8. sayfa - 13 sayfa var BirinciBirinci ... 678910 ... SonuncuSonuncu
128 sonuçtan 71 ile 80 arası
  1. #71
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    “ONUN PAZARLIĞINI, ANNEMLE YAPACAKSIN!”
    Geçmiş yıllarda, Siirtli dul bir kadıncağız, eşi vefat ettikten sonra, evinin bir bölümünü dükkân olarak açmış çorap, mendil, iç çamaşır gibi ıvır-zıvır şeyler satarak ailesine bakmanın uğraşını veriyormuş. Dul kadının, gerçekten çok güzel ve alımlı bir de kızı varmış. Kadıncağız, ev işlerini yaparken, dükkânın işlerini kızına bırakıyormuş.

    Kızı gören ve gönlünü kaptıran bir genç, kızın annesi yokken dükkâna gider, sözde alışveriş yapmak için eşyalara bakar, fiyatları sorar, her çıkışında ya bir mendil alırmış, ya bir çorap! Onları da eve götürmez, arkadaşlarına hediye edermiş…

    Bir gün, bir hafta, bir ay bu hep böyle devam etmiş. Genç, her gün kızın annesi yokken dükkâna gider, eşyaların fiyatlarını sorar, pazarlık yapar, sonunda yine ya bir mendil, ya bir çorap alıp çıkarmış. Zaten amacı görmek, konuşmak, cesaret bulsa kıza açılmak, ne kadar çok sevdiğini söylemekmiş. Yani, alışveriş işin bahanesiymiş!

    Kız, gencin kendisine tutulduğunu anlamış. İşin gerçeği, o da gençten hoşlanmağa başlamış. Sonunda bir gün dayanamamış, bir türlü açılamak cesaretini gösteremeyen genci konuşturmaya karar vermiş ve sormuş:

    -Sen bu kadar çorabı mendili alıp ne yapıyorsun? Başka bir şey aldığın da yok! demiş. Genç içini çekerek cevap vermiş:

    -Valla, esasına bakarsan, benim almak istediğim başka bir şey var ama, ona da gücüm yetmiyor! Çok pahalı bir şey!
    Kız cevap vermiş:
    -Dükkânımızda, öyle alınamayacak kadar pahalı bir şey yok!
    Genç cevap vermiş:
    -Var, hem de çoook, çok pahalı!
    Kız anlamazlıktan gelerek, yine sormuş:
    -Neymiş o çook, çok pahalı olan?
    Genç, bütün cesaretini toplayarak cevap vermiş:
    -Sen!!!
    Ve derin bir nefes almış:
    -Ohhhh be!!! Nihayet söyleyebildim!
    Demiş. Kız gülümseyerek cevap vermiş:
    -Onun pazarlığını, Annemle yapacaksın!

  2. #72
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    “GERÇEKTEN, ELMA BÖYLE YENMELİ!”

    Siirtli bir hemşerimiz, İstanbul’a gezmeye gitmiş. İstanbul’a yerleşmiş olan kalburüstü Siirtlilerden bir hayli dostları ve sevenleri varmış. Arkadaşları, onu alıp lüks ve turistik bir restorana götürmüşler. Restoranın bütün duvarları da boydan boya aynalarla kaplıymış. Yani, aynalara bakan, restoranda oturan herkesle gözgöze gelebilecek şekilde dizayn edilmiş.

    Bizim Siirtli, yemek yerken kurallara hiç aldırış etmemiş. Önüne konulan yemekleri, evde nasıl yiyorsa, canının istediği gibi yemiş. Bu arada, aynalardan lokantada yemek yiyen diğer müşterileri de süzüyormuş. Bir masada oturan genç bir bayanın, sürekli olarak nasıl yemek yediğini izlediğinin farkına varmış. O da onu, sürekli gözetim altına almış.

    Yemekten sonra, sıra meyvelere gelmiş. Önüne, tabağın içine konulmuş bir elma, bir bıçak, bir çatal getirilmiş. Siirtli, kendisini süzdüğünü fark ettiği bayanla aynada gözgöze geldikten sonra, dikkatini çekecek bir şekilde tabaktan elmayı almış, gömleğiyle silmiş ve soymaya gerek görmeden ısırarak yemeğe başlamış.

    Kendisini süzmekte olan bayan, bu durum karşısında lokantada bulunan herkesin duyacağı bir şekilde gülmeğe başlamış. Bayanın, elma yeme şekline güldüğünü anlayan Siirtli kalkmış, bayanın yanına gitmiş:

    -Hanımefendi, benim elma yeme şeklime mi güldünüz?

    Diye gülümseyerek ve kibarca sormuş. Bayan, gerçeği gizlememiş:

    -Doğrusunu isterseniz evet. Ama, size değil, kibarlık yapacağız diye kendi düştüğümüz komik hallere güldüm. Aslında, en tabii davranış sizin yaptığınızdır. Kibarlık yapalım derken, kibarlık budalası oluyoruz.

    Demiş. Siirtliye, yanında oturmasını rica ederek garsona seslenmiş ve kendisine elma getirmesini istemiş. Tabii, servis yine aynı şekilde tabak içinde bir elma yanında çatal, bıçak. Genç bayan tabaktaki elmayı aldıktan sonra Garsona:

    -Tabağı, bıçağı, çatalı kaldırabilirsin demiş.

    Garson da, denileni yapmış. Bayan, elindeki elmayı Siirtlinin yaptığı gibi elbisesiyle sildikten sonra, ısırarak yemeğe başlamış ve söylenmiş:

    -Gerçekten, elma böyle yenmeli!

    Sonra ne mi olmuş. Siirtliyle, Bayan arkadaş olmuşlar, arkadaştan öteye evlenmiş ve mutlu bir beraberlik kurmuşlar…

  3. #73
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    “İFHİK VEREK İFHİK!”

    Zekâ düzeyi biraz düşük bir Tillolu çocuklarıyla bağa gitmişti. Küçük çocuklarından biri ağaca tırmanmış, en uç dala varmış bir türlü ağaçtan inemiyormuş. Çocuk ağlamaya başlayınca, babası dayanamamış.

    -Oğlum ağlama. Şimdi ağacı yakacağım. Ağaç senden önemli mi?
    Demiş. Aklınca, ağaç yanacak, çocuk da ağacın yanması sayesinde yere inmiş olacakmış. Dediğini de yapmış. Ağacın etrafına çalı çırpı yığmış ve tutuşturmuş. Çocuk ise bu durumda yanacağını anlayarak feryatlarını daha da yükseltmeğe başlamış.

    Çocuğun feryatlarını sevinç gözyaşları gibi algılayan baba söylenmiş:

    -İFHİK VEREK İFHİK! HARAKNA ID DEVİYE MIŞĞATİRİK!

    Türkçe tercümesi şu:

    -Gül çocuk gül. Elbette gülersin! Senin için koskoca ağacı yaktık.

    Bereket versin, çevreden yetişenler ağacın ve dolayısıyla çocuğun yanmasına fırsat vermeden ateşi söndürmüşler ve daha sonra çocuğu ağaçtan indirmişler.

    O gün bu gün: “İFHİK VEREK İFHİK, HARAKNA ID DEVİYE MİŞĞATİRİK!” deyimi, adeta bir atasözü haline gelmiş olup, yapılan fedakârlıkları çağrıştırmak için kullanıla gelir.

  4. #74
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    “ARTIK O BİZİM ELİMİZİ ÖPECEK”



    Siirtli iki kafadar genç arkadaş, gönül eğelendirmek için Adana’ya gitmişler, barlara, pavyonlara takılmışlar. Gittikleri pavyonun birinde ne görsünler. Yöremizin tanınmış şeyhlerinden birinin oğlu pavyonda oturuyor, sağında bir yosma, solunda bir yosma, önlerinde içki şişeleri…

    Gözlerine inanamayarak “acaba, gördüğümüz doğru mu!” diye bakmışlar. Birbirlerine sorup, teyit etmişler. Sonunda, gördükleri kişinin, babasının ünlü bir şeyh olması sebebiyle zaman-zaman kendilerinin de elini öptükleri kişi olduğuna kesin kanaat getirmişler.

    Bunun üzerine, gençlerden biri hemen koşmuş, etrafında olup bitenlerden ve görüldüğünden habersiz gönül eğlendiren şeyhin oğlunun bulunduğu masaya gitmiş. Bir şey yapmasına fırsat vermeden tutup elini öpmüş, başına koymuş ve yanındaki yosmaların da duyacakları kadar yüksek bir sesle:

    -Şeyhim, nasılsın!

    Demiş. Kötü bir pozisyonda yakalanmanın mahcubiyeti içine düşen genç şeyh, ne diyecek ki!

    Yüzü kıpkırmızı kesilen şeyhin masasından, kendi masasına dönen gence, arkadaşı çatmış:

    -Ulan, görüyorsun ki, o da bizim gibi gönül eğlendirmeğe gelmiş. Ne demeye gider, elini öpersin?

    Diyecek olmuş. Muzip genç kıs-kıs gülmüş:

    -Merak etme, bundan sonra biz onun değil, o bizim elimizi öpmek zorunda kalacaktır. Gayem, kendisini gördüğümüzü bilmesiydi.

    Diye cevap vermiş. Bu işin, böyle olacağı, hemen belli olmuş. Genç kafadarların pavyon hesaplarını da şeyh efendi(!) ödemiş!

  5. #75
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    29.10.2008
    Mesajlar
    73
    Tecrübe Puanı
    21

    Standart

    ifhik verek ifhik.Çok güzel bir paylaşım,bunu okuyunca bir arkadaşımın buna benzer bir siirt anısı aklıma geldi.Teşekkürler

  6. #76
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    YÜZDE 34 TÜRK, YÜZDE 33 ARAP,
    YÜZDE 33 KÜRT OLAN SİİRTLİ!


    İstanbul’da, Üniversitede okuyan Siirtli bir genç, aynı üniversitede bir kız öğrenciyle tanışmış. Arkadaş olmuşlar, samimiyet ilerlemiş. Siirtli genç, kız arkadaşına önce nişanlanmak ve sonra da evlenmek konusunda teklifte bulunmuş.
    Kızın kendisi de gönüllü ama, danışılması gereken bir de ailesi var. Annesine, babasına durumu açmış ve kendisinin de gençten hoşlandığını özellikle vurgulayarak, tepkilerini ölçmeğe çalışmış. Kızın Babası:
    -Genci eve getir de, yakından tanıyalım, bakalım, neyin nesiymiş!
    Demiş. Kız arkadaşı, Siirtli gence:
    -Anneme, Babama senden bahsettim, seninle tanışmak istiyorlar!
    Diyerek evlerine davet etmiş. Kızı gerçekten seven ve onunla evlenmek konusunda çok istekli olan Siirtli:
    -Ne zaman müsait olursanız, haber ver, damat adayları ayaklarının üzerinde yürüyerek gidiyorlarsa, ben ailenle tanışmak için başımın üzerinde yürüyerek gelirim. İnşaallah annen, baban beni beğenirler de, problem çıkmaz!
    Demiş. Kız da:
    -Ha, şunu da söyleyeyim. Babam milliyetçi biridir. Konuşmalarına dikkat et!
    Diyerek, babası konusunda tiyo vermiş. Gencin kendisi de, zaten milliyetçi karakterli olduğu için, sevdiği kıza bu konuda bir sorun yaşanmayacağını belirtmiş.
    Kararlaştırılan günün akşama Siirtli genç, özene bezene giyinerek, sevdiği kızın evine gitmiş. Tabii, bir demet çiçek ve en pahalısından bir kutu çikolata da götürmeyi ihmâl etmemiş.
    Doğrusu, kız tarafı da genci hoş karşılamışlar. Ne de olsa, kızları onu seviyor ve onunla evlenmek istiyor. Söz dönüp dolaşmış, Kızın babası gence sormuş:
    -Sen köken itibarıyla Türk müsün, Kürt müsün?
    Genç cevap vermiş:
    -Gerçek bir cevap istiyorsanız, şöyle söyleyeyim. Benim Annem Türk’tür. Siirt’e görevle atanmış ve orada babamla tanışıp evlenmişler. Babam, Siirt Merkez ilçe halkındandır. Yani, Siirtlidir Arap’tır. Babaannem Kürt’tür. Yani ben yüzde 34 Türk, yüzde 33 Arap, yüzde 33 Kürt kökenli olan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım!
    Gencin samimi konuşmasından hoşlanan kızın Babası:
    -Peki yüzde 33 Arap, yüzde 33 Kürt ve yüzde 34 Türk derken, bu yüzde 1’lik pay fazlasını neden Türk tarafına verdin?
    Diye şaka babında bir soru yöneltmiş. Her Siirtli gibi zeki olan genç, cevabı yapıştırmış:
    -Çünkü Bayrağım, Türk Bayrağı’dır. O fazlalığı onun için verdim. Gerektiği zaman, o yüzde 1’lik payın arkasına iki SIFIR EKLERİM yüzde yüze çıkar. Madem Türkiye Cumhuriyeti Bayrağının gölgesi altında yaşıyoruz, O HALDE YÜZDE YÜZ TÜRKÜM!
    Gencin samimi ve duygulu konuşmasından hayli etkilenen Babası, Kızına dönüp:
    -İşte, ben böyle bir damat isterim!
    Demiş ve damat adayı Siirtli genci beğendiğinin işaretini vermiş!

  7. #77
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    SİİRT’LE İLGİLİ
    YENİ ANEKDOTLAR
    Yazan: Muhammed Fatih ARITÜRK
    ŞEKER YERİNE ŞALGAM

    Şakalarıyla ünlü Siirt’in Nasrettin Hocası AMMO ELYAS, bir gün evine giden misafirine oyun oynamış. Çay şekeri yerine beyaz şalgamı, kesme şeker gibi kesen AMMO ELYAS, misafirinin dokunmasına fırsat bile vermeden, bardağına, kesme şekere benzettiği iki şalgam parçasını atmış.

    Misafir de, çayına atılanın kesme şeker olduğunu zannederek karıştırmağa başlamış. Ama ne yapsa, ne etse şalgam parçalarının eriyeceği yok,.

    Sonunda, “şekeri eritmeyi beceremedi, ayıp olur” düşüncesiyle, çayı acı acı içmiş. Tabii, bardağın dibinde kalan ve şeker zannettiği şalgamlar da bu arada ağzına gelmiş. Ancak, o zaman oyuna geldiğini fark ederek söylenmiş:

    -Yine bana oyun oynadın AMMO ELYAS. Şeker niyetine şalgam parçalarını yutturdun.

    Şakanın anlaşılması üzerine karşılıklı gülüşmüşler. Saf yürekli bu insanlarda, kızma, darılma diye bir şey zaten yokmuş…

  8. #78
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    AYDINLAR’A (TİLLO) KAYMAKAM ATANINCA


    Aydınlar’a (Tillo) atanan Kaymakamlardan biri Siirt’e gelmeden önce, merak etmiş, İstanbul’da yaşayan bir Siirtliyi bulup sormuş:

    -Aydınlar (Tillo) nasıl bir yer?

    Demiş. Soruyu yönelttiği Siirtli, sebebini sorup da, Tillo’ya Kaymakam olarak atandığını öğrenince gülerek:

    -Kaymakam Bey, senin işin çok zor!

    Diye cevap vermiş. Genç Kaymakam:

    -Neden?

    Deyince de, Siirtlinin cevabı şu olmuş:

    -Bak Kaymakam bey, en küçük Tillolu, kendisini Kaymakamdan büyük görür. Anladın mı bu işin zorluğunun sebebini!


    ***
    Bu anekdotun bir benzeri de Tillo’ya atanan Müftü için anlatılır. Onu da aktaralım:

    Müftü olarak Tillo’ya atanan genç İlahiyatçı, Siirt’e gelirken, otobüste bir Siirtlinin yanında oturmuş. Otobüsün koltuklarında yan yana otururlarken, sohbete dalmışlar. Yanındaki gencin İlahiyatçı olduğunu ve Tillo’ya Müftü olarak atandığını öğrenen Siirtli:

    -Vallahi Müftü Bey, sana acıyorum!

    Diyecek olmuş. Sebebini soran taze müftüye şu cevabı vermiş:

    -Tilloluların en küçüğü, dini konularda müftü kadar bilgi sahibidirler. Medreselerinde ders veren hocalarına gelince, değil ilahiyat fakültesi mezunlarını, ders veren profesörlerini ceplerinden çıkarırlar. Sen en iyisi, Tillo’ya giderken “Müftü” olarak değil, “Fakih” olarak gittiğini söyle. Oradaki Medrese Hocalarından ders al, gerçek anlamda İCAZETLİ MÜFTÜ OLMAĞA BAK!



  9. #79
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    GERÇEK ARKADAŞ, NASIL ANLAŞILIR

    Öyle anlatılır ki, Siirtli bir zenginin, biraz da şımarık bir çocuğu varmış. Zengin olduğu için, arkadaş sayısı da bir hayli çokmuş. Tabii, bunların gerçek arkadaş olmadıklarını, menfaat arkadaşları olduklarını, babası gayet iyi biliyormuş. Gerçek arkadaş ile, menfaat arkadaşlarını birbirinden ayırmasını istemesine karşılık, oğlu, bütün arkadaşlarının kendisine candan bağlı olduklarını “öl dese, öleceklerini” söylüyormuş. Babası, çocuğunun enayi çekilmesinden üzülüyor, ama oğlunu ikna edemiyormuş.

    Nihayet bir gün oğluna:

    -Gel seninle arkadaşlarını deneyelim.

    Demiş ve oğluna kabul ettirmiş. Zengin, besili bir koç alarak kestirmiş. Etini çuvala koymuş. Çuvalı kana bulamış ve evinin bodrumuna bırakmış. Oğluna da:

    -Haydi, en güvendiğin arkadaşına git. “Elimden kaza çıktı. Birini öldürdüm. Cesedini çuvalın içine koyarak evin bodrumuna sakladım. Bu gece, benimle gel, bana yardımcı ol. Cesedi götürüp Botan Çayına atalım. Diye yardım iste bakalım”

    Demiş. Çocuk, denileni yapmış. En samimi bildiği arkadaşına giderek, sır verir gibi babasından aldığı talimatı uygulamış. Ama, arkadaşının tepkisi sert olmuş.

    -Sen beni cinayetine ortak mı etmek istiyorsun, çek git başımdan!

    Diyerek, tehdit etmiş. Sırayla ve birbirlerinden habersiz çok samimi bildiği tüm arkadaşlarına giderek yardım istemişse de, hepsinden de sert tepkiyle karşılaşmış. Hatta, onu şikâyet edeceklerini söyleyerek tehdit edenler bile olmuş.

    Genç, babasının arkadaş seçme konusundaki ikâzlarının ne derece gerçek olduğunu anlamış. Babası, onu bir de kendi arkadaşına göndermiş. Babasının arkadaşına giden genç:

    -Babamın selâmı var. Elimden, kazayla bir cinayet çıktı. Öldürdüğüm kişinin cesedini, bizim evin bodrumunda çuval içinde sakladım. Bu gece, cesedi götürüp Botan Çayına atacağım. Babam, bana yardımcı olman için sana gönderdi.

    Demiş. Babasının dostu, önce çocuğu teselli ettikten sonra:

    -Bu gece ben atımı alıp evinize geleceğim. İçinde ceset bulunan çuvalı götürüp, Botan Çayına ben yalnız götürüp atarım. Senin, benimle gelmene gerek yok. Yolda yakalanırsam, cinayeti benim işlediğimi söylerim. Ne de olsa ben yaşlıyım. Bu yaştan sonra ömrümün geri kalan kısmını hapishanede geçirsem de ne olur. Sen gençsin, hapishanelere düşersen yazık olur…

    Diyerek teselli etmiş. Gece yarısı da, dediği gibi evlerine gitmiş. İçinde, ceset olduğunu zannettiği çuvalı çocuğun ve arkadaşı olan babasının yardımıyla ata yüklemiş. İş bu safhaya geldikten sonra, çocuğun babası, arkadaşına durumu anlatmış ve çuvalın içinde insan cesedi değil, helâlinden kesilmiş bir koçun etinin bulunduğunu, evine götürerek, çoluk, çocuğuyla afiyetle yemelerini belirtmiş ve dönüp çocuğuna söylenmiş:

    -İşte oğlum, gerçek dost budur. Senin de böyle gerçek bir tek dostun olsun, bin yalancı dosttan yeğdir.

    Demiş, oğlu da gerçeği anlayarak, bütün menfaat arkadaşlarıyla ilişiğini kesmiş…

  10. #80
    Teğmen Array
    Üyelik tarihi
    15.09.2005
    Yer
    Siirt
    Yaş
    40
    Mesajlar
    17.587
    Tecrübe Puanı
    378

    Standart

    IÇO ĞISRAN, IL LIBE HARRA!

    Geçmiş yıllarda, Şehrimizde kumar oynatan birçok kahvehaneler varmış. Elektriklerin gece belli bir saatten sonra kesildikleri yıllarda, Lâkabı “YABA” olan ve kumar oynamakla şöhretli bulunan biri, bir gece yarısı, elektrikler sönünce, kumar oynatılan kahvehanenin yanındaki eve giderek kapıyı çalmış ve büyük bir heyecanla kapıyı açan ev sahibi Hacı Haydar’a Siirt Arapça’sıyla söylenmiş:

    -IÇO ĞISRAN, IL LIBE HARRA. ETTIRİK IN KATAH. TEVNİ FANAR.

    (Iço, kumarda kaybetmiş. Oyun, büyük bir hararetle devam ediyor. Elektrikler kesildi. Bana Fener (kandil) veriniz.

    Kumardan ve kumarcılardan nefret eden ev sahibi Hacı Haydar da, YABA’YA Siirt Arapçasıyla şu cevabı vermiş:

    -BICCEHHENNEM ARRASOK U ARRAS IÇO! FIDDINYE ILLIBE HARRA, FIL EĞRE IHTIRIKO FINNAR, İNŞAALLHAH!

    (Içı’nun da, senin de canınız cehenneme. Bu DÜNYADA OYUN HARNERETLİ, AHRETTE CEHENNEMİN HARARETİ SİZİ YAKAR İNŞAALLAH) anlamında…

    ***

    Yine Merhum YABA ile ilgili olarak anlatılan şöyle bir ANEKDOT VARDIR:

    Çok obur biri olan YABA, BİR GÜN ÇOK ACIKMIŞ, PARASI YOK Kİ, BİR ŞEY ALSIN DA YESİN. O zamanlar, elektrik olmadığı, olduğu halde sık-sık kesildiği için, camiler KANDİLLERLE AYDINLATILIRMIŞ. Gaz yerine de, bu kandillere ZEYT dökülerek yakılırmış. Bir nevi ZEYTİNYAĞI olan ZEYT, aynı zamanda içilebilirmiş.

    Merhum YABA namaz dışı bir saatte Camiye giderek, KANDİLİ İNDİRMİŞ, ZEYT DÖKÜLEN KAPAĞI AÇMIŞ VE ETRAFINDA KİMSE OLMADIĞI KANAATİNDE OLDUĞU İÇİN ŞÖYLE SÖYLENMİŞ:

    -EL BEYT, BEYTULLAH, EZ ZEYT ZEYTULLAH, YAŞRABU ABDULLAH!

    (Ev, Allah’ın evi, Zeyt, Allah’ın Zeyti, içen de Allah’ın kulu…) anlamında.

    YABA, TAM KANDİLİ AĞZINA DİKMİŞ, İÇİNDEKİ ZEYTİ İÇİYORMUŞ Kİ, YÜKSEK SESLE SÖYLENDİKLERİNİ DUYAN CAMİİN MÜEZZİNİ MOLLA MUHYİDDİN, ELİNE BİR SOPA ALMIŞ VE ARKASINDAN SIRTINA İNDİREREK ŞÖYLE SÖYLENMİŞ:

    -EL BEYT, BEYTULLAH!, EL ÂSA ASATULLAH, YADRIBU ABDULLAH!

    (Ev, Allah’ın evi, asâ Allah’ın âsası, vuran da da Abdullah) anlamında…


 

Benzer Konular

  1. isminizin anlamini ögrenmek istermisiniz
    By neset in forum TATLI SOHBET ODASI
    Cevaplar: 11
    Son Mesaj: 11.03.2011, 14:13
  2. Siirtle ilgili karikatür
    By humanist in forum KARİKATÜRLER
    Cevaplar: 7
    Son Mesaj: 06.05.2010, 09:22
  3. Bilgisayarla İle İlgili 180 Soru Ve Cevap ** Mutlaka Okuyun **
    By nesta_34 in forum İNTERNET ve GÜVENLİK
    Cevaplar: 2
    Son Mesaj: 15.04.2009, 15:15
  4. Fenerbahçe İle İlgili Birçok Bilgi Burada
    By NyHaT in forum FENERBAHÇE
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 06.10.2008, 21:44
  5. SİİRTLE İLGİLİ LİNKLER
    By cenkyildiz in forum SİİRT SİTELERİ
    Cevaplar: 0
    Son Mesaj: 25.11.2005, 14:31

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •