MEHMET NURİ YARDIM, KÜLTÜR ÇALIŞMALARINI YORUMLADI
irt'in daha geniş kitlelere tanıtılması için kültür ve sanat çalışmalarına kesintisiz devam edilmelidir. Bu tür faaliyetlerde sivil toplum kuruluşları da sorumlulukları gereği üzerlerine düşeni yapmalıdır. SİİRT HABER AJANSI
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün bana göre en önemli ve hayırlı icraatlarından birisi de geçen yıl başlattığı "Türkiye Okuyor" isimli hayırlı ve milletimiz için çok gerekli, hatta hayatî olan kampanyasıdır. İstanbul Kültür Sanat Platformu adına Köşk’e çıkıp Cumhurbaşkanımızı ziyaret ettiğimizde bunu kendilerine ifade etmiştim. Sayın Gül, bu kültür meselesinin çok mühim olduğunu, kitap okumayı yaygınlaştırmak istediklerini ve konuyu takip edeceklerini o zaman ziyarette bulunanlara açıklamıştı. Bunun için Genel Sekreter Prof. Dr. Mustafa İsen’e talimat vereceğini söylemişti.
Evet "Türkiye okuyor!" Hem de çok okumalı. Hepimiz bıkmadan usanmadan okumalıyız, okumak zorundayız. Sanırım bu hayırlı düşünceyi ilk olarak hayata geçiren kişi Siirt’in eski Valilerinden Nuri Okutan Beydi. Heyecanlı ve gayretli valimiz, daha sonra Sakarya’da bu işi zirveye çıkarmış ve ardından Trabzon’a taşımıştı. Sayın Nuri Okutan şimdi de Şanlıurfa Valisi olarak göreve başladı. Hayırlı uğurlu olsun. İnanıyorum ki Siirt’te başlattığı, oradan da Sakarya’ya, ardından Trabzon’a taşıdığı o kutsal kültür bayrağı, Şanlıurfa’da da dalgalanmaya devam edecek. Okutan’ın yardımcısı Orhan Alimoğlu da Türkiye’de kitaba en çok değer veren bir bürokrat olarak çok ciddî katkıda bulunmuştu. Alimoğlu şimdi Aksaray Valisi ve yine halkımıza, öğrencilerimize kitap okutmakla meşgul. Zaman zaman İstanbul’a gelen ve kültür çevreleriyle temas kuran Sayın Alimoğlu, ülkemizin aydınlanmasında en büyük payın sahiplerinden biri olarak kültür tarihimize geçecek bir idarecidir. Elazığ bir ara önemli bir atağa geçmişti. Hazar Şiir Akşamları ile şairlerin gönüllerini çelen bu şehrimiz de hep göz kamaştıran faaliyetlerin sahibi oldu. Şimdi Mardin Valisi Hasan Duruer ve Milli Eğitim Müdürü Hasan Dal aydınlık düşünceleriyle toplumuzu ileriye taşıyorlar.
VEYSEL KARANİ SEMPOZYUMU
Düne kadar sadece terör haberleriyle anılan Siirt, şehirde düzenlenen sempozyumlar, verilen konferanslar ve gerçekleşen kültürel faaliyetlerle adını basında olumlu şekilde duyuruyor. Geçen yıl muhteşem bir İsmail Hakkı Sempozyumu gerçekleşmişti.
Bugünlerde de Veysel Karani Paneli ve Anma programı tamamlandı. 18-20 Haziran tarihleri arasında Siirt Valiliği tarafından tertip edilen bu önemli programda, dinimizde anne sevgisiyle özdeşleyen ve Sevgili Peygamberimiz Hazret-i Muhammed’in hırkasını verdiği şahsiyet olan Veysel Karanî yâd edildi. Bilindiği gibi Hazretin mekânı Siirt’in Baykan ilçesine yakın bir yerdedir. Bu programın üç gün devam ettiğini basından öğrendik. Mehmet Ünal, Ali Bakkal, Veysel Kasar, Harun Reşit Demirel, M. Salih Arı, Hüseyin Akpınar, Abdülkadir Aydın ve Hasan Tanrıverdi burada tebliğ sunan pek çok akademisyenden birkaçı. Yurt içinden ve dışından bir çok ilim adamının katılıp tebliği sunduğu toplantıda sahnelenen bir oyun da dikkati çekmiş ve büyük ilgi görmüş. Vali Necati Şentürk burada yaptığı konuşmada Valiliğin yayımladığı dört ayrı kitabın tanıtımını yapmış. Şentürk’ün Siirt gazetesinde okuduğumuz açıklaması çok önemli. Kendisi de şiir yazan ve edebiyatçıların dostu olan Necati Şentürk, Valilik bahçesinde yaptığı konuşmada özetle şöyle demiş:
"Şehirlerin kültürel zenginlikleri, tarihleri ve doğal özellikleri ölçer. Şehirler vardır, mânâ yoksunudur, şehirler vardır mânâ doludur ve kültürel zenginlikleri ile tanınırlar. Siirt, bu değerleri bünyesinde barındıran şehirlerden biridir ve Osmanlı tarihi boyunca bölgenin eğitim merkezi olmuş, hatta Osmanlı Sarayı’na buradan bir ışık göndermiş ve İbrahim Hakkı Hazretleri, Marifetname’nin bir nüshasını Osmanlı Sarayı’nda yazmıştır."
Şehirden daha sonra Ziyaret ilçesine gidilmiş ve Veysel Karani’nin türbesi ziyaret edilmiş. Burada da eğitimci yazar Muammer Erdönmez’in yazdığı "Veysel Karani ve Anne Sevgisi" isimli oyun sahnelenmiş. Misafirler programdan sonra başta Marifetname’nin müellifi İbrahim Hakkı Hazretleri’nin de medfun bulunduğu Tillo’yu (Aydınlar) ve diğer tarihî ve kültürel yerleri gezmişler. Bu güzel programın dâvetiyesini almıştım. Sağolsun Siirt Valimiz Necati Şentürk tâ İstanbul’a bir dâvetiye yollatmıştı. Dost gazeteci Hıfzullah Eryeşil de ayrıca e-posta ile çağrısını yinelemişti. Ama ne mümkün, keşke gidebilseydim, o konuşmaları dinleyebilseydim, Veysel Karanî sevgisini yüreğimde daha çok kökleştirebilseydim... Mücadele gazetesinden öğrendiğime göre aynı günlerde Siirt’in manevi dinamiklerinden Şeyh Celâleddin Kardeş için bir anma toplantısı ve Mevlid-i Şerif düzenlenmiş. Üstelik bu program her sene devam ediyor. Bu hareket de vefalı bir davranış ve kadirbilirlilik olarak çok mânidardır.
ÖLÜ DERNEK Mİ, CANLI DERNEK Mİ?
Türkiye genelinde Siirt dernekleri çoğaldı. İstanbul’un yanı sıra Ankara İzmir, Bursa, Kocaeli, Mersin ve daha bir çok şehirde bu dernekler kuruluyor. İstanbul’da en eski ve köklü dernek SİDER. Genel Başkanı tecrübeli gazeteci, Tercüman gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Aydın Candabak. Candabak, kültürel birikimiyle İstanbul’daki Siirtlilerin gönlünde bir sevinç rüzgârı estirdi, bir ümit ışığı oldu. İnşallah coşkulu faaliyetlerle SİDER makus talihini yener ve ayağa kalkar. Kocaeli’ndeki Siirtliler Derneği’nin Başkanı Bayındırlık Müdür Yardımcısı Adnan Gülyeşil. Gülyeşil de kitap dostu ve okumayı seven bir kişi olarak göz dolduruyor. Geçenlerde Ali Fuad Başgil toplantısının yöneticisi olarak davet edildiğim bu güzide şehrimizde kendisiyle tanıştık ve sohbet ettik. İnşallah bu şehrimizde önemli hizmetlere imza atacak.
Derneklerin çoğalması önemli ama hiçbir zaman yeterli değil. Kültürel faaliyetleri önemsemeyen derneklere doğrusu ben de hiç değer vermiyorum. Bir ara İstanbul’da bir derneğin açılışına dâvet edildim. Bütün yoğunluğuma rağmen hazırlanıp gittim. Orada bana da bir konuşma yaptırdılar. Ben tabiî düşüncelerimi anlattım. Bu derneğin kültürel faaliyetlere mekân olması, derneğin geniş olan merkezinde hemen bir kütüphane kurulması, düzenli olarak konferans ve sohbet toplantılarının hemen başlaması gerektiğini söyledim. Bu konuda kendilerine gönüllü olarak yardımcı olabileceğimi de ifade ettim. O toplantıya değerli işadamı Ethem Sancak da katılmış ve bir konuşma yapmıştı. Derneği kuranlar sözlerimi takdir ettiler ve tavsiyelere uyacaklarını söylediler. Aradan dört beş yıl geçti, ne arayan var, ne soran... Büyük ümitlerle kurulan o anlı şanlı dernek binası da İstanbul’daki binlerce ‘ölü dernek’ten biri, sıradan bir kahvehane olup çıkıverdi.
VALİLİKTEN KÜLTÜR YAYINLARI HAMLESİ
Siirt'in köklü tarihi ve kültürünü tanıtmak amacıyla dört yıllık araştırmalar sonucunda elde edilen bulgular, Vali Necati Şentürk’ün talimatıyla kitaplaştırıldı. 4 ayrı kitap halinde bastırılan ve 5 ayrı ilçedeki Osmanlı eserlerini tanıtan yayınlar, Valilik önünde düzenlenen resepsiyonda kamuoyuna tanıtıldı. Siirt Valisi Necati Şentürk galada yaptığı konuşmada, "Siirt içinden üç kent çıkaran ve topraklarının 3’te 2'sini kaybetmesine rağmen mânâ ve kültür açısından Türkiye'nin en zengin yörelerinden birisidir. Van 100. Yıl Üniversitesi'nden Doç. Dr. Ali Boran, 8 yıl süren hassas bir çalışma ile Baykan, Kurtalan, Eruh ile Şirvan ve Pervari ilçelerimizdeki Osmanlı ve Selçuklu dönemlerine ait eserleri araştırdı ve bu eserler meydana geldi. Yakın bir zamanda da Aydınlar ve il merkezindeki eserleri tanıtan kitapları yayınlayacağız." dedi.
Yıllardan beri beklenen önemli bir Divan vardı. 48 bin beyitten oluşan Sultan Memduh Divanı’nın da 5 kitap halinde basılacağını ve ilk kitabının basıldığını belirten Vali Şentürk, kültür ve eğitim çalışmalarına ağırlık vermeye devam edeceklerine söylemiş bulunuyor. Konuşmalardan sonra Siirt’i tanıtan "Beyaz Kent Siirt" filminin gösteriminin ardından kitapların dağıtımı yapılmış.
Öğrendiğime göre Siirt’i her yönüyle tanıtacak bir kitabın hazırlığı ayrıca devam ediyor Valilik bünyesinde. Sanırım çok önemli bir çalışma olacak bu. Siirt’in envanterinin, görüntülü malzemelerle de zenginleştirileceğini öğrendiğimiz bu eseri dört gözle bekliyoruz. İnşallah herkesin takdir edeceği kıymetli bir eser ortaya çıkar. Hâlâ 1970’lerdeki bilgilerle yetinilmemeli tabiî ki.
Siirt kültürel atağa girmişken, bir sanat rüzgârı bu güzel şehrimizde eserken Ethem Sancak ve Onur Soysal gibi değerli iş adamları da himmetlerini esirgememeli, bu konularda da destek olmalıdırlar. İş adamlarımızdan da kültür çalışmalarına önem vermelerini bekliyoruz. Meselâ "Türkiye Kitap Okuyor!" kampanyasına onlar da destek olmalı ve Valilikle işbirliğine girerek şehrin bütün öğrencilerine kitaplar armağan edilmelidir. Bu kitapların seçimi bir komisyon tarafından titizlikle yapılmalıdır.
DAİMİ BİR FESTİVAL
Önümüzdeki seneden itibaren bir "Siirt Festivali"nin yapılmasının, her sene aynı tarihlerlerde tekrarlanmasının gerekliliğini düşünüyorum. Okulların açık olduğu bir zamanda düzenlenmeli bu festival. Meselâ Mayıs’ta veya Haziran’ın ilk haftasında. O festival çerçevesinde edebiyat, sinema, tiyatro, müzik, geleneksel sanatlarla ilgili çalışmalar sergilenmelidir. Şiir, hikâye ve makale yarışmaları düzenlenmelidir. Pervari’de Kaymakamlık tarafından bir hikâye yarışması açıldı bu yıl. Sanırım müracaatlar da var. Siirt Valiliği de şehrin sembol isimlerini vereceği, Türkiye genelinde üç ayrı ve büyük yarışma açabilir. Bunlar "İbrahim Hakkı Hazretleri Makale Yarışması", "Veysel Karani Hikâye Yarışması" ve "Sultan Memduh Şiir Yarışması" şeklinde ilân edilebilir. Her sene tekrarlanacak olan bu yarışmalar için Türkiye genelinde tanınan jüri üyeleri oluşturulmalı, yarışmalar vesilesiyle gençlerin yetiştirilmesi sağlanmalı ve yeni bilginlerin ve şairlerin ortaya çıkmasına yol açılmalıdır. Bu yarışmalara sanırım işadamlarımızın kurduğu müesseseler sponsor olur.
Ayhan Mergen, Ahmet Arıtürk, Cumhur Kılıççıoğlu ve Hıfzullah Eryeşil gibi çok değerli gazetecileri bulunan bu şehrimizde Siirt, Mücadele ve Umut gibi gazetelerde çıkan haberler sevindiricidir. Gün geçmiyor ki, bu gazetelerde sevindirici bir kültür sanat haberine rastlamayalım. Türkiye’nin her yerinde görülen kültürel şahlanış Siirt’te de kendisini apaçık gösteriyor. Buna sevinmemek mümkün mü? Ama bu haberlerin artması ve gençlerimizin sanatın bütün dallarında kendilerini ifade edebilmesine imkân sağlanmalıdır. Bunun için halk eğitim merkezleri ve sivil toplum kuruluşları gereken zemini hazırlamalıdır. Geleneksel sanatlarımıza Türkiye genelinde büyük bir alaka gösteriliyor. Bu ilgi Siirt’te de olmalı ve meselâ Eylül ayından itibaren Hat, Tezhip, Ebru, Minyatür sanatları ile Osmanlı Türkçesi öğretilmelidir. Bu kursların hocaları büyük şehirlerimizle temaslar kurularak temin edilmelidir.
SİİRT EVİ MÜZE OLMALI
Uzun zamandan beri Siirt Evi olarak bilinen Tillo (Aydınlar)’daki binanın korunması için yayınlar yapılıyor. Bu evin müzeye çevrilmesi mümkün. Hem otantik Siirt Evi korunmuş hem de müze ihtiyacı giderilmiş olacak. Osmanlı Meclisinin Siirt Mebusu olan Şeyh Nasreddin’in konağıymış bu ev. Ama dış cephesi son derece sanatlı, işlemeli ve orijinal bir yapı olarak gözümüzü ve gönlümüzü okşuyor. İnşallah gösterilen bu hassasiyet sonucunda bu kıymetli ev kurtarılır; gelecek nesillere tarihî ve mimarî mirasımızın hiç olmazsa bir örneği bırakılmış olur. Şehrin içinde de modern bir binada Siirt Müzesi bir an önce kurulmalıdır. Bu müzede şehirde bugüne kadar yayımlanmış olan bütün gazeteler, dergiler ve kitaplar temin edilerek iyi bir arşiv tesis edilmelidir.
ARITÜRK’ÜN ESERLERİ
Siirt’le ilgili ilk kitapları bir başka yazımda tanıtmıştım, hatta o yazımda çocukluğumdan itibaren şehrimizin tanıdığım şair ve yazarlarından kısaca bahsetmiştim. Özellikle şehir tarihi olarak Bekir Sami Seçkin'in Siirt Tarihi eseri ciddî bir araştırma olarak hâlâ aşılabilmiş bir çalışma değil. Bugünlerde memleketten bir paket geldi. Tahmin olunacağı gibi bir demet kitap. Ahmet Arıtürk’ün yeni eserleri...
İlki Hatemül Enbiya, Alemlere Rahmet Hz. Muhammed (s.a.v.) İkinci kitap Mesnevi’den Öğütler... Üçüncü eser Siirt ile İlgili Anekdotlar... Bu kitapta şehrin tanınmış simaları ve meczupları, Siirt Arapçası ile türküler, maniler, şiirler ve şehrin örf, âdet ve gelenekleri anlatılıyor. Bu kitabı Ahmet Arıtürk oğlu Muhammed Fatih Arıtürk ile birlikte hazırlamış. Ve son üç kitap Arıtürk’ün şiir kitaplarından oluşuyor.
Ahmet Arıtürk Mevlânâ’dan Yûnus Emre’ye, Nasrettin Hoca’dan İsmail Fakirullah’a, Sultan Memduh’tan İbrahim Hakkı’ya pek çok maneviyat büyüğü için şiirler yazmış. Onlardan biri Yûnus içindir. Hatta bu Türkmen dervişine birden fazla şiiri kaleme almış. İşte "Yunus Dedikleri"nden birkaç mısra:
Yûnus dedikleri bir koca âşık
Coşkun ırmak gibi akar durulmaz
Her bir sözü cevher her sözü ışık
Dolaşır dillerde hiç unutulmaz
Dağdan alıç toplar iri habbeyi
Seçer de doldurur koca heybeyi
Bir kıtlık yılında un alsın deyi
Dergâha götürür eli boş varmaz
Böyle devam edip gider Yûnus destanı... Ahmet Arıtürk’ün şiirlerinde tasavvufî derinlik görürüz. Mahallî unsurları kendi gönül süzgecinden geçiren Arıtürk manevi coğrafyamızın enginliğinde yüzerken temel değerlerimizin farkında olan bir şair olarak hassasiyetini göstermekte ve gelecek nesillere son derece anlamlı ve güzel mısraları armağan olarak bırakmaktadır. "Âbid" müstear adını da kullanan şairimizin "Aşk İmiş" şiirini çok sevdim ben. Bu şiiri size sunmak isterim:
Âşık geldim, âşık giderim yine
Alın yazım âşık yazılmış dostlar
Mecnun gibi dâvâ güderim yine
Bize aşktan nasip verilmiş dostlar
Yaşım kırkı aştı aşkım taptaze
Dersin yeni gelmiş gibi aşk bize
Ne hacet var derim bu uzun söze
Adımız âşığa yazılmış dostlar
Aşktır diri tutan, genceden bizi
(Kocadın) diyenler renc’eder bizi
Bilenler bilirler önceden bizi
Yüzümüz aşk ile süzülmüş dostlar
Aşkta sabit kadem olunca âşık
Sözü bala benzer sevilir artık
Aşkımıza kanlı yaşımız tanık
Yüreğimiz aşkla kanolmuş dostlar
Aşk olmazsa koca kâinat bile
Anlamsızdır ABİD kulak ver hele
Dünyanın dönüşü bile aşk ile
Sebebi mahlûkat aşk imiş dostlar
Ahmet Arıtürk’ün şiirleri ve bütün eserleri üzerinde daha fazla durulmalıdır. Bu şehrimizin üniversitesinde sanırım Türk Dili ve Edebiyatı bölümü vardır. Öyleyse bu bölümde okuyan öğrencilerimiz, yaşadıkları şehrin değerleri hakkında bitirme tezleri yapmalıdırlar. Yaşayan sanatkârlar arasında hakkında tez yapılacak isimlerin ilki Hilmi Yavuz ise, diğerleri de Ahmet Arıtürk ve elbetteki Cumhur Kılıççıoğlu’dur. Öğrencilerimizin Siirt türkülerini, manilerini, ninnilerini, şarkılarını, hikâye, darb-ı mesel, atasözü ve menkıbelerini de derlemesi ve günışığına çıkarması gerekiyor. Bu konuları öğrencilerimizin hocaları mutlaka düşünüyorlardır. Bu tezlerin yapılması ve ardından kitaplaşması kültürel gelişim bakımından son derece önemlidir. Bir şehir sadece maddi kalkınma ile büyümez, kültürüyle, ait olduğu medeniyetin temel unsurlarıyla gelişir, büyür ve göz kamaştıracak bir duruma gelir. Ben Siirt’teki idarecilerimizin, şehrin içindeki ve dışındaki iş adamlarımızın, bürokratlarımızın, idarecilerimizin, aydınlarımızın bu şuurda olduğuna inanıyorum.
Evet, başlıkta da belirtmiştim, Siirt’te kültürel bir atak gözleniyor. Ama bu heyecanın sürekliliği, bu konulara ilgi gösterecek olanların sayısıyla ve özel gayretiyle mümkün olabilecektir. Herkes kendi doğduğu ve yaşadığı şehir, ilçe, kasaba ve köy için neler yapabileceğini düşünmeli ve kolları sıvamalıdır. Ülke olarak kurtuluşumuz da zaten buna bağlıdır. Çünkü kültürel gelişme millî ve manevi gücümüzü ortaya çıkaracağı gibi ekonomik kalkınmanın da temelini oluşturacaktır. Üstelik bunu bir görev olarak kabul etmeliyiz. Çünkü hepimiz şehirlerimize, doğup büyüdüğümüz topraklara karşı sorumluyuz. Bu borcumuzu da ancak bu tarz çalışma ve faaliyetlerle kapatabiliriz. Başka şekilde değil.
07 Temmuz 2009 Salı
Siirt'in Haber Merkezi : www.siirtajans.com [ Siirt’te kültürel atak ]


LinkBack URL
About LinkBacks





Alıntı
