseleleri arasındadır.

    İyi arkadaş insanı cennete götürür

    Arkadaş, ama her arkadaş değil; iyi arkadaş seçeceğiz. Eskilerin eskimeyen şu sözleri ne güzeldir: "Üzüm üzüme baka baka kararır.", "Gül, güller arasında yeşerir.", "Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim." Evet, her insan, arkadaşlarından iyi-kötü mutlaka bir şeyler kapar.

    Mesela öyle güzel arkadaşlarınız vardır ki, yanlarına gittiğiniz, atmosferlerine girdiğiniz zaman, bir Allah dostu ile diz dize gelmiş gibi kuvvet kazanır, aşkla, şevkle dolarsınız. Onların söz ve davranışları, içinizde yosun gibi yeşermeye başlamış kötü duygu ve düşünceleri bir hamlede siliverir. İyi arkadaş, nasihatleriyle sizin yüreğinizi hoplatacak, içinize aşk, heyecan salacak, düşüncenize aydınlık getirecek ışıktan bir dosttur. Gönül dünyamızı aydınlatıcı dostlar, has ahbaplar... Evet, bize lazım olan, işte bunlardır.

    İyi bir dostunuz mutlaka olsun. Kendinizde biraz gevşeklik ve kalbinizde biraz sarsıntı, hatta heyecansızlık hisseder etmez hemen ona koşup, "Bana bir şeyler anlat!" deyin ve derdinizi söyleyin ve hiç şüpheniz olmasın ki, böyle bir dost sizi elinizden tutacak, hayatın çeşitli girdap ve labirentlerinden geçirecek ve yeniden aydınlık iklime kavuşturacaktır.

    Zahiren onun sözlerinde bir ekşilik ve iç burkuntusu duyabilirsiniz; fakat önemli olan işin neticesidir. İlk neşter darbesine katlandıktan sonra, her an onun yüz misli size ıstırap veren yaraların sancılarından kurtulacak ve dinen ıstırabınız bir yönüyle ruhani bir zevkle yer değiştirecektir.

    9. Yaşantılarıyla örnek insanların öğütlerini dinleyin, eserlerini okuyun
    "İlmiyle amil olmak" diye bir tabir vardır. Mutlaka duymuşsunuzdur. Bu ifadeyi bilgilerini hayata taşıyan ve çevresine örnek olan insanlar için kullanırız. Böylesi insanların nasihatlerini dinlemek, ülfetimizin dağılması, kalbimizin yumuşaması ve şeytanın vesveselerine, günahların zorlamalarına karşı koyabilmemiz için de koruyucu ve besleyici çarelerdendir.

    İnsan, aklı, mantığı ve muhakemesiyle hususiyet arz eden bir varlık olduğu gibi, coşan gönlü, ürperen vicdanı, yaşaran gözleriyle de bir kalp, bir ruh ve bir duygular yumağıdır. Bu itibarla da o, iç âleminde derinleşmeye, ruh dünyasında zenginleşmeye, tefekkür hayatında genişlemeye muhtaçtır.

    İnsan, yer yer içinde oluşan aysberglerin eritilmesine muhtaç olduğu gibi, manevi gıdasızlığını giderecek, manevi süt akıtan çeşmelere de şiddetli bir arzu ve istek duyar. Kur'an, Efendimize pek çok defa "Anlat" der ve O iki Cihan Güneşi de, "Din nasihattir" (Müslim, İman 95 ) buyurur.

    Bir yanda, çatlama noktasına kadar "anlatma" talim edilirken, diğer yanda da yine hadisin ifadesiyle "Ya öğreten ya öğrenen ya da dinleyen ol; dördüncüsü olma!" (Mecmeu'z-Zevâid, 1/122 ) tavsiyesinde bulunularak, iki uç âdeta bir noktada birleştirilmekte ve dikkat nazarları, yerinde anlatmaya, yerinde de dinlemeye çekilmektedir.

    O halde insanın, yüreğini coşturup yumuşatacak, içindeki kararmış his ve duyguların kirini, pasını giderecek, onun ebedi âlemlere şevkini kamçılayacak, bu arada dinî, ilmî meselelerle fikir dünyasını aydınlatacak kişileri dinlemesi de, yine onun için ekmek kadar, hava kadar mühim bir ihtiyaçtır.

    Bu sebeple insan, "Bunu biliyorum, bir daha neden dinleyeyim ki!" dememeli; nasıl yemek, içmek devamlı tekrar ediyor ve bıkmak şöyle dursun, bunlara daima ihtiyaç duyuluyor, öyle de, kalp ve ruhun gıdası sayılan, ayrıca şeytan ve günahların şerrinden de koruyucu rol oynayan nasihat ve sohbetleri dinlemek de, onun için belki bin kat daha lüzumlu bir ihtiyaçtır. Halk arasında, vaaz ve sohbetlere devam eden birçok kişinin içkiyi, kumarı bıraktığını, pek çok fenalıkları terk ettiğini, hayırlara koşar olduğunu duyar ve dinleriz.

    Bedenen hayatta olmasalar bile, hizmetleri ve yazmış oldukları eserleriyle yaşayan, bizlere iman ve ümit aşılayan Allah dostları büyük zatlar var. Ayrıca ülkemizde sözü-sohbeti dinlenen, hayatının her karesinde Efendimizin sünnetini yaşayan büyüklerimiz var. Onların eserleri ve nasihatleri bizim gönül dünyamızı coşturacaktır.


    Burada "Öyle eserler var, ama okumaya vakit bulamıyorum veya okusam da anlayamıyorum" ya da "Böyle büyüklerimiz var, ama onların sohbetlerine katılmak neredeyse imkânsız" diyebilirsiniz.

    Ama şunu da unutmayın. İman hakikatlerini anlatan bu eserleri okumaya hava gibi, su gibi, ekmek gibi muhtacız. Çünkü ruhumuzun, kalbimizin, aklımızın ve diğer duygularımızın da beslenmeye, gıda almaya ihtiyacı var. Anlayamama konusunda ise yardımcı kaynaklara ve çalışmalara müracaat edebilirsiniz.

    Dünya hayatını ilgilendiren bir sınav için nasıl aylarca, hatta yıllarca çalışıyoruz... Ebedi hayatımızın söz konusu olduğu ve kaybetme-kazanmanın çok büyük önem taşıdığı böyle bir imtihana hazırlanmanın da önemini idrak etmeliyiz.

    Ayrıca günümüzde teknoloji o kadar gelişti ki, radyolar, CD çalarlar, walkmanler, ses kayıt cihazları vs. ile bu eserlerin seslendirmesini ve bahsini ettiğimiz büyüklerin sohbetlerini dinleyebilir, metafizik geriliminizi muhafaza edebilirsiniz.

    10. Boş kalmayın, spor yapın

    Meşguliyetsiz insan, günahlara açık bir hayat yaşar, dolayısıyla da şeytana fırsat vermiş olur. Bu sebeple, boş durmamalı ve bizi daima gerilim, coşkunluk, tazelik içinde tutan uğraşların peşinde olmalıyız.

    Şeytan, daha ziyade tembel insanlara, tembellik içinde miskin miskin oturanlara hücum eder. O, hiç bir iş yapmayan, vaktini sinek avlamak, avare avare dolaşmakla geçiren ve saatlerce dumanlı yerlerde boş laf eden insanlara musallat olur.

    Ve yine o din, iman, vatan ve millete hizmet adına hiçbir şey yapmayan, din ve iman hizmetlerine karşı kapalı yaşayan fertlerle uğraşır ve onları baştan çıkarır. Zira böyleleri, şeytanın arayıp da bulamadığı birer avdır.

    Madem şeytan daha çok miskinlik, tembellik ve meşguliyetsizliğimizden istifade ediyor, boş durduğumuz sürece içimize uygun olmayan düşünceler, kuruntular atıyor, başka şeylerle meşgul olmayan hayalimizi kendi namına meşgul ediyor ve günahları düşündürüp günah işlemeye zorluyor; öyleyse biz de, daima meşguliyetle, aksiyonla, faaliyet ve hizmetle terlemekle şeytanın parmak sokabileceği yerleri doldurmalıyız ki, o da bizde umduğunu bulamasın.

    İşleyen demir pas tutmaz; sürekli hareket eden, durmadan hak ve hakikati duyurma adına koşan bir insanın aynı zamanda hem bedeninde, hem de ruhunda bir zindelik, bir neşe olur, rızkı bereketlenir, aile yuvası da cennet köşelerinden bir köşe haline gelir.

    Şunu da unutmayın, biz vefa gösterip, Allah'ın dinine omuz verdiğimiz sürece, Allah'ı her zaman bize karşı vefalı bulacağız ve O, bizi şeytanın vesveseleri ve nefsimizin arzularıyla baş başa bırakmayacaktır. Bizi yad ellerde bozulmaya, sönmeye, çürümeye ve ölmeye terk etmeyecek ve "kulum" diyecektir.


    Şu şeker-şerbet söze bakın: "Siz bana karşı sözünüzde vefalı olun; Ben de size sözümde vefalı olayım." (Bakara, 2/40 ) Biz aşkla, şevkle gerilip gönüllerde Allah'ın duyulması ve kalplerin O'nunla oturaklaşması istikametinde ölesiye koşturursak, inşaallah Rabbimiz de bilerek veya bilmeyerek işlediğimiz günahları yüzümüze vurmayacak, bizi bataklıkta, şeytanın elinde bırakmayacaktır.

    11. Şehevi duyguları tahrik edici ortamlardan uzak durun
    Zina ve fuhşa bulaşmamak için sizi tahrik edici ortamlardan, cinselliği teşvik eden yayınlarla muhatap olmaktan, özendirici hayal, bakış, konuşma gibi eylemlerden uzak durun.

    Mesela bir çay içmek için okuduğunuz okulun kafesine gittiğinizi düşünelim. Orada otururken sehpanın üzerinde bir gazete veya dergi gözünüze ilişmiş olsun. Şimdi siz daha önceki tecrübelerinizden o gazete veya dergide müstehcen resimlerin olduğunu biliyorsunuz. Bu durumda yapacağınız şey o gazete veya dergiye hiç elinizi sürmemek. Elinize aldığınızda mutlaka o hoş olmayan görüntüler gözünüzü ve gönlünüzü kirletecektir.

    Bunun dışında mesela çok lüzumlu olmadığı takdirde internete girmeyin. Mail kutunuza gelen cinsel içerikli mailleri açmayın. Bilgisayarınıza bu tarz sitelere girmeyi engelleyen programlar yükleyin.

    Maalesef televizyonlarımız reklam veya diğer programlarda günün her saatinde şehevi duyguları tahrik edici yayınlarla dopdolu. O yüzden televizyon izlemekten ziyade radyo dinlemeyi tercih edin.

    Günlük hayatımızda karşılaşabileceğimiz bu türlü ortamları daha da çoğaltabiliriz. Rabbimiz bize bir irade vermiş. Bu irademizi hayır istikametinde kullanmalı, bizi günaha davet edici atmosferden fersah fersah uzak olmalıyız.


 

Benzer Konular

  1. Cebrail'in Hazreti Ebubekir'i İmtihanı
    By DeRBeDeR in forum DİNİ HİKAYELER
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 18.11.2008, 09:06
  2. Güzelliğinde İmtihanı Var
    By SeHZaDe in forum DİNİ HİKAYELER
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 27.08.2006, 18:41
  3. insanın imtihanı
    By CybeR MediA in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.11.2005, 18:18

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •