2. sayfa - 3 sayfa var BirinciBirinci 123 SonuncuSonuncu
27 sonuçtan 11 ile 20 arası

Konu: İman

  1. #11
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart İman Ve KÜfÜr

    Birbirine en uzak şeyler nelerdir? denilirse küfür ve iman diyebilirsiniz; neticeleri itibarıyla böyledir. Fakat, hayat içinde yaşadığınız şeyler itibarıyla; hisleriniz, hevesleriniz veya vicdanınız, şuurunuz ve latife-i Rabbaniyeniz açısından bakınca birbirine en yakın şeyler de küfür ve imandır. Aralarında incecik bir perde vardır.
    Onun için perdenin öte tarafına yuvarlanıp düşenlerin dedikodusunu edip, Nasıl oldu da düştüler? falan deme yerine Allah bizi düşürmesin. diye Cenab-ı Hakka teveccüh edip yalvarmak lazımdır. Devamlı surette, Rabbena la tüziğ kulûbenâ bade iz hedeytenâ-Allahım hidayet buyurduktan sonra kalplerimizi kaydırma. demek gerekir.
    Bütün kardeşlerimiz için de aynı duayı yapmalıyız. Çünkü hiç umulmadık kimseler kaybedebilir. Vahye katiplik yapan insan vardır ki kaybetmiştir. İster tahribatın kolay olmasına, ister şeytanî meselelerin insana daha cazip, daha hoş gelmesine, isterseniz de her zaman tetikte yaşayamamaya.. neye verirseniz veriniz, hiç beklenmedik anda kayabilir ve devrilirsiniz.
    Bundan dolayı, insan kendine hiç güvenmemeli, Ona tutunmalı ve bu şekilde ayakta durmağa çalışmalı.. kendini çok küçük görmeli.. her gece bin rekat namaz kılsa, başını yerden kaldırmasa da kulluğunu yapamadığı inancında olmalı. Senenin her gününü ibadetle dopdolu yaşayan bir kul Rabbime şu kadar ibadet ettim, şu meselede şöyle bir mazhariyete erdim. şeklinde aklının köşesinden geçirse, kendisini bir paye ve makam sahibi zannetse, onun bu mülahazayla tükettiği o anlar, hayatının en karanlık dilimleridir. Oysa dikkatli bir kul, mazhariyetlerine bir mekr olabileceği endişesiyle bakmalı ve Allahın rızasından başka bütün taleplere kapanmalıdır. Ben bir köleyim. Kölenin hiç sermayesi olmaz; o ne kazanırsa kazansın kâr efendiye aittir. şuurunda olmalı, ibadet ve hizmetleri karşılığında bir mükafat ve bedel beklememelidir. Kaldı ki Yirmidördüncü Sözde ifade edildiği gibi: Ubudiyyet, mukaddeme-i mükâfât-ı lâhika değil, netice-i nimet-i sâbıkadır. Evet biz, mükafatımızı almışız. Ona göre hizmetle ve ubudiyyetle muvazzafız. Öyleyse mesele, makam elde etmek, bir pâyeyle bilinmek değildir; verilmiş bir pâyenin hakkını eda etmek, nimetlere şükürle mukabelede bulunmaktır.
    Allah Rasulü (sallallahu aleyhi ve sellem) sabah-akşam Allahumme euzü bike minel-küfri... diye dua ediyor. Bunu, Efendimizin talim (öğretme) makamında söylediği bir dua olarak değerlendirmek lazımdır. Zira Peygamberler hem masum, hem de masundurlar; günaha kapalıdırlar ve aynı zamanda Cenab-ı Hak onları günaha karşı korur. Onlar, başkalarını kurtarmak için gönderilen kimselerdir; kendilerini kurtarmak için gönderilmemişlerdir. Ancak Allah Rasulü, o engin kulluk şuuru ve tevazuuyla kendi nefsinden de endişe duyup su-i akıbetten korkabilir ve kovulacağından endişe duyabilir. Fakat biz terbiyemizin gereği bu türlü mülahazaları talime havale etmeli; bize herkesin akıbetinden endişe etmesi gerektiğini öğretiyor şeklinde anlamalıyız. Ama O kendi açısından illâ enyeteğammedeniyallahu bi rahmetin minhu bir rivayette de devamında ve fadlin demekte, kendisini her zaman rahmet-i ilahiyeye muhtaç görmektedir. Onunla sarılıp sarmalanmazsa, onunla tutulup bir noktaya konmazsa, Oda cennete ulaşamıyacağı kanaatını taşımaktadır. Rahmeten lil-alemîn olan Efendimiz bile, o rahmette daha ileri yerlere adımını atabilmesi, kadem-i sıdka erebilmesi için.. yine ilahî rahmetten beklentiler içindedir. Öyleyse; biz Onun dediği şeylerin yüz kat daha fazlasını demeli, küfürden çok korkmalı ve Cenâb-ı Allaha sığınmalıyız.
    Küfrün sebepleri çok sinsi olduğundan dolayı, ibadetiyle göklerde uçan bir insan dahi küfre düşebilir. Öyle biri dahi çok endişe duymalı, inişlerde-çıkışlarda, yaya yürüşlerde hep Cenab-ı Hakktan sıyanet aramalı. İşte o tür duaların manası da böyle anlaşılmalı. Ya Hayy, ya Kayyum, birahmetike esteğîs, eslih lî şenî külleh, velâ tekilnî ilâ nefsî tarfete ayn. Hayy ve Kayyum, ayetel kürsîde lafz-ı celâlden sonra zikredilen iki mübarek isimdir. Onun varlığı halketmesi yönüyle değil de, bizim açımızdan, hayata mazhar olanlar ve Onun kayyumiyetiyle hayatlarını sürdürenler açısından önemli iki isimdir. Onun için bu iki isim, bazılarınca ism-i azam olarak zikredilmiş; dualarda Ferd, Hayy, Kayyum, Hakem, Adl, Kuddûs sırasıyla söylenmiştir. bi rahmetike esteğîsu Senin rahmetine sığınıyor, Sana dehalet ediyorum. demektir. Baştaki Be harfini ister istiğase (yardım dileme), ister istiane (yardım isteme), isterseniz de musahabe (yakınlık ve söyleşme) manasına hamledin, bu Beni rahmetinin arkadaşlığından uzak etme, yardımından mahrum bırakma, rahmetinle gelecek yardımdan nasipsiz kılma. Sana sığınıyor, Senin merhametini diliyorum. Ve aynı zamanda bir maiyyet istiyorum. Eslih lî şenî küllehu- Her hâlimi ıslah buyur, düzelt. demektir. Bu sözde bir tevazu, bir mahviyet, meseleyi bir çökmüşlüğe, çatlamışlığa, bir kırılmışlığa hamletme ve buna inanma vardır. Sonra Ve lâ tekilnî ilâ nefsî tarfete ayn - Göz açıp kapama ölçüsünde bile olsa beni nefsimle baş başa bırakma. sözü gelmektedir. Bazıları buna ve lâ ekalle min zâlik - göz kapamadan daha az bir süre için bile beni benimle baş başa bırakma. ifadesini eklemiş; bazıları da bir tavzih için ya bir bedel ya da bir atf-ı beyan ziyadesiyle ve lâ ilâ ehadin min ibâdike - nefsimle başbaşa bırakmadığın gibi, başka bir kimseyle de baş başa bırakma. demişlerdir. Yani, Bana Senden başka biriyle kurtulacağım hissini verme. Öyle bir şirke atma beni. Başkasına güvenip dayanma duygusu hasıl etme gönlümde. Sadece Sana dayanayım, yalnız Sana güveneyim.. Senden istianede, istiğasede bulunayım.. bir tek Senin maiyyetini isteyeyim, onun içine hiç bir şey karıştırmayayım.. talebini seslendirmişlerdir. Demek ki insan bazen yürüdüğü düz bir zeminde bile hiç farkına varmadan ayağı bir yere takılıp kapaklanabilir. Düşmenin hiç farkına varılmaz. Şimdiye kadar devrilmez gibi görünen nice çınarlar yıkılıp gitmiştir. En güçlü insanlar dahi devrilmişlerdir. Allah bizleri muhafaza buyursun.

  2. #12
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart Hİdayet Ve İman Ayni Şey Mİdİr?

    Bir bakıma hidayet iman, iman da hidayet demektir. Fakat, hidayetin de, iman gibi dereceleri vardır. İnanmayan bir insan için hidayet, imana ilk adımı atma demekken; avam bir mü'min için imanda nisbî bir derinleşme; seyr ila'llah çizgisindeki bir mü'min için seyr fi'llâh, seyr fi'llâhtaki için seyr maa'llah manâsına gelir. Yakîn noktasında ilme'l-yakîn'den ayne'l-yakîn'e, ondan da eğer dünyada mümkün ise, hakka'l-yakîn'e geçme de hidayetin mertebelerindendir. İman-ı Rabbânî, dünyada hakka'l-yakîn'e ulaşılamayacağı görüşündedir. Ancak, bu yakîn mertebelerinin de kendi içinde dereceleri vardır. İlme'l-yakîn'in hakka'l-yakîn'i, ayne'l-yakîn'in de kendi içinde hakka'l-yakîn derecesi vardır. İşte bunlara ulaşılabilir.
    Hidayette insanın rolü nedir. Meşiet-i İlâhî'nin fonksiyonu nedir; bu konu, kader mevzuuyla doğrudan alâkalıdır. İman, Seyyid Şerif Cürcanî'nin tarifiyle, "Kulun iradesini kullanması karşılığında Allah'ın kalpte yaktığı bir ışıktır." Maturidîler olarak, kulun iradesinin iman ve hidayetteki rolünü inkâr edemeyiz. Fakat bu rol ne kadardır? Kur'an-ı kerim, Allah dilemedikçe bir şey dileyemeyeceğimizi ve O'nun dilemediği hiçbir şeyin de olmayacağını açıkça belirtir. Kalpleri evirip çeviren de Allah'tır. Öyle ise insana düşen, Allah'ın Meşietine sığınmak ve ister meyelan, isterse meyelanda tasarruf olsun, iradesini iman ve hidayet istikametinde kullanmaktır.

  3. #13
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart GÜLENLER VE AĞLAYANLAR(risale)

    iki kişi, hem zevk, hem ticaret için seyahate gider. Birisi, kendini beğenmiş, bıkkın, şikayetçi; diğeri haddini ve hakkını bilen, ümitlidir.
    Birincisi, bir memlekete gider. Ona oradaki canlı cansız her şey ağlıyor, inliyor gibi görünür. Hiç kimse birbirini tanımamakta, herkes bir diğerine zarar vermek için fırsat kollamaktadır. Sofralar ancak güçlü olanlar içindir. Fakat onlar da tatsalar bile doyamamakta, lokmalar daha midelerine inmeden sofradan kovulmaktadırlar. Tadanlar tattığına pişmandır. Her şey ayrılık azabıyla korkunç bir boşluğa düşüyor gibi vaveyla koparmaktadır.
    Diğeri, ümit ve sevinç insanıdır. O varlıklardan her biri, birinin askeridir ve onun verdiği önemli görevlerde şevk ve istekle çalışmaktadır. Herkes birbirinin vazifesini tamamlayan yardımcılardır. O sesler vaveyla, ağlama, inleme değil; varlık ahengin-den çıkan sevinç türküleridir. O sofrada en güçlüler, çocuklar gibi en zayıfların hizmetçisidir. Burada ziyafet sofrasının numunelerinden tadanlar, hakikî, geniş sofralara davet edilmektedir. Ayrılık yok, vazifeden terhis ve kavuşmak vardır.
    O iki kişiden birincisi kafirdir ki, ona göre varlık başını taştan taşa vuran, avare mahluklardır, ikincisi ise mü'mindir ki, onun nazarında bütün mevcudat bir merhametli sultanın kıymetli ve sevinçli misafirleridir, her şeyin ipi onun elinde, her hazinenin anahtarı onun yanındadır.
    İmanda cennet çekirdeği, küfürde cehennem tohumu saklıdır. (2.Söz)

  4. #14
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart ANTİKA SANAT(risale)

    İnsanın kıymetini ortaya çıkaran imandır. Üzerinde tecelli eden ilahî sanatlar ve Rabbani isimlerin nakışlan iman ile ortaya çıkar. Küfür, o irtibatı koparır, o nakışlan karartır. İnsanın kıymetini sadece maddi değerine düşürür.
    İçerisine ışığın nuru girmemiş bir avizenin ne üzerindeki nakışlar ve ne de kendisi hakikî manası ile görünür.
    İnsanların sanatları içerisinde de maddenin kıymeti ile sanatın kıymeti ayrı ayrıdır. Bazen eşit, bazen madde daha kıymetli, bazen de maddenin kıymeti bir ise sanatın kıymeti milyondur.
    Beş kuruşluk bir demir, demirciler çarşısında ancak o kadar değer ifade ederken, antikacılar çarşısında üzerindeki sanattan ve sanatkârına nispetten otururu beş milyar kıymet kazanabilir.
    İşte insan, Cenab-ı Hakkın böyle antika bir sanatıdır ki, kâinata bir fihriste suretinde yaratılmıştır. Küfür ile o intisap kesilir ise, kıymeti ancak hayvanı maddesi itibari iledir ki, mahlukatın en acizi, en kederlisi, en muhtacı derecesine tefessüh eder. Elmas iken kömür olur. (23.SÖZ 1. Mebhas 1. Nokta)

  5. #15
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart İMAN GIDADIR (risale)

    İnsan ekmeksiz yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir.
    Evi olmayan bir adama yapılacak şey, odaların süslenmesinden, tozların alınmasından bahsetmek değil, hane sahibi olmasına yardımcı olmaktır.
    İmansız cennete giden yok, fakat tasavvufsuz cennete giden pek çoktur. Tasavvuf meyvedir, hakikat-ı İslamiye gıdadır.
    Eskiden kırk senelik bir ruhanî seyir ile iman hakikatlerindekî şüphesiz marifete ancak çıkılabilirdi. Kırk dakikada o hakikatlere çıkmaya bir yol bulunsa ona karşı lakayt kalınmaz. Eskiden kırk senede gidilen bir yola, dört saatte götüren bir uçağa ilgisiz kalınamayacağı gibi...
    Onun içindir ki, bugün, nur eczalarına gördürülen bu vazifeye, yani iman ve İslam'a ait hakikatlerin izah ve takviyesine bütün gayretlerin sarf edilmesi gerekir. Eğer, İmanı-ı Rabbani (r.a.), Şeyh Abdulkadir Geylanî (ra), Nakşibendî (ra), gibi zatlar, bu zamanda yaşasalardı, bütün himmetlerini bu işe sarf edeceklerdi. (5. Mektup)

  6. #16
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart AKLIN AZABI (risale)

    Bir hayalî vakıada, birbirine bakan iki yüksek dağ gördüm. Dağların arasına bir köprü kurulmuştu ve ben üzerindeydim. Köprünün altından derin bir dere geçiyordu. Dünyayı koyu bir karanlık istila etmişti. Sağ tarafta büyük bir mezarlık, sol tarafta korkunç fırtınalar ve karışıklıklar vardı. Köprünün altı uçurumdu. Bu dehşet içerisinde cebimdeki zayıf ışıklı feneri çıkardım. Nereye tuttu isem canavarlar, ejderhalar, aslanlar çıktı. "Eyvah, bu fener başıma bela imiş" dedim, fenerimi taşa çarpıp kırdım. Birden o fenerin kırılması ile dünyayı aydınlatan bir elektrik lambasının düğmesine dokunmuşum gibi, o karanlık dağıldı, her şeyin hakikati göründü. Baktım ki, o köprü, muntazam bir ovada mükemmel bir cadde, o mezarlık, insanların sevinçle yaşadığı bir meclis, sol taraf, enfes bir seyir ve ziyafet yeri, canavarlar, itaatkar hizmetçilermiş.
    Allah'a imandan gelen huzur ile ayetler okuyarak o hayali vakıadan ayrıldım. İman olmayınca aklın azab olduğunu anladım.
    O iki dağ, dünya ve ahîret, o köprü hayat yolu, sağ, geçmiş, sol, gelecek, o fener ise, bencillik ve vahiyden mahrum kuru akıldır.
    Evet, el feneri ezelî ışığı bulmada kullanılmalıdır. (23.Söz 2.Nokta)

  7. #17
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart İSBAT KOLAY (risale)

    Bir adam, "Nar diye bir meyve yoktur." dese, semanın katlarından, denizin derinliklerine, yeryüzünün bütün bahçelerine kadar her yeri dolaşmalı ve sonra da "Yok." dememeli, sadece "Bulamadım." demelidir. Zira, belki vardır da o bulamamıştır.
    "Nar var!" diyen adam ise, bir tane nar getirip gösterse, artık dünyayı dolaşmasına gerek kalmadığı, kati hükmünü "var!" şeklinde söyleyebildiği gibi, binlerce insanın "Yok!" veya "Bulamadım!" demesi de onun davasına zarar vermez.
    Onun içindir ki, bir isbat edici, çok reddediciye tercih edilir. (13.Lem'a 13.İşaret 3-Nokta)

  8. #18
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart BİN KAPILI SARAY (risale-i nur külliyatı)

    Bin kapılı bir sarayın bir kapısı açık ise o saraya girilir, öteki kapılar da açılır. Eğer bütün kapılar açık ise, o saraya girilemeyeceği söylenemez. Veya, bir iki kapısı, bir adamın bulunduğu yerden kapalı gibi görünüyorsa, bu o kapıların gerçekten de kapalı olduğunu göstermeyeceği gibi, saraya girilmesine de zarar vermez. Belki o adamın gözü zayıftır veya kendi gözündeki perdeyi kapının üzerinde zannediyordun
    İşte iman hakikatleri o saray gibidir. Her bir delil, bir anahtardır. İspat eder, kapılan açar. Şeytan, ya gaflet ya cehalet sebebi ile o adam için kapalı kalan bir kapıyı gösterir, bütün diğer delilleri nazarından silmeye çalışır. Hatta," O saraya girilmez!" derken, sarayın varlığını ve güzelliğini inkar ettirmeye bile çalışır. Bin kapılı sarayda, bir kapı ile aldatmak İster.
    İnsan, suallerinin cevabım öğrenerek, kendisine kapalı görünen kapı bırakmamalıdır. (13. Lem'a 13. İşaret 3. Nokta)

  9. #19
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart AKİSLER VE RESİMLER(risale-i nur külliyatı)

    Cenab-ı Hakkın en açık sanat şaheserlerinden olan akislere ve resimlere bakınca onun kudretinin emsalsizliği bir kez daha görülür. Mesela, bir ayna semaya karşı tutulduğu zaman, semanın derinliğiyle, nakışlarıyla, yıldızlarıyla aynanın içine aksettiği görülür.
    Sınırsız semayı, insanlar adedince göz bebeğine sıkıştırmak sonsuz kudrete ait taklit edilmez bîr sanattır. Elbette, ne aynanın yüzü kendi kendine, ne göz bebeği kendi kudretiyle bütün semayı içine alacak kudrete sahiptir. İkisi de neyin olup bittiğinin farkında bile değildir. Olsa olsa zahirî sebep olabilirler, yapan ve yaptıran olamazlar. (İşarat-Bakara-İbadet Hakkında)

  10. #20
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart GÜNEŞİ GÜNEŞTEN(risale-i nur külliyatı)

    Dünyaya sırf yaratıcısını bulmak için gelen seyyah, aklına: "Biz her şeyden Halikımızı sorduk, en güzel cevaplan eksiksiz aldık. Şimdi ilim, irade ve kudret gibi sıfatlarının göründüğü, isimlerinin cilveleri olan eserlerine bakarak, 'Güneşi güneşten sormak lazım' misalindeki gibi davranacağız ve dünyaya başka bir nazarla bir seyahat daha yapacağız" dedi. (I5.Şua 2.Makam l.Numune)


 

Benzer Konular

  1. Gayba iman ne demektir?
    By HaYaT in forum İSLAMİ SORULAR VE CEVAPLAR
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.10.2007, 17:28
  2. islamiyet hakkında genel bilgi
    By CefA_CasH in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.12.2006, 01:31
  3. İMAN ESASLARININ PSİKOLOJİSİ
    By Cem_dalga in forum İSLAMİ BİLGİLER
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 24.11.2006, 10:04
  4. İman ve İmanın İnsan Hayatı Üzerindeki Etkileri
    By CybeR MediA in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.11.2005, 16:39
  5. Kİtaplara İman
    By AlaturkA in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 28
    Son Mesaj: 14.10.2005, 12:56

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •