2 sonuçtan 1 ile 2 arası

Hybrid View

  1. #1
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    17.09.2006
    Yaş
    40
    Mesajlar
    529
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart Kıyamet kopmuştu. Olağan üstü bir kalabalık vardı. Her yer insanlarla doluydu.

    Kıyamet kopmuştu. Olağan üstü bir kalabalık vardı. Her yer insanlarla
    doluydu.
    Kimi şaşırıp kalmış, hareketsiz bir şekilde etrafına bakınıyor; kimi
    sağa sola koşturuyor; kimisi de diz çökmüş, başı ellerinin arasında
    bekliyordu. Yüreği yerinden fırlayacak gibiydi... Soğuk soğuk terler
    döküyordu. Dünyadayken kıyamet, sorgusual ve mizan hakkında çok şey
    duymuştu. Ama mahşer meydanındaki ürperti, korku ve bekleyişin bu
    denli dehşet vereceğini hiç düşünmemişti. Herkes sırasını bekliyor ve
    sırası gelen hesabını vermek üzere çağırılıyordu. Bu arada onun ismini
    de okudular. Hayretle bir sağa, bir sola baktı. ''Beni mi
    çağırdınız?'' dedi dudakları titreyerek.
    Kalabalık birden yarılmış, bir yol açılmıştı önünde. İki kişi
    kollarına girdi. Bunların mahşer meydanının görevlileri oldukları
    belliydi. Kalabalığın arasından şaşkın bakışlarla yürüdü. Merkezi bir
    yere gelmişlerdi. Görevliler yanından uzaklaştılar. Başı önündeydi...
    Bütün hayatı, gözlerinin önünden geçiyordu. ''Şükürler olsun.'' dedi,
    kendi kendine ve devam etti:
    ''Gözlerimi dünyaya açtığım evde, hep dinini en güzel şekilde yaşamaya
    çalışan insanları gördüm. Babam ibadetlerine azami dikkate diyor,
    arkadaşlarıyla dini sohbetleri kaçırmıyor, malını İslam yolunda
    harcıyordu. Annem de onun gibiydi. Ben de hep onlar gibi oldum.
    İnsanlara hizmete çalıştım. Onlara Allah'ı anlattım. Namazımı kıldım.
    Orucumu tuttum. Farz olan ne varsa yerine getirdim. Haramlardan
    kaçındım...''
    Yanaklarından gözyaşı süzülürken, ''Rabbimi seviyorum, en azından
    sevdiğimi zannediyorum...'' diyordu. Ama bir taraftan da ''O'nun için
    ne yapsam az, cenneti kazanmama yetmez. Tek sığınağım Allah'ın
    bağışlaması ve rahmeti...'' diye düşünmeden edemiyordu.
    Hesap sürdükçe sürdü. Boncuk boncuk ter döküyordu. Sırılsıklam
    olmuştu, müthiş bir şekilde titriyordu. Gözleri terazinin ibresine
    takılmış, neticeyi bekliyordu. Sonunda hüküm verilecekti. Oradan
    çıkarıldı. Eski yerine getirildi. Biraz sonra görevli melekler, mahşer
    meydanındaki kalabalığa döndüler. Önce ismi okundu. Artık ayakları
    tutmaz olmuştu. Neredeyse yığılıp kalacaktı. Heyecandan gözlerini
    kapamış, okunacak hükme kula kesilmişti.
    Mahşeri kalabalıktan bir uğultu yükseldi. Kulakları yanlış mı
    duyuyordu? İsmi ''cehennemlikler'' listesinde geçmişti. Dizlerinin
    üstüne yığıldı. Şaşkınlıktan dona kalmıştı. ''Olamaaaazzzz!'' diye
    bağırdı. Sağa sola koşturdu. ''Ben nasıl cehennemlik olurum? Hayatım
    boyunca Allah yolunda hizmet eden insanlarla birlikte oldum. Onlarla
    beraber koşturdum. Hep rabbimi anlattım.'' diyordu.
    Gözleri sağanak olmuş, titrek vücudunu ıslatıyordu. Görevliler,
    kollarından tuttular ve kalabalığı yararak onu alevleri göklere
    yükselen cehenneme doğru götürmeye başladılar.

    Çırpınıyordu... Bir kurtuluş yok muydu? Bir yardım eden
    çıkmayacakmıydı? Dudaklarından kelimeler kırık dökük, yalvarmayla
    karışık döküldü... ''Oruçlarım... Okuduğum Kur'anlar... Namazım...
    Hiçbiri beni kurtarmayacak mı?'' diyordu. Bağıra bağıra yalvarıyordu.
    Alevlere çok yaklaşmışlardı. Başını geriye çevirdi. Son
    çırpınışlarıydı.
    Resulullah, ''Birinizin kapısının önünden bir nehir aksa ve o, bu
    nehirde her gün beş kere yıkansa, acaba üzerinde hiç kir kalır mı?
    İşte bu, beş vakit namazın misalidir. Allah onlar sayesinde bütün
    hataları siler.'' buuyurmamışmıydı? Bir kere daha ''Namazlarım da mı
    beni kurtarmayacak?'' diye düşündü ve ''Namazlarım...'' diye hıçkırdı.
    Görevliler hiç durmadılar. Yürümeye devam ettiler ve sonunda onu
    dipsiz cehennem çukurunun başına getirdiler. Alevlerin harareti yüzünü
    yakmıştı. Son bir defa dönüp geriye baktı. Artık gözleri de kurumuş,
    ümitleri sönmüştü. Başını öne eğdi. İki büklüm olmuştu.
    Kollarını sıkan parmaklar çözüldü. Görevlilerden biri onu itiverdi.
    Vücudunu birden bire boşlukta buldu. Alevlere doğru düşüyordu. Tam bir
    kaç metre düşmüştü ki bir el onu kolundan yakalayıverdi. Başını
    kaldırıp yukarıya baktı. Onu düşmekten kurtaran uzun ve beyaz sakallı
    bir ihtiyardı. Kendisini yukarıya çekti. Üstündeki, başındaki tozu
    silkeleyerek ihtiyarın yüzüne baktı:
    - Siz kimsiniz?
    - Ben senin namazlarınım.
    - Neden bu kadar geç kaldınız? Son anda yetiştiniz. Neredeyse
    düşüyordum.
    İhtiyar acı acı gülümseyerek başını salladı:
    - Sen beni hep son anda yetiştirirdin, hatırladın mı?
    ...
    Gözlerini açtığında yatağındaydı. Kan ter içinde kalmıştı. Bir iç
    çekti ve ''Elhamdülillah çok şükür ki rüyaymış.'' dedi. Sonra
    dışarıdan gelen sese kulak kabarttı. Yatsı ezanı okunuyordu. Bir ok
    gibi yerinden fırladı. Abdest alacaktı...

    Güzel bir kıssa daha
    Konu polis56 tarafından (01.11.2010 Saat 00:39 ) değiştirilmiştir.
    Bir avuç toprak için yor kendini...!!!!

  2. #2
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    17.09.2006
    Yaş
    40
    Mesajlar
    529
    Tecrübe Puanı
    30

    Standart

    Okumanızı tavsiye ediyorum kardeşlerim
    Bir avuç toprak için yor kendini...!!!!


 

Benzer Konular

  1. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 01.05.2009, 17:55
  2. 1979'dan 2006'ya Gerçekleşen Kıyamet Alametleri
    By kaan ansay in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 08.04.2009, 08:17
  3. Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 04.07.2006, 14:33
  4. 30 Yaş Üstü Erkekler/Kadınlar Hakkında
    By MutLuLuGuM in forum KADINLAR KAHVESİ
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 13.04.2006, 17:10
  5. kıyamet günü ile ilgili ayetler
    By CybeR MediA in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 12.11.2005, 18:21

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •