3. sayfa - 3 sayfa var BirinciBirinci 123
25 sonuçtan 21 ile 25 arası
  1. #21
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart VARLIĞIN DERİNLİĞİ(Risale-i Nur Külliyatı)

    Varlığın mahiyeti ve dereceleri farklıdır. Âlemleri ayrıdır. Onun içindir ki, kendi içinde derinliği olan bir zerre, başka bir tabakadaki bir dağ kadar olabilir, o kadar yükü taşıyabilir. Mesela, maddî âlemde, beyinde bir hardal tanesi kadar yer işgal eden hafıza kuvveti, manevî âlşmde bir kütüphane kadar vücudu içine alabilir. Ve maddî âlemdeki tırnak gibi bir aynaya, misal elemindeki koca bir şehir sığabilir. Bir göz aynasına koca semanın yıldızlan ile sığması gibi... Eğer o aynanın ve o hafızanın şuura ve icat kuvveti olsaydı, o bir zerrecik kuvvetleri ile mana âleminde çok geniş tasarruflar yapabilirlerdi. Demek ki, vücut derinlik kazandıkça kuvveti artar. Ve eğer vücut, tam bir derinlik kazanarak maddî urbasından sıyrılırsa, kayıt altına girmezse, o zaman küçük bir cilvesiyle koca âlemleri çevirebilir. İşte, bu temsillerin çok ötesinde, şu kâinatın Sani-i Zülcelâli, Vacib-ül Vücuddur. Onun vücudu zatîdir, zevali muhaldir ve vücut tabakalarının en rasihi, hakimi, en esaslısı, en kuvvetlisi, en mükemmelidir. O derece Vücud-u Vacib, varlığı o derece ötenin ötesinde, o derece hakikatlidir ki, sair varlıklar Ona nispeten son derece hafif ve zayıf, gölgenin gölgesinde kaldıklarından, Müh- yiddin-i Arabi gibi bir hakikat eri, varlığın vücudunu hayal derecesine indirmiştir. Yani, "Vacib-ül Vücuda nispetle, başka şeylere vücudu var denilmemeli, onlar vücud unvanına layık değiller." diye hükmetmiştir.
    (20.Mektup 2.Makam 10.Kelime Üçüncüsü 1. Sır)

  2. #22
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart Allah'a İman (Nükteler)

    Bir Doçent Hanımla bu konuda sohbet ediyorduk. Bir ara dedi ki:
    "- Biliyor musunuz, ben de lise yıllarımda ateist idim. Paris'te okuyordum ve dinimiz hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Müthiş bir ateist olan felsefe hocamız, bütün sınıfımızı etkilemiş, hepimizi inançsızlaştırmıştı.
    Bilhassa son sınıftayken ben, ateizm hakkında ateşli nutuklar atardım. Fakat, çok ilginçtir, her konuşmamdan sonra, içimi müthiş bir pişmanlık kaplar ve ister istemez içimden "beni affet, beni affet" diye geçirirdim.
    Ama kim affedecekti, onu bir türlü söyleyemiyordum. Yani "Allah'ım, beni affet" diyemiyordum. Bunu söylesem bizim ateistlik iddiamız çürümüş olacaktı. Onun için sadece "beni affet!..." diyebiliyordum.
    Zor zamanlarda, bilhassa imtihanlarda arkadaşların çoğu kiliseye gidip mum yakarlardı. Zaten hemen hemen hepsi temelde hıristiyandı. Güya ben müslüman asıllı idim ama söylediğim gibi İslâmiyet hakkında hiçbir şey bilmiyordum. Onun için ben de onlar gibi zaman zaman kiliseye gidip mum yakardım.
    Lise bitirme imtihanlarında çok zorlanmıştım. O günlerde hıristiyan arkadaşlar gibi ben de kiliseye gidip mum yakıyordum ve başarılı olmam için dua ediyordum.
    Güya inançsızdım ama, kiliseye gidip mum yakmaktan da kendimi alamıyordum. Bu sebeble de diğer arkadaşlarıma karşı bir mahcubiyet duyuyordum, utanıyordum. Çünkü onlar inançsızlıklarında daha samimi görünüyorlardı. İnançsızların en samimi görünenlerinden başı çeken sınıf arkadaşım olan Macar Büyükelçisinin kızıydı. Bir gün beni kilisenin önünde görünce, çok utandım, ama dürüst davrandım. Çünkü, orada ne aradığımı sorunca, kiliseye mum yakmak için geldiğimi söyledim. O da bana şöyle dedi:
    "- Rica etsem, iki mum da benim için yakar mısın?"
    Hayret içinde kaldım, çok şaşırdım. Ama isteği gayet ciddi idi. Arzusunu yerine getirdim. Fakat o andan itibaren de ateistlerin hiçbir zaman samimi olmadıklarını, içlerinde daima gizli ve örtülü bir inancı taşıdıklarını anladım.
    - Peki, inançsızlıktan nasıl kurtuldunuz? Allah'ı nasıl buldunuz?"
    - Söylediğim gibi, ne zaman Allah'ı inkâr eden konuşmalar yapsam, içimde müthiş bir korku duyuyordum. Bu o kadar ağır bir korku idi ki, sonunda dayanamayarak, "beni affet" demekten kendimi alamıyordum. Büyük bir pişmanlıkla, "beni affet, beni affet" dedikçe içimde nisbeten bir rahatlama duyuyordum.
    Daha sonraları ise, şöyle düşündüm: Eğer Allah yoksa içimdeki bu müthiş ve dayanılmaz korku nedir, nereden ve kimden geliyor? Ben niçin korkuyorum. Hiç olmayan bir şeyden korkulur mu? Yoktan korkulmayacağına göre, demek ki vardır, dedim. Evet, bir süre sonra vardır dedim ve kurtuldum. Şimdi içim rahat, çok şükür, eksiğimi tamamladım, içim bütünlendi."

  3. #23
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart HER HARF BAŞINA SİLİNEN GÜNAHLAR(Nükteler)

    Hazreti Musa (a.s.) bir gün yolda giderken, iki büklüm olmuş, belinde zünnar bağlı ve ateşe tapan bir ihtiyar görür. İhtiyara yaklaşarak:
    Ey pir! Ne kadar zamandan beri bu ateşe taparsın?
    470 yıldan beri bu ateşe taparım.
    Hiç vakit bulmadın mı ki, bu ateşten ibadetten yüz çevirip tevbe ederek, Melik-i Cebbar olan Hal Tealaya ibadet etmezsin.
    Ya Musa! Eğer ateşe tapmaktan vaz geçsem, Hak Tealanın beni kulluğa kabul edeceğini bilir misin?
    Niçin kabul etmesin? O Hak Teala hazertleri ekramül ekremindir.
    Ya Musa! Eğer hak tealaya benim gibib kendisinden kaçanları kabul ederse, bana İslamı arz eyle , dedi. Bunu üzerine Hz. Musa (a.s.) da İslamı arz etti. Fakat o zat, imanın kendisine verdiği ferahlık ve sevinçten dolayı feryad ederek kendindn geçti. Hz. Musa onun elini ve ayağını ovmaya başladı ise de ihtiyar bir müddet sona ruhunu teslim etti.
    Hz. Musa (a.s.) ihitiyarın techiznini yaparak defnetti. Sonra da kabrinin başında, Hak Teala hazretlerine şöyle tazarru ve niyazda bulundu:
    Ya Rabbi! Bu ihtiyar kuluna bir defa kelime-i tevhid söylediği için neler ihsan eyledin? Demesi üzerine Hz. Cebrail (a.s.) gelerek buyurdu ki:
    Ya Musa! Rabbinin sana selamı var. Şöyle buyurdu:
    Bir kimse Kelime-i tevhidi bir defa ihlas ile söylerse bizi onu kapımıza yakın edip izzet ve keramet hilatımızı giydirerek, rahmet deryamıza gark ederiz.
    Hz. Musa bu kıssayı ümmetine haber vererek buyurdu ki:
    La ilahe illallah Musa Resulullah kelimesinin harf adedi 24 tür. Hz. Allah her harf başına o ihtiyarın 27 yılılk günahını afveylemiştir.

  4. #24
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    16.09.2005
    Yaş
    37
    Mesajlar
    287
    Tecrübe Puanı
    26

    Standart FREN PATLAMASI(Nükteler)

    Henüz yirmi yaşında bile değildim. Haruniye'nin meşhur kaplıcasına gidiyordum. O zamanlar, her şoför, bu dağlık arazinin kıvrım kıvrım yollarına girmeye cesaret edemiyordu. Biz bir kamyonet bulduk ve birkaç aile yataklarımızı ve diğer eşyalarımızı yerleştirip üzerlerine kurulduk. Bir süre sonra yeşilin her tonunun muhteşem bir güzellikle sergilendiği dağ yollarındaydık. Ağustos böceklerinin monoton nağmelerini dinleyerek pırıl pırıl, capcanlı çamların arasında arkamızda bir toz bulutu bırakarak ağır ağır tırmanıyorduk. Allah'tan ki karşımızdan başka araba gelmiyordu. Çünkü yolun bazı yerleri iki arabanın sığamayacağı kadar dardı. Hattâ bazı virajlarda, kamyonet tekerinden fırlayan taşlar, atlaya zıplaya derenin dibini buluyordu. Nihayet zorlana zorlana uzun yokuşu bitirmiş olan arabamız, düze çıkmıştı. Biraz sonra da iniş başlayacaktı. Ben çok sevdiğim bu manzaranın ve dolayısıyla da yolculuğumuzun hiç bitmemesini istiyor, temiz dağ serinliğini doyasıya ciğerlerime çekiyordum. Bu arada gözüme enteresan bir şey ilişti. Hayret içindeydim, bir daha baktım, bir daha, bir daha ve şöyle haykırmaktan kendimi alamadım:
    - Aman Allahım, çama bakınız! Sipsivri bir kayanın tepesinde kök salmış, bir avuç toprak bile yok."
    Ben böyle sesli düşünürken, karşımda oturan yaşlıca adam, biraz da benim hayretime kızgın olarak sordu:
    - Ne var bunda? Çoktur buralarda böyle ağaçlar..."
    - Ne var olur mu? Şu Allah'ın kudretine bakınız! Koskocaman bir kayanın zirvesinde pırıl pırıl ve bakımlı bir güzelim çam ağacını yaratmış..."
    -Hadi canım sende! Bunun Allah'la ve O'nun kudretiyle ne ilişkisi var?"
    - Peki ama, nasıl olur başka türlü? Kim o çamı o en olmayacak yerde bitirmiş olabilir?"
    - Hiç kimse evlât... Niçin illâ da biri yaratmış olsun yani? Bunlar hep geri ve ilkel düşüncelerdir."
    - Ama Allah o çamı orada yaratıp yetiştirmediyse, kim yaptı bu işi?"
    -Meselâ şöyle düşün: Bir kuş, ağzında bir çam tohumu ile uçarken, tam bu kayanın üzerine gelince, ağzından düşürmüştür. Düşen tohum da kayanın bir kırık tarafına takılıp kalır ve oradaki toprağa kök salar. Sonra da kayanın altına giren kökleriyle böyle gelişip serpilir."
    - Olay sizin dediğiniz gibiyse bile, bütün bunları yapıp yaratan yok mu?"
    - Yok tabiî... Yaratıcı diye bir şeye inanmak, bu devirde çok ayıptır.
    - Yaşınız başınızla bunu nasıl söylersiniz? Ben size bu konuda birçok misal söyleyebilirim."
    Bu şekilde devam eden konuşmamız hemen münakaşaya döndü ve tabiî seslerimiz de yükseldi. Adam bağırdıkça ben de sesimi yükseltiyordum. Bizi sessiz dinleyen diğer yolcular da zaman zaman münakaşaya katılıyorlardı. Fakat halinden okumuş bir kimse olduğu sezilen bu yaşlıca adamdan başka hiç kimse, Allah'ı inkâr etmiyordu. Ama bir an önce de münakaşayı bitirmemizi ve susmamızı istiyorlardı.
    Bu sırada araba yavaş yavaş hızlanmaya başladı. Derken belki yüz metre aşağılarda ip gibi uzayıp giden Ceyhan nehrine kadar tekerleklerden fırlayıp giden taşlar, bizi şaşkına çevirdi. Bir an sessizlikle herkes birbirine bakışırken, şoför başını uzatıp, "Fren patladı!" dedi. Sağ yanımız yokuş aşağı çamlarla kaplı bir bayırdı. Bu yokuşun sonunda Ceyhan nehrinin kayalara çarptıkça köpüklenen suları görünüyordu. Sol taraf ise, yalçın kayalıklarla kaplı bir yamaçtı. Birkaç saniyelik şaşkınlık geçer geçmez, herkes çığlık çığlığa bağırmaya başladı. Kimisi şehâdet getiriyor, kimisi besmele çekiyor, kimisi de "Allah" diye bağırıyor, kendince dualar edip yalvarıyordu. Allah'a inanmadığını söyleyen yaşlı zat da, adetâ kendinden geçmiş, "Allahım!..." deyip duruyordu.
    Ama bu durum, fazla sürmedi. Çünkü, bizim bütün şaşkınlığımız ve hayretimiz arasında araba yavaşlamaya başladı ve biraz sonra kenara yanaşıp durdu. Durur durmaz da her kafadan bir ses yükselmeye başladı:
    - Yahu bu ne biçim iş?"
    - Hani fren patlamıştı?"
    - Ödümüz patladı!"
    - Şaka mıydı yoksa?.."
    Şoför yerinden çıkıp yanımıza yaklaştı ve benim biraz önce münakaşa ettiğim yaşlıca adama dönerek dedi ki:
    -Sen utanmıyor musun, Allah yoktur demeye? Biraz önce yoktur dedin, sonra da fren patladı sanınca, herkesten fazla Allah diye bağırdın. Yoksa, niçin O'nu yardımına çağırıyorsun?"
    Sonra da bize dönerek: - Kusura bakmayın, fren miren patlamadı. Ben münakaşanızı duyunca, şu adama bir ders vermek istedim," diyerek tekrar direksiyona geçti.
    Araba yürüdüğünde sadece Ağustos böceklerinin sesleri vardı. Herkes susmuş; yaşlıca adam ise, yüzü kıpkırmızı, düşüncelere dalmıştı... Kaplıcaya gelip de eşyalarımızı indirdiğimiz zaman bana yaklaşarak:
    - Oğlum, senden özür dilerim; bunca yıldır inanmadığımı sandığım Allah'a meğer ben inanıyormuşum da haberim yokmuş... Bunu öğrenmeme sebeb oldun. Şoför efendi, sana da çok teşekkür ederim, bana inancımın farkına varacak imkânı sağladın," dedi.

  5. #25

    SİTE KURUCUSU
    Array
    Üyelik tarihi
    31.07.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    46
    Mesajlar
    13.422
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    İMANIN ŞARTLARI

    İmanın şartları altıdır. Kim bunlardan bir tanesine dahi Allah'ın istediği şekilde iman etmezse mü'min olamaz.

    Allah (c.c) şöyle buyuruyor:
    "Ey inananlar! Allah'a, rasulüne, rasulüne indirdiği kitaba ve daha önce indirdiği kitaba inanmakta sebat gösterin. Kim Allah'ı, meleklerini, kitablarını, rasullerini ve ahiret gününü inkar ederse şüphesiz derin bir **SANSÜRLÜ-KELİME****SANSÜRLÜ-KELİME****SANSÜRLÜ-KELİME****SANSÜRLÜ-KELİME****SANSÜRLÜ-KELİME**lığa sapmıştır." [Nisa: 136]

    Allah'a (c.c) imanın geçerli olabilmesi için de şu altı şarta eksiksiz olarak iman edilmesi gereklidir. Bu şartlar ise:
    1 - Allah'a İman
    2 - Meleklere İman
    3 - Kitaplara İman
    4 - Nebi ve Rasullere İman
    5 - Ahiret gününe İman
    6 - Kaderin Hayır ve Şerrin Allah'tan olduğuna İman


    Eşhedu enla ilahe illallah ve eşhedu ennemuhammeden abduhu ve rasuluhü
    "BİZİM YANIMIZA GELEN HİÇ KİMSE GELDİĞİ GİBİ AYRILMAMIŞTIR"
    Şeyh Muhammed Kazım KS


 

Benzer Konular

  1. Allah'a Dua Etmeyi Unutmayın
    By HaNıM aGa in forum AYET - HADİS - TEVHİD - TECVİD - KIRAAT
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 19.07.2009, 22:55
  2. islamiyet hakkında genel bilgi
    By CefA_CasH in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 1
    Son Mesaj: 30.12.2006, 01:31
  3. İMAN ESASLARININ PSİKOLOJİSİ
    By Cem_dalga in forum İSLAMİ BİLGİLER
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 24.11.2006, 10:04
  4. Allah c.c tarafindan affedilmeyecek tek sey.
    By TiGeRx in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 3
    Son Mesaj: 08.04.2006, 21:59
  5. İman ve İmanın İnsan Hayatı Üzerindeki Etkileri
    By CybeR MediA in forum İSLAMÎYET (GENEL)
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 30.11.2005, 16:39

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •