SENİ DE BOŞARIM AMA İNEĞİ BIRAKMAM!
Siirt’in ilçesi olduğu dönemlerde; Batman Belediye Başkanı olarak görev yapan ve genç sayılacak bir yaşta RAHMET-İ RAHMAN’A kavuşmuş bulunan Salih GÖK ile ilgili olarak anlatılan bir anekdot vardır.
Şehrimizin adının İNEKLERLE ÖZDEŞLEŞTİRİLDİĞİ gerçeği karşısında bu anekdotu sunmayı uygun bulduk. İşte, Anekdotumuz:
Siirt gibi, Batman’da da İNEKLERİN KOL GEZDİĞİ dönemde, ineklerin şehirde kol gezmelerine karşı kesin tavır alan Belediye Başkanı Salih Gök, bu konuda çok katı bir tutum sergiliyormuş. Şehir içinde başıboş gezen hayvanlar yakalanarak, bu iş için tahsis edilen bir alanda toplattırılıyor, sahiplerinin müracaatları halinde, neredeyse fiyatlarına denk gelecek bir ceza ödemeleri ve beslendikleri her gün için de, besi parası alınarak bırakılıyormuş.
Bir gün, Belediye Başkanı Salih Gök’ün ev hizmetlerini yapan kadına ait bir inek de, çarşıda başıboş gezerken, Belediye Zabıta ekipleri tarafından yakalanmış, toplama merkezine götürülmüş. Hizmetçi Kadın, Belediye Başkanının evinin hizmetçisi olmaktan dolayı ceza vermeden ineği toplama merkezinden kurtarabilmeyi umut ediyormuş. Bunun için, her gün işini yaptığı ve çok samimi olduğu Belediye Başkanının Hanımına durumu anlatarak, ineğinin bırakılması için Başkana tavassutta bulunması için ricada bulunmuş.
Belediye Başkanının Hanımı da Kocasının bu gibi konularda ne kadar hassas olduğunu bilmesine rağmen, yine de durumu aktarmış ve hizmetçilerinin yakalanmış olan ineğinin ceza kesilmeden salınmasını istemiş.
Merhum Başkan, Hanımının bu tavassutuna çok kızmış ve onu şöyle azarlamış:
-Yok Hanım, yok! Sen bu tür işlere karışma, aracı olma! Seni BOŞARIM AMA, ĞELETE ĞECE’NİN (Hatice Teyze’nin) ineğini, cezasını ödetmeden salmam.
“BERGİL, MERGİL YOK, MOTORDUR, MOTOR!”
Geçmiş yıllarda Siirtli bir MEBUS (Milletvekili) adayı, partisinin genel merkezi tarafından Ankara’ya çağırılmış. Tabii, genel merkez, yalnız Siirtli adayı değil, bütün illerin adaylarını da davet etmiş.
Kurtalan’dan trene binen Siirtli mebus adayının bulunduğu kompartmana, Malatya’dan bir yolcu binmiş. Bu yolcu da, meğer aynı partinin Malatya mebus adayı imiş. İki mebus adayı, birbirleriyle tanışıp, sohbet etmeğe başlamışlar. Bir ara, Malatya mebus adayı, Siirtli mebus adayına:
-Siirt’te elektrik var mı?
Diye sormuş. Siirtli MEBUS adayı:
-Tabii var!
Diyerek gururla cevap vermiş.
Muhatabı yine sormuş:
-Kaç beygir gücünde?
Beygir gücünün ne demek olduğunu bilmeyen ve merkeple karıştıran mebus adayımız cevap vermiş:
-Bizde BERGİL MERGİL YOKTUR. MOTORDUR, MOTOR!
YEMEK AZ OLUNCA…
Geçmiş yıllarda, yüksek tahsilde okuyan bir Siirtli, başka illerden gelen 2-3 arkadaşı ile anlaşarak birlikte kalacakları bir pansiyon tutmuşlar. Hepsi de yüksek tahsil öğrencileri olan pansiyoner gençler, yemeklerini de birlikte yapıp yiyorlarmış.
Ailelerinin gönderdikleri paralarla geçinen gençler, özellikle ay sonlarında parasal açıdan sıkıntıya düştükleri için de, mecburen yemeklerde kısıntıya gidiyorlarmış.
Yine ay sonlarından birinde, yemek yapma sırası kendisinde olan genç iki üç yumurtayı omlet yapmış, sofraya getirmiş. Ekmeklerini banıp yiyecekler. Siirtli bakmış, yemek bir kişiyi bile zor doyurur. Kendisi de oldukça aç. Numaradan, içinde omletin bulunduğu tavanın içine hapşırmış. Arkadaşları, hapşırıktan çıkan tükürüklerin omlete bulaştığını görünce, tiksinip, geri çekilmişler.
Siirtli de, omleti tek başına kemali afiyet ile mideye indirmiş…
“HACI, SEN BURADA KAL!”
Gençliğinde güçlü, kuvvetli, kabadayı bir serseri iken tövbe edip, Hacca gitmiş, bütün kötü işlerden elini eteğini çekmiş bir hemşerimiz varmış. Hac görevini ifâ ettikten sonra, mümkün mertebe karıncayı bile incitmekten kaçınan bu hemşerimiz, bir gün çarşıda dolaşırken, birkaç serserinin, bir zavallının çevresini sardıklarını ve onu tartaklamakta olduklarını görmüş. Nasihat yollu:
-Bırakın garibanı, ne istiyorsunuz zavallıdan!
Demişse de, berikiler tınmamışlar. Aralarına aldıkları zavallıyı tekme, tokat dövmeye devam etmişler. Gördüğü manzaraya daha fazla dayanamayan eski kabadayı hemşerimiz:
-Bu zulme seyirci kalmama ALLAH da razı olmaz PEYGAMBER de!
Dedikten sonra, o zamanlar, Haccı olanların, hac alâmeti olarak başlara taktıkları sarığını çıkarmış, bir kenara koymuş:
-Hacı! Sen burada kal!... Ben de gideyim, bu it oğlu itlerin hadlerini bildireyim!
Demiş. Gayet, güçlü kuvvetli olduğu için de, vurduğu her yumrukta birini devirmiş. Bunun üzerine, zavallı garibanı döverlerken, dayak yemek durumuna düşen kabadayı müsveddeleri, ortalıktan toz olup kaçmışlar.
Demek oluyor ki, gerektiği yerde ve zamanda hacılığı, hocalığı bir yana bırakmak lâzım!
“ÖLECEĞİME ÜZÜLMÜYORUM AMA”
Geçmiş yıllarda, Şehrimizin tanınmış simalarından biri ağır hastalanmış, evinde yatıyormuş. Tabii, ziyaretçileri gelip, gidiyor, şifâ dileklerini ileterek teselli ediyorlarmış.
Gerçekten muhterem bir kişi olan doğruluğu, dürüstlüğü ve mertliğiyle tanınan bu Siirtlinin üçkâğıtçı, dalavereci, sahtekâr mı, sahtekâr bir kardeşi varmış.
Yine kendisini ziyarete giden ve tesellide bulunmak isteyen çok samimi bir dostuna, hasta şöyle demiş:
-Emin ol, ölümden zerre kadar korkum yok. Allah’ın takdiri neyse olacak. Ama, biliyor musun en çok neye üzülüyorum. Ben ölünce, hemşerilerim de varıp benim üç kâğıtçı, dalavereci kardeşime başsağlığı dileyecekler “BAŞIN SAĞOLSUN” diyecekler ya! İşte, bunu düşündükçe üzülüyorum, kahroluyorum!
“HACI AMCAMDAN BAŞKA KİMSE B.K YEMESİN!”
Siirtli 5 kardeş, bir konuda komşularıyla sorunlarını çözümlemek için rehber olarak Amcalarını beraberlerinde götürmeyi kararlaştırmışlar. Amcalarına giderek, komşularıyla aralarındaki sınır sorununu çözmesi için aracı olmasını istemişler. O da, yeğenleriyle birlikte gitmeyi kabul etmiş. Bunun üzerine, 5 kardeşin en büyüğü, yani ağabey konumunda olanı, diğer kardeşlerinin dikkatlerini çekerek:
-Bakın, bizden hiç kimse ağzını açıp konuşmasın, işi karıştırmasın. Sadece Hacı Amcamız konuşacak. HACI AMCAMIZDAN BAŞKASI B.K YEMESİN…
Demiş ve anlatım ifâdesindeki hatası sebebiyle Amcasına b.oku yedirmiş!