Önceki gece, kutsal katında sıkkındı Tanrı...
Dev aynasının karşısında oturmuş elindeki taşlarla oynuyordu.
Yine böyle sıkıntılı bir anında yarattıgı insanoğlu, başlıbaşına sıkıntı vesilesi haline gelmişti.
Kulları aşagıda yoksul, yalnız ve mutsuzdu.
Acı çekiyor, kan döküyor, eziyor, öldürüyorlardı. Sevgiden ziyade nefret kusuyor, sevaba değil günaha sarılıyorlardı.
Şeytan, zulmün bayrağını dikmişti yerküreye....
"Bıktım" diye mırıldandı kainatın efendisi, "... yoruldum asırlardır aynı filmi görmekten! Bilseniz kaç nesilde böyle kaç savaş, kaç yangın izledim ben."
Kederle elinde çevirdiği taşları, yerküreye doğru attı. Taşlar; karanlıkta alevli ışıklar saçarak süzüldü aşağı...
Aşağıda umutla pencerelere üşüştü Ademoğulları... Kainatın ışıklı dansı başlamıştı.
Bu ışıltı "yıldız yağmuru"na türlü çeşit manalar vehmettiler.Toprağa yanyana uzanıp gözlerini gökyüzüne diktiler ve kayan her yıldız için ayrı dilek tuttular:
"Sevdiğime kavuşayım" dedi biri, "Yoksulluktan kurtulayım" diye yalvardı öteki...
Gökyüzünün "taş yağmuru"nu, yeryüzü "dilek yağmuru" ile yanıtladı sanki: "acı çekmeyeyim", "yalnız kalmayayım", "mutsuz olmayayım."
Acı acı güldü Tanrı yukarıdan...
"Ah kullarım"dedi, "Buradan ne kadar zavallı görünüyorsunuz. Göktaşları, gözyaşlarını dindirir sanıyorsunuz.
Bu mu onca asırda yaratabildiğiniz uygarlık?
Yağanın taş oldugunu biliyor, ama hala taşlardan medet umuyorsunuz. Derdinizin davasını onlarda arıyorsunuz. Oysa attığım taşlardan duvarlar ören sizsiniz. Birbirinizin önüne setler çeken siz... Alçakgönüllülük istedim sizlerden; gönülsüz davrandınız, geriye kala kala sadece alçaklık kaldı."
"Ah zavallı ümmetim" diye dertlendi Tanrı,
"Yıldızlara baktığınız kadar, birbirinize baksanız çok daha mutlu olacaksınız. Benimle konuştugunuz kadar birbirinizle konuşsanız, hiç de böyle yalnız kalmayacaksınız. Gökyüzünde aradığınız çareyi kendinizde, birbirinizde bulacaksınız."
Sonra efkarla dev aynasına çevirdi yüzünü... Yanlızlığını savmak için onunla dertleşmeye başladı: "Onca kalabalıkta kendilerini yalnız sanıyorlar. Asıl ebedi yalnızlığa mahkum olan benim bilmiyorlar" diye iç geçirdi.
Aynada kendi yüzünü süzdü uzun uzadıya....
Sonra aşağıya baktı. Yeryüzünde çaresiz gözbebeklerinden uçsuz bucaksız bir samanyolu vardı. Mülyonlarca çift göz, yalnızlığından kurtulmak için umutla kendisine çevrilmiş bakıyordu.
Aniden aynasını çevirip dünyaya tuttu.
Milyonlarca ışıltı gözbebeği yansıdı göğün yüzünde.... İnsanlar, gökkubbenin aynasında kendi gözbebeklerinin ışığını görüp takım yıldızı sandılar.
"Tanrım, bu ne mucizevi bir güzellik, keşke bizde yıldızların gibi ışıldayabilsek" diyerek hayran hayran dilek tutup duaya daldılar.
Bulutlandı Tanrı'nın yüzü....Tuvalindeki resme kızan bir ressam gibi, çevirdi aynasını geri...
Söndü gökkubbenin ışıkları.... Sabah oldu.....


LinkBack URL
About LinkBacks



Alıntı
