Hacı Ali Çakmak, gerçekten Siirt’in sembollerinden biriydi. İş hayatına HAMALLIKLA başlamış ve gün gelmiş Siirt’in en zengini olmuştu. Ama maalesef, ömrünün sonunda TEFECİLERE kurban olarak, iflas etmiş, fakir ve perişan bir halde, hem de gurbette ölmüştü.
Hacı Ali Çakmak ile kapı komşuyduk. Bu açıdan, kendisini çok iyi tanırdım. Gençlik yıllarında, çok iyiliklerini gördüğünü devamlı söylediği Rahmetli Dedemden hep “BABA” diye bahsederdi. Resmiyette adı EVREN olan, halkın ÇAKMAK olarak adlandırdıkları mahalleyi o kurmuştu. Çakmak Mahallesinin bütün arazisi de O’nundu. Küçük yaştan itibaren hamal olarak çalışan ve Siirt’in en zengini durumuna gelmişken, ani bir şekilde iflas ederek, Tefecilerin girdabına düşen Hacı Ali Çakmak ile ilgili birkaç anıyı kendi ağzından nakletmek istiyorum.
“Ben, bu serveti hamallıktan yaptım. Hamallık yaparken BOZO adını verdiğim bir eşeğim vardı. Bozo’nun sırtına iki çuval, kendi sırtıma da bir çuval alırdım. Yük götürdüğüm zaman, ev halkına danışmadan yükü indirmezdim. Yükü, istenilen yere götürürdüm. ‘Dama çıkar’ bile deseler üşenmez, çıkarırdım. Yükü, boşaltacaklarsa kendilerine yardım eder, ‘hazır gelmişken, evde bir yerden bir yere taşınacak eşya varsa yardımcı olayım’ derdim. Benim bu şekilde davranmam, özellikle evlerdeki hanım anaları memnun eder, kocalarına: ‘Yük göndereceğin zaman, Ali’den başkasına verme’ diye tembihlerlerdi. Hamalken, genelde buğday taşırdım. Bu bakımdan, buğday konusunda önemli tecrübem ve birikimim vardı. Hangi buğdayın, ne için kullanılabileceğini, piyasada benden daha iyi bilen yoktu. Hamallıktan sonra, Allaf (Buğday Satıcısı) oldum. Toprak sahibi ağalar, beni çok severlerdi. Buğdaylarını ya bana satar, ya da satayım diye bana verirlerdi. Sonra, Siirt’te ilk Bulgur Fabrikasını kurdum. Benim, Bulgur Fabrikası kurmam, Antep’ten getirilen bulgurun yarı yarıya düşmesini sağlamıştı. Siirtliler, buğdaylarını benden alıyorlardı. Çünkü, istedikleri buğdayın âlasını işliyordum.”
Aynı Hacı Ali Çakmak, iflas ettikten sonra, İstanbul’a gitmişti. Zar-zor başını sokacak bir ev kiralamıştı. Bir gün, iş aramak için gittiği bir fabrikada, garip bir buluşma yaşamıştı. Kendi dilinden anlatayım:
“İş aramak için bir fabrikaya girdim. Adamlar, ‘iş yok’ dediler. Sonra, uzaktan beni gören patronları, adamlarına seslenerek, ‘yazıhaneye getirin’ emrini verdi. Fabrikanın içindeki yazıhane bölümüne gittim. Adam bana: ‘Hele otur Hacı Ali. Sen beni tanımadın ama, ben seni tanıdım’ dedi. Sonra, kendisini anlattı. Meğer, Baykanlı olan fabrikanın patronu, bir zamanlar benim bulgur fabrikamda işçi olarak çalışmıştı. ‘Her ay gel, sana para vereceğim’ dedi. Kabul etmedim, ‘iş istiyorum’ dedim. O zaman, ‘Fabrikanın bekçisi olur musun?’ dedi. Memnuniyetle kabul ettim.”
Evet, Hacı Ali Çakmak, bu hamallıktan, Siirt’in en zengin adamı unvanına sahip iş adamı, işte böyle bir duruma düşmüş, yanında çalışan işçinin fabrikasında bekçi olmuştu. Ama, tatil için geldiği Siirt’te adamdan öylesine sitayişle bahsetti ki. Bana: ‘Bu adamı Gazeteye yaz. Öyle insanoğlu insanı herkes tanısın. Gidince ona da bir gazete götüreyim’ dedi. Şu anda, adı aklımda olmayan bu adamın adını ve adresini o zaman gazeteye yazarak, Hacı Ali’ye verdim. ‘Allah yırham Baba’ dedi.
Hacı Ali, perişan bir halde ölürken bile, adına çok sayıda gayrimenkuller kayıtlıydı. Ama, hepsi, tefeciler tarafından gasp edilmiş, parsellenerek talan edilmişti. ÇAKMAK MAHALLESİNİ yaptığında, bir çok kişinin ev sahibi olmalarını sağladı. Ayda 500 TL taksitle daireler sattı. Koca bir mahalle inşa etti ama, öldüğü zaman İstanbul’da izbe bir dairede kiradaydı. Allah Rahmet etsin…