3. sayfa - 10 sayfa var BirinciBirinci 12345 ... SonuncuSonuncu
93 sonuçtan 21 ile 30 arası
  1. #21


    Yusuf İLÇİN
    Array
    Üyelik tarihi
    21.01.2008
    Yer
    Bulgaria
    Mesajlar
    10.994
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    http://imageshack.us/

    Lütfen resim boyutlandırmasını 640*480 ebatlarında yapın

  2. #22
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    21.01.2011
    Mesajlar
    85
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart


  3. #23
    Super Moderator Array
    Üyelik tarihi
    28.07.2007
    Mesajlar
    1.309
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    @bohun
    gerçekten güzel yazıyorsun. keşke ben de senin gibi güzel yazsam. ama eklediğin resimleri okumak tam bir işkence. bu yüzden aşağıda belirtilen yeri işaretlemen çok daha güzel olur.


  4. #24
    Şahin Özbilici Array
    Üyelik tarihi
    25.12.2010
    Yer
    Siirt-(Veleye)
    Mesajlar
    814
    Tecrübe Puanı
    32

    Standart

    Alıntı Kont Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
    @bohun
    gerçekten güzel yazıyorsun. keşke ben de senin gibi güzel yazsam. ama eklediğin resimleri okumak tam bir işkence. bu yüzden aşağıda belirtilen yeri işaretlemen çok daha güzel olur.

    Güzel bir konuya değinmişsiniz...Teşekkürler...

  5. #25
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    21.01.2011
    Mesajlar
    85
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart Adam ile Gençkızın Hikayesi Bitiyor...


  6. #26
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    21.01.2011
    Mesajlar
    85
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart Adam ile Gençkızın Hikayesi Bitiyor...


  7. #27
    Super Moderator Array
    Üyelik tarihi
    28.07.2007
    Mesajlar
    1.309
    Tecrübe Puanı
    10

    Standart

    'aşk "sahip olma" tutkusu değildir; sevgiliyi özgür bırakmak, özgür düşünmek, özgür algılamaktır.'

    @bohun;

    çok iddialı bir laf olmuş. tebrikler

  8. #28
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    21.01.2011
    Mesajlar
    85
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart Adam ile Gençkızın Hikayesi Bitiyor...


  9. #29
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    21.01.2011
    Mesajlar
    85
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart Adam ile Genç Kızın Hikayesi….

    Veda edişimden tam iki gün sonra, her günkü gibi sabah erkenden yine Güres’teydim; kar yağıyordu. Ama bu kez yaşamımdan duyduğum katıksız bir sevinçle hızlı hızlı değil, ilgisiz ve dalgın, sarsak sarsak yürüyordum; İçimde heyecanı, umudu hak getire!

    Derken onun karşıdan geldiğini gördüm, karşılaşmamak için hemen karşı kaldırma geçtim, başım önümde yürümeye devam ettim. Birden onun sitem dolu, sert sesini duydum, öfkeyle yüzüme bakarak, “konuşmamız gerek” dedi. Tam karşımda duruyor, kaşları hafif çatık, yüz gergin, sorgulayan gözleri gözlerimi arıyor....

    Konuşmaya başladık, öğlenüstüydü, masanın başındaydık. Nasıl anlatayım bilmem ki: Genç kızın ta yanındaydım, başımı başına doğru eğmiştim, dizlerimiz arada bir temas ediyordu, yani göz göze diz dizeydik: Bu yakınlık içime işleyen bir haz veriyordu bana. Ben onun yakınlığını nasıl duyuyorsam, o da benimkini öyle mi hissediyordu acaba?

    Kendisine karşı tavır ve sözlerimde farklılık gördüğünü, “bunun nedenini öğrenmek istiyorum” dedi. Yazdığı “yarım yamalak” sözlerin ne anlama geldiğini anladığımı, düşüncesine saygılı olduğumu söyledim. Çok sinirlendi, o yazıların iki şaire ait olduğunu, kendi duygularında herhangi bir değişiklik olmadığını söyledi.

    Ve işte o an, zaman da benimle birlikte duruvermişti sanki: işte o an, diye düşündüm, en tatlı an belki de, mutluluktan önceki, mutluluğun kendisiyle bile degişilemeyecek an...

    Kaşların çatıklığı gitmiş, iyice açılmış, bana çevrilmiş bakışları, ağır bu iki yeşil göz, sorguluyordu ama muhabbetle de doluydu baştanbaşa.

    Akşam yine Güres’te karşılaştık; anlamlı bakışıma gülümseyip göz kırparak karşılık verdi…Bu kez bakışlarındaki anlam o kadar ayrıydı ki...

    Tanrım bizim için mi bu günü bu kadar aydınlık ve bu kadar güzel yarattın? Benim için mi?

    Güres, Hayat; Hayat, Güres’tir.

    Aşkım Siirt’in çıkmaz sokaklarında ıslık çalan fırtına gibi,
    Güres labirentini alt üst edip geçen çöl kasırgalarının çığlıkları gibi.

  10. #30
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    21.01.2011
    Mesajlar
    85
    Tecrübe Puanı
    17

    Standart Adam ile Genç Kızın Hikayesi….

    Romanlarda Genç kız-yaşlı adam hikayeleri...

    Kendi Kültürümüzden
    Sinekli Bakkal: Halide Edip Adıvar
    Rabia: 17 yaşında , Hafız ve Mevlidhan
    Bilal: 17 yaşında, Galatasaray Mektebi’nde öğrenci
    Galip Bey: 20’li yaşların başında, yüksek bürokrat oğlu ve Jön Türk (Entelektüel)
    Peregrini: 50’li yaşların ortalarında, İspanyol kökenli piyano hocası
    xxxxxxxxxxxxxxxxxxx
    ....Bilal kızın arkasın­dan dükkana girdi. Ağır aır dükkanı, mutfağı geçtiler, hasırın üstüne, karşı karşıya oturdular. Artık gzlerini birbirlerinden saklıyorlar, fakat ikisi de konuşmak isti­yor, yalnız söyleyecek lakırdı bulamıyor /.../ İkisi de göğüslerinde demir örsü gibi işleyen yüreklerinin çarpıntısını birbirlerinden saklamak istiyordu./.../ Rabia, evvela kollarının, sonra yakasının şeritlerini saydı, parmakları Bilal'in çenesine dokundu. Buz gibi soğuktu ve biraz titriyordu. Bilal'in dudakları parmaklarına değdi ve orada biraz kaldı... Rabia kısık bir sesle:
    — Gelecek hafta mektepten çıktığın gün seni konakta görürüm, dedi.
    Yalnız kalınca gazları söndürdü, ayaklarını sürüyerek merdivenleri çıktı. Şiltesini yükten çıkardı. İlk defa yatsı namazını kılmadan yatağa girmişti. Uykusu yoktu, biraz sonra kalkardı. Gözleri tavanda düşünürken kısa parmaklı, buruşuk, katı iki el omuzlarından yakaladı. Dudaklarına sıcak bir şey dolmuştu. Bu bir rüya idi, fakat gergin vücudu gevşedi, rüyasız bir uykuya daldı.
    Bir hafta sonra Sabiha Hanımı dedi ki:
    — Rabia, sana kısmet çıktı; Galip Bey seni istiyor. O ne surat maymun? Daha iyisini nerede bulacaksın? Babası zengin, ne kaynana, ne görümce var, bir evin bir kadını olacaksın.
    Rabia asık bir suratla:
    Ben koca istemiyorum, dedi.
    /..../
    ... Cuma günü Bilal, mektep üniformasıyla gül fidanlarını çapalamaya çıktı. Rabia ile konakta ilk karşılaşmaları orada olmadı mıydı? Kız mutlak oraya gelecekti. Uniformasını da çıkaramazdı. Kızın ince parmakları kollarının, yakasının şeritlerini saymıştı ve... Parmaklarının ucu da dudaklarına dokunmuştu. /..../ Bilal, konuşmak için gene ne kadar kafasını yorduysa, nafile oldu. Bir tek kelime bulup soyleyemedi. Fakat Rabia, ondan konuşmak beklemiyordu. Bilal, ona, gelip geçen bir bahar günü gibi! Ondan, sihhati, biraz vahşi güzelliği, biraz da ilk kendi yaşında temas ettiği insan olduğu için, hoşlanıyor.

    /…/
    Bilal’in Rabia'ya, kapılması öyle ilkel maddi bir gençlik hissi degildi. O, hiç de Rabia'nın düşündüğü gibi ham, kafasız değildi. Tahlil etmeyi bilmese bile gene karışık derin hisleri vardı.
    Rabia'ya gelince, onun Bilal'e karşı beslediği his, geçici bir iç güdü belirtisi, bir ağaçtan bir ağaca koşan bir kuşun rabıtası.
    /.../

    Fakat bu lakırdı Rabia'nın içini sıkar... Çünkü o, belirli sanatları olan, olgun ve düşünceli adamlar arasında büyümüştür. O, Bilal ile sade oynamak ister. Bazan Bilal'in lakırdısını kesmek için Vehbi Dede'den, Peregrini'den bahsetmek ister.

    /.../

    Bilal, içine dolan, taşan bu büyük şeyleri Rabia'yı anlatamamaktan, belki hiçbir zaman anlatamamak ihtimaliyle üzgün, ilk defa olarak bir düşmana hücum eder gibi kızı kuwetli kollarıyla sarmış, ve ilk ve son defa dudaklarından öpmüştü.
    Bilal'in, üstü ipek tüylü, sıcak dudakları Rabia'nın agzına dokunur dokunmaz, uçan bir kuş gagası gibi dudaklarından kalbine kadar gitti, içini tatlı tatlı sızlattı. Gozlerinin yeşil alevleri parıl parıl yanıyor, çıplak dalların arasında hızlı hızlı yürüyor ve kendi kendine:
    — Bu oğlan acaba neden Karagoz'deki Tuzsuz Bekir gibi konuşmaktan zevk alıyor, dünyanın anasını ağlatmak istiyor, diye üzülüyordu.

    Yaz tatilinde iki çocuğun bahçede sık sık buluşmaları, uşakların gözünden kaçmadı. Gerçi bu buluşmalar saklı değildi, ikisi de sevdalı gibi gizli köşe aramamışlardı.
    /.../
    Peregrini cevap vermedi, kızın ta gözlerinin içine baktı. Belki kendi de varlığından haberdar olmadığı bir hissini kıza gösteriyordu. Her nedense kız sıkılmıştı, kirpiklerini indirdi, dizlerinin üstünde duran ellerine bakıyordu. Bir an evvel Bilal'in hatırası nasıl içini sızlattıysa Peregrini'nin bu garip bakışı da aynı tatlı sızıyı yapıyordu. Bu ne demekti?

    /.../
    Ya ihtiyar çalgıcılar anasız mı doğarlar?
    — Siz ihtiyar degilsiniz ki...

    Neden Rabia'nın onu ihtiyar bulmamasından bu kadar sevinmişti? Bunuyor muydu?

    /.../
    Fakat Rabia’nın kalbinin binbir kolu tek adamı sarmak için açılmıştı, ...bir hafta sonra yine Peregrini yoktu.
    /.../
    Kader, bir Müslüman kızının gönlünü bir kafire vermiş,. Kafirin de anası ölmüş, ortadan kaybolmuş. Belki bir daha dönmeyecek. /.../ Fakat Halik bütün insani sevinçleri, sevgileri kıskanır. Ve Peregrini hayatından kaybolunca şuurunun alt tabakasındaki bu korkunç inanç yavaş yavaş yükseldi.
    /.../

    Rabia, “Ne vakit gelecek, söyle de artık dönsündiye yalvarırdı. Fakat Vehbi Efendi onu ziyarete geldigi günler, hiç birtürlü ona, Peregrini'den haber sormaya cesaret edemiyordu.
    /.../
    Karar: Gönlümün bin bir kolundan biri mutlak bir gün Peregrini'yi yakalayacak. Onu Muslüman edecek, onunla evlenecek.

    Mart ayının son günlerinde bir sabah Peregrini Sinekli Bakkal'a çıkageldi.
    Peregrini'nin yanakları çökmüş, şakaklarındaki kırlar biraz daha çoğalmıştı.
    - Ben sizi çok önemli bir mesele için görmeye geldim.

    Peregrini'nin yüzü çok ciddi, çok endişeli

    ( Rabia’nın) damarlarındaki genç kanı, şeytan akıntısı gibi dolaşıyordu.

    Çok yalnız kaldım, Rabia Hanım, sizinle evlenmek istiyorum
    Bana da sizsiz yaşamak çok güç geldi.

    /.../
    -Yeni adım ne olacak
    -Osman

    Rabia mayısın ilk günü evlendi.
    Osman (Peregrini) kapıdan girip, kapı kapanıncaya kadar cemaat Ra­bia'nın evinin kapısında bekledi.
    — Mübarek olsun, mübarek olsun... Ayak sesleri, bir iki öksürük, sonra, sokak uykusuna daldı.

    Penbe elinde lamba, dükkanda bekliyordu. Rabia'nin odasina kadar Penbe lamba ile yol gösterdi. Kapıyı açınca:
    — Allah dirlik düzenlik versin, diyerek güveyin arkasını sığadı.

    Gelin piyanoya dayanmış bekliyordu. Üst, gümüş susam çicekleri işlenmiş mor kadife entarisinin içinde bir baş daha uzanmıştı. Telli duvağının arkasında yüzü pek seçilmiyor, uzun boynu mor kadifenin içinden, antika bir vazodan çıkan zanbak sapı gibi...

    Osman (Pregrini) durduğu yerde kaldı. Kızı bir ressamın yaptığı bir Meryem Ana resmine benzetti. Gözleri yaşardı. Penbe eliyle bir daha omuzuna dokundu, yerde yayılı duran seccadeyi gösterdi. Elbet, elbet! Bu kadar büyük sevinç eşiğinde bir erkeğin yaratanına şükretmesi lazım değil miydi?

    Penbe kapıyı kapadı, gitti. Osman (Peregrini) karısına doğru yürüdü.


    Yorum: Bazı yazarlar yaşamlarını doğrudan anlatmazlar, yazdıkları romanlar, hikayelerde yarattıkları kahramanlara kendileirni anlattırırlar. Bu, en çok Dostoyevski’de görülür.

    Sinekli Bakkal’daki Rabia, Halide Edip Adıvar’ın kendisi, piyano hocası Pregrini de Halide Edip’in gerçek yaşamında matematik dersleri aldığı Salih Zeki’dir. Halide Edip’in ilk kocası Salih Zeki’dir.

    Aşkım Güres’e düşen kartanesi, lütfen çiğnemeyin !...


 

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •