Siirt'te çok eski bir geçmişi olan Bakırcılık ve Kalaycılık, Siirt merkezinde, önemli diğer sanat dalları gibi şehrin kendi adıyla anılan çarşısında yıllardan beri varlığını sürdürmektedir.
Siirt Bakırcılar Çarşısı:
Her çarşının ayrı bir anlamı, tazeliği vardır. Siirt'te yaşam, sabahın ilk ışıklarıyla başlar. İlk uğrak yerleri büryancı olur ustaların. Güçlü bir kahvaltı sonrası dükkânlarının yolunu alırlar. Gecenin derin sessizliğini bakırcılar çarşısında kepenklerin açılmasıyla bozulur. Vurulan her çekiç darbesiyle ahenkli ritim başlar. Sabır isteyen sanatta, bakırı sanata dönüştüren Siirtli saffarlar bir ekol gibi nesilden nesile devam ede geldiğini görüyoruz.
Siirt'te çok eski bir geçmişi olan Bakırcılık ve Kalaycılık, Siirt merkezinde, önemli diğer sanat dalları gibi şehrin kendi adıyla anılan çarşısında yıllardan beri varlığını sürdürmektedir. Ekonomik yapı, hayat tarzını hızla değiştirdiğinden dolayı, alüminyum, plastik gibi ucuz alternatif malzemeler ortaya çıkar. Bu durum da bakırcılığın gerilemesine neden olur. Bakırcı dükkânlarında yanan ocaklar yok olan bakırcılık sanatı gibi, onlarda sönüyor maalesef teker teker. Geleneksel kültürün sürekliliği, bu zanaatın tamamen yok olmasını önler. Siirt'te bir zamanlar birçok ailenin geçim kaynağı iken şimdilerde kaybolmaya yüz tutmuş. Ancak bakırcılık sanatı ilimizde azalarak da olsa devam eder.
Aydınlar Caddesinin üst sokağında Saffarlar Camisi olarak ta bilinen Uryan Camisinin alt kısmında bulunan bakırcılar çarşısında yıllar önce yaklaşık 80 dükkânda yüzlerce usta el birliği edercesine hep birlikte bakırı döverek bakırdan yeni ürünler elde etmişlerdi. Çekiç ve tokmaktan çıkan seslerden kulaklar kapatılarak geçilen çarşıda baba mesleğini sürmeye çalışan 4-5 bakırcı, yok olan sanatı Siirt'te yaşatma savaşını veriyorlar. Bu mesleğin yaşatılmaya çalışıldığı küçük çarşıdaki bakır ustalarıyla görüşsek büyük ihtimalle bir dokunup bin ah işiteceğiz. Çok vefalı ustalar, mesleklerine olan gönül bağlarını kesip atamamışlar.
Köklü bir ailedir Bakırcılar ve hepsi birbiriyle akraba. Sanatlarının inceliğinden midir? Bilmem ama çok ince, kalender ve asil insanlardır ilimizdeki Saffarlar. Her ne kadar farklı soyadı almışlarsa da birbirlerine amcazade diye hitap ederler. Soyadlarına baktığımızda bile görürüz onların bakırcılığa ne denli gönül verdiklerini. Hepsi bakır sanatı ile ilgili soyadlarını almışlar. Aklıma gelen belli başlı soyadları şunlar: Bakır, Bakırcı, Demir, Kurşun, Sobacı ve İrey...
Halk inanışları arasında, bakırcılarda nasibini almışlar. Güzel bir adet olarak ta yıllarca Cuma günü melekler rahatsız olmasın diye çarşı esnafı dükkânını açmazmış.
Anlatılır ki, Saffarlar ile debbağlar ailesi arasında uzun yıllar süren tatlı rekabet yaşanmış. O zamanlar televizyon yok sinema yok. Keyifli zamanlar geçirmek için birbirlerini rencide etmeden ailelerinin üstün vasıflarıyla övünmüşler ve böylelikle de rekabette oluşmuş oluyordu kendi kendine.
Çocukluğumun bir bölümünün geçtiği dedemlerin cas konağının dergâh kapı girişin solundaki oda mutfak eşyalarına ayrılmıştı. Tamamı bakırdı ve mahalledeki tüm komşular istifadesine sunulmuştu. Çocukluk hatıralarımdan biri de dedemlerin "Rassınneboh" mevkiinde bulunan bağında, rahmetli ninemin büyükçe bakır tencerede pişirdiği et ve bulgur pilavının tadı hala damağımda desem yerinde olur. Sanki bakır madeni yemeğe farklı bir tat katıyor ve bakır tencerelerde pişen yemeğin tadına doyum olmuyordu. Oysaki şimdilerde düdüklü tencerede pişirilen yemeklerle kıyaslanamayacak derecedeki fark, kendini fark ettiriyordu. Memleketimde, ağızlarının tadını bilenler hala bakır tencereleri tercih ediyorlar ama.
50 yıl önce mutfaklarımızın vazgeçilmez aletleri, raflarımızdan hiç düşürmediğimiz bakır tabaklarımız şimdi salonlarımızda sadece dekoratif süs eşyaları olarak yer tutmaya çalışıyor. Onlar artık kimilerimizin eskiyi yâd etmek için evimizin bir köşesine koyduğu, geleneklerimizin simgesi olarak oluşturduğumuz şark köşelerinin vazgeçilmez süsü olmuş durumda.
Sabah erken başlayan gürültüler, heyecanlı ve oldukça yorucu koşuşturmalar akşama doğru yerini derin bir sessizliğe bırakırdı. Zaman, kum saati misali ağır ağır işler. Karanlığın perdesi inerken susar çekiç sesleri. Ritmik seslere ara verip ertesi sabahı sabırsızlıkla bekler bakırcılığa gönül veren ustalar. Çünkü her ne kadar geçim teknesi ise de onlar için vazgeçilmez bir tutku olmuştur.
Artık, ilimizde kullanılan ve hepsi mazide sisli bir hatıra olarak kalan 30 çeşit bakır malzeme ile evin ve evlenecek olan gelinlerin çeyizlerini süsleyen bakır kap-kacaklar.
Mabahiye, Mıhme, Batye Bergeş, Marcol, Çerğetun, Gımgem, Asrun, Melles, Mağrefe, Kakbe, Dıst, Gılden, Mahsel, Engeliye ve diğerleri...
Sosyolog hemşerimiz, kadim dostum Aydın AKTAY'ın konuyla alakalı şiiriyle noktalıyorum.
Saffarlar Çarşısı
Unutuldu
Saat Kulesi'nde ayarlandığı Süveyka'da zamanın
'Tillo'da her ermişin su çektiği kuyu kurudu'
Kalmadı
ırmak yağmurlarına duyarlı
hayretlere ayarlı çocuklar
sustu
ve büyüdü
Saffarlar Çarşısı'nın
Çekiç sesleri
Ulu Camii Minaresi'nin Çinileri buruk
Salkım salkım üzümü, zivzik narı ve balı
Siirt'in fazlasıyla üzerdi zılgıt çeken kızları...
Geleceğe güvenle yürümek için, mutlaka dönüp arkamıza bakmamız gerekir.
Yüzünüzden gülücükler eksik olmasın.
Kalın sağlıcakla...
Yazan: M.ŞakirÖZMAZI
sakir.56@hotmail.com
Sitemizdeki Unvanı: edebali
Haber-Kaynak: Siirtliler.Net Dergisi Sayı 7
16.03.2008


LinkBack URL
About LinkBacks







Alıntı
